Çatlak su testisi ve yaşlı kadın

shutterstock_cracked-clay-pot-688x457

Bir zamanlar, uzak bir dağın ardında ırak bir ülkenin birinde, yaşlı mı yaşlı, yoksul mu yoksul, tek başına yaşayan,  ufacık tefecik bir kadıncağız varmış. Sırtına vurduğu boyunduruğa astığı iki testisine dereden su doldurmak için uzaklara, zahmetli ve dik bir yokuşun arkasına yürürmüş her gün.

Testilerden birisi yeni, ışıl ışıl, rengarenk ve zarif bir testiymiş. Yaşlı kadının doldurduğu suyu tek bir damlasını dökmeden eve getirirmiş.

Diğer testi ise eski ve tüm ışıltısını kaybetmiş, böğründe koca bir çatlakla, içine doldurulan suyu eve gelene kadar en az yarısını yere döken bir testi imiş.

Kadıncağız o uzun yolu her gün en az bir defa katedip testilerini ağızlarına kadar doldurur, eve geldiğinde ise her seferinde sadece bir buçuk testilik su bulabilirmiş.

Aradan uzun bir zaman geçmiş, günler geceye geceler sabaha dönmüş sayısız defa.

CRACKED-POT-2.jpg

O yeni ve güzel testi her gün kendini över, gururla arkadaşı olan diğer testiye ne kadar değerli olduğundan, sahibi olan yaşlı kadının kendinden ne kadar memmun olduğundan dem vururmuş. Kendisi ile gurur duyup, görevini yapmanın önemi üzerine nutuk atarmış.

Yaşlı ve çatlak testi ise her gün bunları duya duya ve canı gibi sevdiği o yaşlı kadına sadece yarı dolu testi miktarı kadar su getirmesi nedeni ile mahcup, yetersiz olduğu hissi ile dolu, üzgün ve bezginmiş. Her gün onun için ayrı bir acı, ayrı bir kahırmış. ”Keşke beni bir köşeye atsa da kurtulsam”, diye kahroluyormuş.

Artık bir gün dayanamamış ve kadıncağız dereden su doldururken dile gelmiş: ”Bırak beni yalvarırım, bırak beni derenin dibine, kendimden utanıyorum. Zaten hiçbir işe yaramıyorum, zaten gereksiz yere suyun yarısını yere döküyorum… Bak diğer testiye… Bir de bana bak. Beni şimdi, burada bırakıp gidersen anlarım…”

Yaşlı kadın tek ses çıkarmadan testilerini doldurmuş her gün yaptığı gibi. Eve dönerken yaşlı testiye dönmüş:

”Bak bakalım yolun senin tarafındaki bölümüne. Şu güzel kokulu çiçekleri, onların üzerinde uçuşan kelebekleri arıları görüyor musun? Bir de yolun diğer tarafına bak. Orada böyle çiçekler var mı? Senin tarafındaki gibi yeşil mi? Anlayabileceğin gibi, ben yolun senin tarafına düşen bölümüne tohum ektim. Senin suyunla sulanan çiçeklere, o suyla doğaya can veren sen oldun. Evimin güzelleşmesi, o uzun zahmetli yolumun kısalması senin yüzünden oldu. Senin böğründeki çatlak yüzünden o çiçekleri desteleyip pazarda satıp ve evime ekmek getirebildim. Senin o utanıp kusur olarak gördüğün çatlak benim için mutluluk, ekmek parası ve yaşam sevinci oldu.

Dostum, hepimiz farklıyız ve inan bana, farklılıklarımız bizim en büyük şansımızdır. Eğer kendimizi olduğumuz gibi kabullenip, kendimiz olmak için çabalar ve kendimizle gurur duyarsak önümüzdeki engelleri tek tek aşarız.

Yoksa bizler sadece soğuk, ruhsuz, renksiz, nahoş ve mutsuz yaşamlar yaşayıp yok olup gideriz”

Bir çin öyküsünden uyarlama…

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

CANIM OKUR

writing-1209121_960_720

 

Zaman gerçekten çabucak geçiyor. Bazan acı bazan sevinç getiriyor.

Son dönemde yazdıklarım şunlar oldu:

Yaban mersininin yararlarını anlattığım yazımda Doğadaki mucize, yaban mersini (Vaccinium myrtillus) yapılan araştırmaların şu ana kadar verdiği olumlu sonucu ve hangi alanlarda çalışmalar yapıldığından bahsettim.

Bir narsisti nasıl tanıyabilirsin? adlı yazım ise narsizmin ne olduğu, bir narsistin nasıl tanınıp ona nasıl davranılması gerektiği üzerineydi.

Uyuşturucu madde kullanımı ve psikoz arasındaki ilişkiyi irdelediğim Uyuşturucu madde kullanımı psikoz bozukluğuna neden olmakta. adlı yazımda kısaca bilinmesi gereken konulara değindim.

Şekerin yarattığı yıkım ve üzerimizdeki etkisi Şekerin kanserli hücreleri besleyip insan ömrünü kısaltığını biliyor muydunuz? adlı yazımın konusu oldu.

Beynimizi sağlıklı kılmak için yapılması gerekenleri, sağlıklı bir beynin ne kadar önemli olduğunu Depresyondan kurtulup alzheimer ile başa çıkabilmek, kaygı ve korkularınızı kontrol altına almak ister misiniz? adlı yazımda vurguladım.

Japon Kintsugi sanatı ve kendini olduğu gibi kabullenmenin önemi Cahil olmadan bilge olunmaz… adlı yazımın konusu idi.

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) hakkındaki yazım OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB) bu zorlu hastalık hakkındaki kısa bir merhaba oldu. Elbette devamı gelecek bir yazı bu.

DEHB tanısını irdelediğim yazımda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) konunun ana hatları ile okurlarıma ulaşmasını hedefledim.

Yorumlarınız ve sorularınızla bilgilenmek veya bilgilerinizi derinleştirmek istediğiniz konuları bana iletebilirsiniz. Zamanım oldukça o konular hakkında da yazabilirim.

Saygılarımla

Hasan Durna

 

 

 

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

adhd-treatment-1

 

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, çoculukta ortaya çıkan ve erişkin dönemde de devam eden bir bozukluktur. Dikkat eksikliği, hiperaktiv davranışlar ve tepkisel davranışlar en belirgin problemlerdir. Erkeklerde görülme sıklığı daha yüksektir. Toplumda görülme sıklığı yüzde 3 ila 5 civarındadır. Yetişkinlik döneminde, çocuklukta görülen belirtiler azalır ve bazı hallerde yok olur.

Gelişimşel koordinasyon bozukluğu ve dikkat eksikliği bozukluğu gibi eski bozuklukları da kapsar. Depresyon, tourett, OKB, otizm, disleksi gibi diğer tanılarla birlikte görülebilirler. Profesyonel yardım almayan bireylerde yüksek stres, düşük özgüven, alkol ve madde bağımlılığına meyil, suça eğilim vs gibi ekonomik ve sosyal riskler tespit edilmiştir.

DEHB tanısı ayrıntılı ve uzun bir teşhis süreci sonunda konmalıdır. Sorunlar tek bir alanda değil, kişinin farklı yaşam alanlarında da gözlenilebilmelidir. Tanı koymanın ilk amacı elbette kişinin daha anlaşılır ve kontrol edilebir bir yaşam kurması için kendi tepki ve  davranışlarını idrak etmesidir. Daha düzenli ve planlı bir yaşam kurabilmesidir. Dikkat eksikliğinin baskın olduğu, hiperaktivitenin baskın olduğu, iksinin birlikte olduğu gibi veya yukarıda bahsedildiği gibi, gelişimsel koordinasyon bozukluğu ve dikkat eksikliği bozuklukları ile birlikte farklı kombinasyonlara tanılanabilir.

Dikkat eksikliği; öğrenme güçlükleri, unutkanlık, dikkatini toplayamama, çabuk sıkılma, çabuk vazgeçme, plan yapamama, kalem defter anahtarlarını vs kaybetme gibi günlük yaşamı etkileyen zorluklar olarak gözlenir.

Hiperaktivite; yerinde duramama, konuşurken veya bir iş yaparken daldan dala atlayıp yaptığını yarım bırakma, sırasını bekleyememe, çabuk sıkılma, başkalarının işine karışma gibi belirtilerle gözlenir.

Erken teşhis ve kombine tedaviler önemlidir. İlaç tedavisi, bireysel ve ailevi psikolojik destek terapi tedavileri, okul, işyeri yani günlük hayatta yapılacak uyum sağlamaya yönelik düzenlemeler, bireyin kullanabileceği destekleyici medikal aletler kullanılmalıdır.

Yapılacak uygulamalar bireyin yaşına ve çevresine uygun nitelikte olmalıdır. Plan ve öğrenim zorluklarını giderici programlar sunulmalıdır. Riskli davranış ve alışkanlıklar gözlendiğinde sorun büyümeden tedavi edilmelidir.

Beslenme düzenine dikkat edilmeli, alınan gıdaların içeriğine bakılmalıdır. Olumlu davranışlar ödüllendirilirken olumsuz davranışlar doğru yöntemlerle söndürülmelidirler. Planlama yapma, günlük şema hazırlama, stresi azaltma, olumsuz duygu ve düşüncelerinin farkına varma, öfke kontrolü ve güdü kontrol çalışmaları yapılmalıdır.

Uyku düzeni sağlama, sosyalleşme, kendisini riskli davranışlara zorlayacak şeylerden uzak durma ve onları kontrol edebilir hale gelebilmek hedeflenmelidir.

Bu alanda, bu yazımda kısaca değindiğim konular dışında elbette bir sürü, ayrıntıları ile ele alınacak, anlatılacak şeyler var. Cok kısa geçtiğim bu konular da başka bir kitabın, başka yazıların konusu olsun.

Sağlıcakla kalın..

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB)

p-w-wmn73572-unwanted-thoughts-ocd-lg

 

OKB NEDİR

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) kişinin günlük yaşamında yoğun kaygı  ve strese yol açan günlük yaşamını olumsuz etkileyen, tekrar eden takıntı veya düşüncelerle tanınabilen bir psikiyatrik rahatsızlıktır. DSM 5 tanı kitabında Obsesif ve Kompulsif Bozukluk olarak tanılanır.

Obsesyon takıntılı düşünce, fikir ve dürtüler iken kompulsiyon yineleyici davranış ve eylemlerdir. Bunlar kişinin isteği dışında gelişip yoğun kaygı stres ve azımsanamayacak hallerde yoğun depresyona neden olurlar.

Kişi, genellikle kaygıdan kaçınmak için, bu davranış ve düşüncelere sarılsa da aslında tam da bu takıntılı davranış ve düşünceler, o yaşanan yoğun kaygıyı yaratan ögelerden biridir.

Kaygı yaratan tekrarlayıcı düşünce ve bu kaygıyı azalttığı düşünülen tekrarlayıcı davranış arasında bir gerçekçi, tanımlanabilir, gözlenebilir bağ olmasına gerek yoktur.

Toplumda görülme sıklığı yüzde 1,5 – 2 arasındadır. Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu (OKKB) ile karıştırılabilir. OKKB´li bireyin algıladığı obsesyon ve kompulsiyonlar bireyin kişisel moral algısı, yaşayış biçimi ve ulaşmak istediği hedefleri ile uyumluluk gösterirken, OKB´li bireyde durum tam tersidir.  Depresyon, diğer kaygı bozuklukları, bipolar bozukluk, otizm, tourett, yeme içme bozuklukları gibi diğer rahatsızlıklarla birlikte görülebilirler. (Korku ve kaygılarımız) 

Orta ve geç ergenlik dönemlerinde başlayıp ( erken ergenlik döneminde ortaya çıkan vakalar da vardır) kadınlarda daha sık gözlenir.

En sık görülen obsesyon ve kompulsiyon türleri şunlardır:

  1. Yaralama veya yaralanma korkusu
  2. Bulaşma ve temizlik
  3. Dini içerik
  4. Düzen
  5. Yetersizlik hissi ve yanlış yapma
  6. Cinsel içerik
  7. Toplama, biriktirme ve saklama
  8. Dokunma
  9. Kuşku ve kontrol

OKB´li bireylerde aynı anda birkaç faklı obsesyon ve kompulsiyon türünün yaşanması normal bir durumdur. Kişi kendini bir şeyleri toplamak ve topladıklarını belirli bir düzen içinde istiflemek zorunda hissederken aynı anda bazı dokunma ritüellerini de yapmaktadır.

Elbette her takıntı OKB değildir. Bu tanı için, takıntı düşünce ve/veya davranışları kişinin yaşamını kısıtlayıp yoğun kaygı yaratmalı, kişinin her gün en az bir saatini bu takıntılara ayırıyor olması gerekir.  Uzman bir psikiyatrist teşhis koyabilir. Kendi kendinize teşhis koyamazsınız.

NİÇİN

Nedenlerini tek bir kuramla açıklamak doğru değildir. Psikolojik, genetik, biyolojik nedenleri vardır. Bazı travma yaşantılarının etkisi olduğu ve OKB riskini arttırdığını gözlüyoruz. Son yıllarda infeksiyon ve OKB arasındaki ilişki araştırmacıların dikkatlerini yoğunlaştırdıkları bir konu. Kırılgan kişilik yapısı olan insanlar OKB´ye daha meyillidirler.

TEDAVİ

OKB tedavisinde bilişsel davranışçı temelli psikolojik tedaviler (BDT ve panik atak), SSRİ temelli psikofarmaka (Sosyal fobi tedavisinde kullanılan ilaçlar), yani ilaç tedavisi, aile ve yakınları kapsayan aile terapisi kullanılır. Yaşam kalitesini ve farkındalığı arttırır destek çalışmaları gereklidir. (Bağırsaklarımız gerçekten de ikinci beyin mi?)

Şimdilerde bazı ülkelerde yapılan kapsulotomi (beyin ameliyatı) ve DBS (derin beyin stimülasyonu) gibi  teknikler çok ağır vakalarda kullanılmıştır.

OKB´Lİ ÜNLÜLER

David Beckham

Leonardo Di Caprio

Poul Gasgoine

Jessica Alba

Cameron Diaz

Müjdat Gezen

İbrahim Tatlıses

Bülent Ersoy

 

Saygılarımla…

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

DURSEY VE KELİN TÜRKÜSÜ

2010 143

 

DURSEY VE KELİN TÜRKÜSÜ

 

Yaz bitiyor,

Tek tek dönüyor turnalar yurtlarına.

Tek tek düşüyor sararmış yapraklar toprağa.

 

Güzün de kendine göre bir güzelliği varmış

Öyledir…

Bahar yeniden gelir,

Doğa yeniden yeşillenir,

Yeniden yaşama dururmuş

Öyledir…

 

Ama ben

O solan gülü sevdim

Düşen yaprağına aşıktım

Gezgin arısına,

Üç günde solan kelebeğine

Aşıktım.

 

Kökleri kalır diyorlar

Tohumu kalır…

Beden göçse de

Sesi kalır, resmi kalır

Diyorlar…

Köklerinden yeni güller yeşerir

Yenidoğan arılara can verir

Diyorlar…

 

Desinler

 

Yine de

Benim gülüm farklıydı

Gülüm benim, canım…

Karaböcüğüm, kuzum…

 

Hasan Durna, 2019.08.06

 

2012 ∞

2019 ∞

 

Nihayet birbirinize kavuştunuz, rahat uyuyun…

Cahil olmadan bilge olunmaz…

il_1588xN.1927965525_3l93

Japon Kintsugi (veya Kintsukuroi) sanatı, kırık dökük çanak ve çömlekleri altın karışımı bir madde ile yapıştırıp onarma sanatıdır. Kökenleri, kırık dökük yararsız zayıf ya da ayıplanan veya suçlu geçmişi olanın da değerli olduğu, onarılınca eskisinden de kıymetli olabileceği, zorluklar karşısında sadece çarpışmanın yeterli olmadığını kabullenme ve değişimin zorunluluğunu vurgulayan filozofi akımlarına, wabi sabi ve mushin filozofilerine dayanır.
Kendimizi olduğumuz gibi kabullenmenin bir erdem, hata ve kusur kabul edilen özelliklerimiz olsa da hepimizin eşit olduğunu, değişimin zorunlu bir gerçeklik olduğunu vurgular.
Psikolojik tedavide önemli iyileştirici unsurlardan birisi de bu gerçekçi kabullenme, gerçekçi değişim isteği ve çabasıdır.
Sorunlar karşısında boyun eğmek onu öylece olduğu gibi kabullenmek ve buna karşı bir şey yapmamak elbette isteyenin istediği gibi yapması özgürlüğüdür.
Ama kendini, yaşadığı sorunları, o sorunları benliğinin bir parçası kabul edip gerçekçi çözüm yollarını bulmak ve o yollar için çabalamak ciddi bir kişisel çalışma gerektirir.
Kintsugi eserleri öylesine değerlidir ki, dolandırıcılar sağlam çömlekleri kırıp yeniden onararak insanları dolandırmaya çalışmaktadırlar.
Kendinizi olduğunuz gibi sevip olası hata ve kusurlarınızdan utanç duymadan, onlarla, bir olanlarla, tamam onlarla mutlu ve onların değişimiyle yetkin olmanız, kırık parçalarınızı da sevmeniz dileğiyle…
Hasan Durna, psikoterapist

Depresyondan kurtulup alzheimer ile başa çıkabilmek, kaygı ve korkularınızı kontrol altına almak ister misiniz?

BlogGraphic-HeartAttack-670x499

Beyin, insanın en karmaşık organlarından birisi, belki de birincisidir. Vücudun çoğu hayati fonksiyonlarına hükmedip duygu, hafıza depolama gibi birçok önemli işlevi vardır. Milyonlarca yıllık evrimin ortaya çıkardığı en mükemmel işlerden biridir.

Fiziksel olarak taş devri insanı, Homo sapiens, ile aramızda aslında çok büyük fark yok. Onlardaki en önemli üstünlük, yaşama alışkanlıkları sonucunda edindikleri güçlü fizikleri ve daha hassas duyu organlarıdır.

Onlar bu hassas duyu organları ve zamanla geliştirdikleri korku, kaygı, stres ve hafif depresyon sayesinde de hayatta kalmışlardır. Bizler, üzerine gelen aslandan korkup kaçan, o aslan gelmeden önce ondan nasıl kurtulurum kaygısıyla yaşayan insanların torunlarıyız. Belki denk getirip tek başına bir aslan öldürebilen atalarımız da vardı ancak günümüz insanının ataları, o korkak çekingen ve öncelikli olarak güvenliğini düşünen ve hayatta kalan insanlardır. Depresyon, kaygı, panik atak ve stres sadece korkutucu, zararlı ve kötü şeyler değidir. Bunlar bir zamanlar bizlerin yaşamını kurtaran özelliklerimizdi. şiddetli korku

Araştırmalara göre haftada 3 gün en az 30´ar dakikalık orta veya yüksek yoğunluklu fiziksel aktivite yapan bireylerin daha mutlu, daha az stresli, daha fazla özgüven sahibi ve olası depresyon ataklarına karşı daha dirençli oldukları tespit edilmiştir. Bir deneyde haftada üç gün hızlı yürüyüş yapan yaşlılar, yapmayan yaşlılara göre inanılmaz farklılıklar göstermiştir. Fiziksel aktif grupta, belirli bir yaştan sonra doğal olarak kabul edilen yıllık % 1 beyin küçülmesi yerine % 2 beyin büyümesi gözlenmiştir. Yani fiziksel aktivite onların beyinlerini gençleştirmiş, hafıza kapasitelerini arttırmış, demens ve alzheimer riskini azaltmış, özgüven ve planlama yetilerini arttırmıştır.

Taş devri insanı elbette yaşamak için sürekli hareket etmek, avlanmak, toplamak, konup göçmek için çaba gösterip enerji harcamak zorundaydı. Tahminen günümüz modern insanından en az iki kat daha hareketliydiler ve bize göre en az iki kat daha fazla efor sarfediyorlardı. Daha 100 yıl öncesinin köy yaşamı bile bu oranlara yakın düzeyde hareketli ve enerjik insanları yaratmıştı.

Günümüzdeki genel yaşayış biçiminde çok az hareket eden insanlarının yaşam sürdüğü ortamın yemeğin kapıya sipariş edildiği bir ortam olduğu, yediği yemeğin büyük ihtimalle genetik değişime uğramış yada bir sürü kimyasallar/ilaçlar ile doğallığını kaybetmiş ürünlerden yapıldığını unutmayalım. Şu yazımda doğa ve psikoloji doğadaki olumsuz değişime dikkat çekmiştim.

Elbette az hareket eden, doğal ve sağlıklı beslenmeyen insanlar daha içe kapanık, stresli ve sinirli olmakta. Savunma mekanizmaları zayıflamakta ve böylelikle daha kolay hasta olmaktalar. Daha kolay mide ve bağırsak hastalıklarına yakalanmaktalar. Şu yazımda bağırsak florasındaki değişimlere dikkat çekmiştim. mide bağırsak ve beyin ilişkisi

Bunları daha da kötü yapan şey ise uyku düzeninin bozulması ve uyku problemleri yaşamaktır. Ciddi psikolojik rahatsızlıkları olan bir insan için yapılacak ilk ve en önemli tedavi, onun uyku düzenini normalleştirmek olmalıdır. Şurada uyku düzensizliği ve panik atak uykunun fiziksel ve ruhsal sağlık için ne kadar önemli olduğunu yazmıştım.  Günlük 7 – 8 saatlik uyku kişiyi sadece daha dinç ve güçlü kılar.

Günümüz modern insanının diğer bir problemi ise yanlızlıktır. Steve Jobs´un Iphone 4 tanıtımının üzerinden sadece 9 yıl geçti. Bu süre içerisinde bireylerin, özellikle çocuk ve ergenlerin ekran karşısında (akıllı telefon ekranı da dahil) geçirdikleri zaman, sosyal medya kullanımı süresi her geçen yıl ve ay, neredeyse her geçen dakikada yeni rekorlar kırmakta. Akıllı telefonlar onlarca sosyal medya arkadaşlıkları vs ne yazık ki bizleri daha mutsuz yaparak daha bağımlı kılıyor. Arkadaşla, eş dostla birlikte yapılan sosyal bir etkileşim sonucu ortaya çıkan haz alma ve bunun sonucunda vücuda dağılan endorfinden istemsizce vazgeçtik galiba. Sosyal medyada alınan ‘like’ lar beyinde aynı haz alma duygusunu yaratıyor artık. Para puldan ziyade belki de bu yüzden bir sürü internet fenomeni, youtuber canları pahasına riskli işlere kalkışıyorlar ve belki de bu yüzden tuvalette bulunan kitap ve ansiklopediler yok oldu artık…

Sadece spor yapmak, düzenli uyku çekmek, sağlıklı beslenmek, sosyal ilişkiler kurmak kişiyi elbette depresyon ve demensten veya diğer psikyatrik hastalıklardan tam olarak kurtarmaz.

Eğer psikolojik rahatsızlığı olan bir kişiysen psikolog, psikiyatrist desteği almaktan korkma. Doktorunun yazdığı psikofarmaka ilaçlarını sakın kendi başına azaltıp arttırma. Hiç bir şey yapamıyorsan hızlı yürüyüş yap, internete bağlanma süreni kısıtla, ne olursa olsun uyumaya çalış ve yediklerine ve içtiklerine dikkat et.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Saygılarımla

Hasan Durna, uzm psikoterapist