Alacakaranlık Kuşağı

the-twilight-zone-alacakaranlik-kusagi-14bolum_8476742-251350_640x360

İlaç resimleri paylaşıp bu yarar mı, şu iyi gelir mi diye paylaşmak hiçbir işe yaramaz. Tahlil sonuçlarını facebooktan dağıtmak, ay komşular yetişin, ölüyorum diye diğer insanları yardıma çağırmak inanın yardım etmiyor. Şu duayı okuyun, şu ayeti okuyun diye diğer insanları nerede ise dinsizlik, imansızlık veya imanı zayıflıkla itham etmek sadece ayıp ve daha kötü bir şeydir.

Dertleşmek, birbirine destek çıkmak, birbirine iyi söz söylemek, “ben şunu yapıyorum ve böyle oluyor” gibi sadece kendini örnek verir konuşmalar karşındaki insanda iticilik yaratmaz, tam aksine farkındalık yaratır.

Unutmayın, kaçınma, sakınma veya nasıl adlandırmak istiyorsanız öyle adlandırabileceğiniz davranış biçimi, farklı şekillerde görülse de özünde aynıdır. Bir bölgeden uzaklaşma, bir durumdan kaçınmak, bir duyguyu hissetmemek için sürekli konuşmak / kendini başka şeyler hissetmeye zorlamak ve sosyal iletişim ağlarının bir göstergesi olan “yetişin komşular” kaçınma davranışları gibi görülebilir.

Soruna kademeli ve kontrollü bir şekilde yaklaşmak (yüzleştirme tekniği), kontrolü bırakma alıştırmaları, düşünme şemalarını değiştirme gibi teknikler yararlı ve sonuç vericidir.

80´lerde Alacakaranlık kuşağı adıyla yayınlanan, bende de bağımlılık yapmış kült bir dizi vardı. Gece vakti, yarım saatliğine o siyah beyaz diziyi izlemek için gözlerimi televizyona dikerdim. Hep öyle korkunc değildi tabii. Gülerdim çoğunlukla. Bir bölümünde adamın biri, barda tanıştığı alkolik bir adama bir hap veriyordu. Alkolik abimiz daha önce diğerine alkolü bırakmak için herşeyi yapmaya hazır olduğundan falan bahsetmişti sanırım. Meğerse o hap aslında midede yaşayan bir kurtçukmus. O bölümün sonunda anlatıyordu; “eğer bir damla daha alkol alırsan o midendeki yaratık iki katı büyüyecek sonraki sefere iki kat daha büyüyecek ve nihayetinde karnını yarıp seni öldürecek diye”.

Kaçınma davranışı da böyle birşeydir işte. Sen kaçındıkça iki kat büyür, sonra iki kat daha büyür. Bir de bakmışsın….

Yapmayın. Benden söylemesi…

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

Reklamlar

Gülmek yaşam kalitesini arttırır, ömrünü uzatır.

83c76ca1karikatur

Günlük yaşamında gülebilen, sorunları başka yönleri ile de görmeye çalışan insanların daha kolay çözüm yolları bulduklarını, da çabuk yardım aldıklarını biliyor muydunuz? Aaron Antonovsky, nazi toplama kamplarından kurtulan insanlar arasında yaptığı çalışmalar sonucunda Salutojenik Yaklaşım (Sağlık kaynaklı) kavramı ve Bütünlük Duygusu kavramını bilim dünyasına sokmuştur.

Aynı sorunları yaşayan, aynı kamplarda yaşayan insanlardan bazılarının, sorunlar (işkence, açlık, zor yaşam koşulları vs) yüzünden kendi canlarına kıydığını, bazılarının patolojik travmalar yaşadıklarını, bazılarınınsa yaşam boyu süren somatik problemler yaşadıklarını not etmiştir. Çalışmalarını yoğunlaştırdığı grup ise bu kamplardan çıkmalarına rağmen, görece mutlu ve huzurlu bir yaşam süren, herhangi bir travmatik veya somatik engel ile yaşamak zorunda olmayan insanlar olmuştu.

Neydi bu insanları böylesine dirençli huzurlu ve güçlü kılan? Dini inançları mı, süper iradeleri mi, boş vermişlikleri mi?.. Aaron onların yaşamlarında benzeşen bir nokta olduğundan emindi.

Evet, bu insanlar, dünyayı anlaşılabilir anlamlı ve yönetilebilir (Bütünlük Duygusu Kavramı veya asıl adı ile Sense of Coherence) bir halde görmek için çabalayan veya bu algıyı yaşamlarının önemli ve doğal bir olgusu haline getirmiş insanlardı. Bu keşif sonrasında Slutojenik (asıl adı ile Salutogenes Saluto {Sağlık} ve Genesis {Kaynak-Köken}) yaklaşım ile bireyin ve toplumun sağlığını korumak, geliştirmek ve problemlerle başa çıkabilmek için kişi ve toplumdaki sağlıklı yapıyı koruyup kollamanın önemini vurgulamıştır.

Antonovskynin modeli ve bulduğu tanımlama kavramı, başlı başına birçok makalenin konusu olabilecek bir içeriğe sahip elbette. Ancak dünyayı kavrayabilmenin, zorlukların üstesinden gelebilmenin koşullarından bir tanesi de gülebilmektir. Yaşamda farklı bakış açıları oluşturmaya çalışıp sadece patolojik (hastalıklı) olana odaklanmaktan kurtulmaktır.

Gülmek insanı mutlu kılar. Size gülmenin fiziksel etkilerinden bahsedeyim bugün. Güldüğünde vücudunda neler olup bittiğini biliyor musun?

  • Gülmek insanları birbirine yaklaştırır, mutlu kılar.
  • Uyku kaliten artar. Daha rahat uyuyup daha çok dinlenirsin.
  • Daha güçlü bir vücuda sahip olursun. 10 dakikalık gülmenin 10 dakika koşmak kadar fiziki yarar sağladığını bilmez bir çok kişi.
  • Stres hormonu, kortisol üretimi azalır. Yani stresin azalır.
  • Depresyonu azaltır. Bunun nedenide Dopamin adı verilen mutluluk hormonun salgılanmasıdır.
  • Gülmek kan basıncını düşürür ve kandaki oksijen oranını arttırıp kalbin korunması ve daha iyi çalışmasına neden olur.
  • Güldükçe iki beyin lobu birbiri ile daha kolay iletişim kurar ve hafızan güçlenir.
  • Fiziksel ağrıların azalır. Endorfin yani vücudun doğal ağrı kesici hormonunun salgılanması artar.
  • Vücudun savunma mekanizmaları güçlenir. Kortisol azaldıkça vücudu koruyan diğer hormonların oranları yükselir.
  • Midedeki şişkinlik ve gazı alır. Sindirime yardımcı olur.
  • Seni daha dinç kılar. Kan dolaşımı düzelir, yemek ve kan basıncına bağlı problemleri azalır. Böylelikle kendini yorgunluk hissetmezsin.
  • Yaşam süren uzar. Uzun yaşayan insanların çok ama çok azı, sinirli gıcık veya mutsuz ve suratsız teyze ve amcalardır. Unutmayın.

Sağlıklı, mutlu ve gülücüklerle dolu bir yaşam dilerim…

Psikoterapist, Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html