KİREÇLENME (ARTROZ)

artroz

 

Birçok insanın günlük yaşamını olumsuz etkileyen artroz nedir?

Eklem çevrelerindeki yumuşak dokunun, yani kıkırdağın, zamanla aşınıp yıpranması ve ağrılara neden olması ile bilinen, kireçlenme olarak adlandırılan bir hastalıktır.

Artroz sıklıkla diz, kalça ve beldeki eklem yerlerinde görülür. Yaşla alakası pek olmasa da gençlerde görülme yüzdesi daha düşüktür.

Artrozun birincil nedeni kıkırdak dokusundaki eskime ve buna bağlı olarak kemiklerin birbirine sürtünmesiyle oluşan ağrı ve hasarlardır.

Dizdeki fiziki mekanizma, uyluk ve kaval kemiklerinin çapraz ve yan bağlar adı verilen kaslarla tutulması ile düzenlenmiştir. Aşırı kilo, hareketsizlik. aşırı spor, spor sakatlanmaları, dizi zorlayan iş koşulları, bilinçsiz ayakkabı kullanımı gibi nedenler kıkırdak aşınmalarına neden olur.

Yazının konusu diz artrozu ancak dirsek, kalça, bel, boyun ve ellerde de artroz hastalığının oluştuğunu unutmatalım.

Ağrılardan dolayı günlük hareketlerden kaçınmak kişinin yaşamını atıl ve zevksiz kıldığı kadar bu hastalıktan dolayı görülen belirtilerin daha da ağırlaşmasına neden olur.

Bir doktor veya fizyoterapist belirtilere bakarak teşhis koyar. Birincil tedavi fizyoterapi ve ilerleyen ağır aşamalarda ise ameliyattır.

Ne yapmalı?

Öncelikle bir fizyoterapistle görüşün. Onlar size en uygun fizik tedavi alıştırmalarını ve bunların nasıl ne kadar süreyle ve ne kadar sıklıkla yapılacağını izah edeceklerdir. Kişiye uygun, onun fizyolojik yapısına katkı sağlayacak alıştırmalar, işin özüdür. Fiziki alıştırmalar en etkili ve kolay tedavi yöntemidir. Doğru çalışmalarla diz, bel be sırttaki kas yapısı güçlendirilmekte ve böylece kıkırdak üzerine binen yük hafifletilmektedir. Sık sık ve gerekli süre dahilinde yapılan alıştırmaların en etkili sonucu verdiği bilinmektedir.

Fizyoterapistle görüşmem diyorsanız ne olursa olsun bir fiziksel aktivite yapın ancak bazı aktiviteler yarardan çok zarar verir dikkat. Atlamalı zıplamalı, uçmalı kaçmalı şeylerle zaten zedelenmiş kıkırdak yapısını daha da zorlamayın. Yüzmek, bisiklet sürmek, sandalyeye oturup kalkmak gibi şeyler deneyin.

‘Kaynımda da var aynısı’ diyenleri dinlemeyin lütfen. Boşu boşuna sağlığınızdan, malınızdan ve gururunuzdan olursunuz. Kaplıcalar yardımcı oluyor deyip sıcak su ile yapacağınız tedaviyi bir fizyoterapisten öneri alarak yapın.

Doğru ayakkabıyı giydiğinizden emin olun. Bazan yumuşatıcı tabanlıklar, ayak düzleşmesi sağlayan destek ürünleri yardımcı olur. Çok yüksek topuklu veya topuksuz ayakkabılar sorunu daha da büyütebilir.

Kilo verin. Verdiğiniz her kilo diz eklemlerinin ömrünü uzatır, ağrılarınızı hafifletir.

Yeyip içtiklerinize dikkat edin. Bol bol sebze meyve ve kuru yemiş yeyip, su için. Aşırı alkol sigara ve kahveden uzak durun.

Bir uzman doktor veya fizyoterapist ile görüşün. Onlar bu hastalık hakkında tanı koyup tedavi seçenekleri sunan tek yetkililerdir. Konunun uzmanı olmasam da konu hakkındaki verdiğim bilgiler, umarım sizlere bu problem ile başa çıkmak için karar verebilmenizde yardımcı olur.

Saygılarımla Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

Reklamlar

Öfkeli çocuklar, öfkeli ana babalar…

 

arg

Canhıraş çığlıklar, kontrol edilemeyen öfke patlamalarının yoğun yaşandığı dönem, çocukların gelişiminde doğal bir evredir. Genellikle çocuğun duygularını nasıl kontrol edeceğini bilemediği dönemlere denk gelir. Konuşamayan bir bebeğin açlığını nasıl ifade ettiğini düşünün. Bazansa çocuğun anne babasından ayrılıp kendi benliğini bulmaya başladığı, özgürleşmeye çalıştığı dönemleri kapsar.

Dört yaşındaki bir çocuğa istemediği bir yemeği yedirmeye, istemediği bir kıyafeti giydirmeye çalışan her anne veya babanın beni gayet iyi anladığından eminim.

Daha ileriki yaşlarda ise, konuşma yetisine sahip bir çocuğun, bazı durumlarda anne babası ile kim daha güçlü kavgası vermeye başladığını, çevresindeki sosyal etkileşimlerden edindiği deneyimleri aile içinde test etmeye çalıştığını görmekteyiz.

Hiç bir sağlıklı anne veya baba çocuğu ile gereksiz yere çatışmaya girmek ve onlarla ufak nedenlerle tartışmak istemez. Ailenin kavramının özü, kendini güvende hissedip mutlu olunan bir yer olmasıdır.

Ama tartışma, öfke patlamaları, bağırtı ve çağırtı, bazansa kavga düzeyindeki çatışmalar normal bir türk ailesinde gözlenen durumlardır. Ergen ana babalarında bu durum daha da belirgindir.

Öyleyse psikolojimizi bozan, ruh ve somatik sağlığımızı tehdit eden, stress ve uyku bozukluklarına yol açan, utanç ve öfke patlamalarına neden olan bu duruma karşı ne yapmalı?

  • Her konuda kavga etmene gerek yok. Bırak, çocuğun yaşına uygun durumlarda, kendi kararını kendi versin.  Tartışmaya yol açan her on durumdan ancak biri tartışmaya değer aslında.
  • Her şeyi kişiliğine yapılmış bir saldırı olarak algılama.
  • Çevredekilerden utanmaktansa çocuğun için o anda neyin doğru olduğuna karar ver ve onu uygula.
  • Karnı tok ve iyi uyumuş az stresli çocuklar daha az mızmızlanır.
  • Her çocuk farklıdır. Çocuğunu ve onun davranışlarını tanıyor musun?
  • Kendi duygu ve davranışlarının farkında mısın? Bir yetişkin olarak kendi sorumluklarının farkında mısın?

Kızgın ve öfkeli bir çocuğu sakinleştirmek.

  • Herşeye rağmen tartışma büyümüşse, büyük tartışma/kavga çıkmışsa, çocuğunun güvende olmasını sağlamak senin görevin.
  • Kızgın ve öfkeli bir çocuğa dokunma. Onu sakinleştirmek amacı ile de olsa kucaklamaya çalışma.
  • Vücut dilinin tehdit eden, korkutucu ve otoriter olmamasına özen göster.
  • Sakin ve yumuşak bir ses tonu ile konuş. Sesini yükseltme.
  • Varsa çocuğun kardeşlerini odadan çıkart.
  • Sandalyeye, kanapeye veya yere oturarak çocuğunla aynı boy hizasına gelmeye çalış. Yukarıya bakarak seninle tartışan kızgın çocuklar daha zor sakinleşir.
  • Kısa cümleler kurup objektif ol. Kişisel eleştiri yapma, olan olayı, yanlış olan şeyi eleştir.
  • Çocuğunun duygularını onaylamaya çalış.
  • 10 dakikadan fazla tartışma. Konuyu değiştir. Gerekirse bir süre sonra tartışmaya geri dönersin ancak uzun, gereksiz ve olumsuz tartışma genelde hiçbir şeyi çözmez
  • Çocuğunun tartışmadan bir şekilde onuru kırılıp, özgüveni zedelenmeden çıkmasını sağla. Mesele senin tartışmayı kazanıp kazanmaman değil, çocuğunun olup bitenden birşeyler öğrenip öğrenmemesidir.
  • Her tartışmadan sonra, kavganın tozu dumanı çekilince, olup bitenin sonuçlarından konuş. Destekleyici, yol gösterici, bilgilendirici ve kararlı ol.
  • Kendi duygularından ve çocuğunun duygularından haberdar ol, onun duygularını onayla.
  • Varsa kardeşleri olup bitenden haberdar et, ancak asla tartışdığın çocuğunu suçlayıcı aşağılayıcı veya utandırıcı ifadeler kullanma.

Saygılarımla

Hasan Durna, uzman psikoterapist

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

Doğa elden gidiyor a dostlar, biz de onunla birlikte.

yaban

Marmara denizinde yaşayan canlı türlerinin günümüzde 180 adet olduğu ve koca denizin sadece 6004 bireyi barındırdığını biliyor musunuz? 20 yıl önce 124 balık türüne ev sahipliği yapan denizde şimdi sadece 7 çeşit balık yaşamakta. Yani dülger balığı, kırlangıç balığı, orkinos, kılıç… Bunlar artık masallarda öykü şiirler ve yaşlıların bulanık hafızalarında kalan hatıralardan ibaret artık.

Ergene ırmağından uzun zamandır akan şeyin artık su olmadığı ve tüm Trakyayı zehirlediğini biliyor musunuz? Dilovasında, Menderes havzasındaki çevre felaketlerinin insanı nasıl etkilediğini biliyor musunuz? O civarda yaşayan insanlarda, kilometrelerce uzaktaki toprak ve su örneklerinde yapılan analizlerde ağır metallere rastlanmakta.

ergene siyah akıyor

Irmak, göller ve denizlerde kullandığımız ilaçları bulmaktayız. Balıklarda doğum kontrol haplarından dolayı üreyememe sorunlarına rastlanmakta… Marmara denizinden doksanlardan beri midye çıkarmak yasak.

Türkiye Akdenize günde 144 ton plastik atık bırakarak onu en fazla kirletenlerin başında gelmekte. Plastiğin icadından bu güne kadar üretilen tüm 8,3 milyar tonun yüzde 80, yani 6,3 milyar tonu şu an çöp olarak doğada bulunmakta. Pasifik okyanusunun ortasında, büyük okyanus akıntıların yardımıyla 16 milyon kilometrekarelik bir çöplük oluştu artık.

Çöp yığını

Dünyadaki bu plastik çöplerin çok küçük bir bölümü görülen çöp. Büyük kısmı mikroplastik denen küçük parçalardan oluşmakta. Denizlerimizde, göllerimizde, ırmaklarımızda, toprak ve havada bulunmakta. İçtiğimiz sularda, soframızdaki deniz tuzunda, balıklarda, kuşlarda, böceklerde, sebzede de mikroplastiklere rastlanmakta. Mikroplastiğin sadece plastik atıklarından dolayı oluşmadığını belirteyim bu arada. Diş macununda, giydiğimiz elbiselerde, makyaj malzemelerinde de bulunmakta ve bu yollarla doğaya salınmakta.

Hafta içinde Avrupa parlementosunun büyük çoğunluğu tek kullanımlık plastik eşyaların 2021 yılından itibaren avrupa birliği sınırları içinde satış ve kullanımın yasaklaması  için oy kullandı. Belki diğer ülkelere de örnek olup yarattığımız bu korkunç durumu zamanla düzelmeye yarar. Birkaç ülke ve bazı belediyeler tek kullanımlık plastik malzeme ve mikroplastik içeren ürünlerin kullanımını tamanen yasakladılar veya extra vergilendirmeye dahil ettiler.

Çevre kirlenmesi ruh sağlığımızı da olumsuz etkilemektedir. Fiziki problemlerin yanısıra bilişsel sorunlar, ağır metallerin vücuda girmesi ile hormonal ve psişik problemler, yenidoğanlarda gözlenen vakalar…

Çözüm sadece yasaklamak vurmak kırmak değil, çözüm beraber yaşamak, geleceği düşünmek, çözüm sevmek…

“Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir…//..

Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.

Sağlıcak kalın

Hasan Durna, psikoterapist

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

Bağırsaklarımız gerçekten de ikinci beyin mi?

Bağırsak

Sürekli konuşulan, popüler olduğu kadar hakkında birçok yanlış bilgilerin de olduğu bir konudan bahsedeyim bugün. Bağırsaklarımız ve midemizde yaşayan bakteriler ve onların ruh sağlığımıza etkisi.

Bağırsakların ilginç bir özelliği vücuttaki diğer tüm organlardan farklı olarak kendi başına karar verebilen bir organ olmasıdır.

Enterik sinir sistemi (ESS) bağırsaklar, mide, pankreas vb gibi organların etrafındaki otonom sinir sistemi olup, merkezi sinir sisteminden (MSS) bağımsız olarak çalışır ve kendi kararlarını verir. ESS sempatik ve parasempatik sinir sistemlerini ciddi biçimde etkiler.

En önemli fonksiyonlarından birisi de bağışıklık sistemi üzerindeki hayati rolüdür. İçerisinde 500 milyon nöronu barındıran sistem olan ESS (neredeyse omuriliğimizdeki nöronlar kadar) bilgi toplama, kas kontrolü, ani karar verme gibi birçok fonksiyonu gerçekleştirir.

Bağırsaklarımızda bizlerle birlikte yaşayan milyarlarca bakteri, iyi ve kötü bakteriler olarak gruplandırılırlar. Dışkımızın yarısı bu bakterilerden oluşturur. Tahminen 500 farklı tür yaşamaktadır sindirim sistemimizde ve toplamda 1-2 kilo civarındadır. Yüzde 99´u 30-40 farklı türde bakterilerden oluşur.

Bu bakteriler farklı gıdalarla beslenirler. İçimizdeki bakteri florasını korumak, beslenme kaynaklarımızın farklı türlerden oluşması ile mümkündür.  1800´lü yılların başlarında Amerikalı bir doktorun araştırmaları,William Beumont, karın ve bağırsak sağlığı ile ruh sağlığı arasındaki bağı irdelemektedir. Son yıllarda bu konu sadece diyetisyenlerin ve gastroentrologların değil psikiyatristlerin de ilgi odağı olmaktadır.

Kabaca mutluluk hormonu da diyebileceğimiz serotoninin neredeyse tamamı karın ve bağırsak sisteminde bulunur. Serotonin, sinir hücreleri (nöronlar) arasında elektrik sinyalleri taşımakla görevli bir nörotransmitterdir. Bağırsak hareketlerini, açlık tokluk hissini, büyüme hızını denetler. Depresyon, saldırganlık veya atıllık, cinsel güdü, uyku düzeni ve stres ile yakın ilişkisi olduğu belirlenmiştir.

Bağırsaklarımızdaki bazı bakterilerin salgıladığı nörotransmitter (serotonin, dopamin, adrenalin gibi) nöronlar vasıtasıyla beyne ulaştırılıp duygularımızı, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı da etkilemektedir.

Bağırsak florasındaki düzensizlik, kişinin bağışıklık sisteminde hasara ve böylelikle hastalıklara daha yatkın olmaya götürür. İrritabl bağırsak sendromu, psikoloji ve mide/bağırsak arasındaki ilişkiye dair güzel bir örnektir.

Bağırsaktan kana geçen bazı maddeler, damarlardan beyne ulaşmakta ve stres yaratmakta. Stres ise bağırsağı olumsuz etkileyip o floradaki iyi bakteri sayısını azaltmakta ve nihayetinde beyinde acı, kaygı, korku, gibi duygular yaratmaktadır.

Bilim dünyasında bağırsak florasındaki bazı bakterileri artırıp bazı bakterileri azaltarak depresyon ve DEHB tedavisinde yeni metodlar bulunmaya çalışılan araştırmalar vardır.

Ancak ESS ve bağırsak/mide bakterilerilerinin rolünü gereksiz yere abartıp, psikolojik sorunların sadece doğru yemek yeme alışkanlıkları ile giderileceğine inanmak doğru değildir. İlerideki araştırmaların neyi göstereceği elbette yeni tedavi türlerini de olası kılmakta.

O gün gelene kadar, doğru yeme içmenin ve mide/bağırsak sağlığının üst düzeyde tutulmasının, asıl tedaviyi olumlu etkileyen ve iyileşme sürecini hızlandıran bir koşul olduğu bilinmelidir.

Batı dünyasındaki yaygınlaşan tedavi türlerinden birisi, sağlıklı bir insandan alınan bakteri florasının (yani bağırsaklardan alınan dışkının) hastaya nakli ile olmakta. Bu tedavi yapılmasa da günlük yaşamda kendi başına yapılacak başka şeyler de var.

Sağlıklı bir mide ve bağırsak sistemi için ne yapmalı?

  • Lifli besinler yemeye çalışın. Yetişkin bir insanın günlük ihtiyacı 30-40 gr. civarındadır. Meyve sebze tahıllardan edinilebir.
  • Turşu, kefir, şalgam, boza gibi mayalı yiyecekler midemizdeki yararlı bakterilerin de gıdasıdır.
  • Tabağınız rengarenk olsun. Yani tekdüze yemek yemekten (sadece hamur işi, sadece et, sadece sebze vs) kaçının. Tüm besinlerden azar azar da olsa yemeye çalışın.
  • Düzenli spor yapın. Günlük spor alışkanlıklarının ne kadar önemli olduğu hakkındaki  fikirlerimi başka bir yazının konusu olarak yarınlara saklayayım.
  • Uykunuza dikkat edin. Elbette bu konuda uyku ve ESS arasında yumurta ve tavuk ilişkisi olsa da yardımcı tedbirlerle, iyi işleyen bir uyku düzenine kavuşmaya çalışın.
  • Zararlı şeker, gereksiz antibiyotik kullanımı, hormonlu ve katkı maddeli yiyeceklerden uzak durun.
  • Fazla alkol, kahve, çay, aşırı baharattan uzak durun.
  • Stres vücutta kortizolu arttırıp yararlı bakterileri öldürür. Stresle başa çıkma alıştırmalarını uygulayın.

 

Yukarıda da belirttiğim gibi bu mekanizmanın işleyişini ne abartarak ne de hor görerek sağlıklı sonuca ulaşılabilir.

Saygılarımla…

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

 

 

 

Canım Okur

writing-1209121_960_720

Yoğun ilginizden dolayı teşekkür ederim. Onbinlerce ziyaretçi ve 60 civarında ülke. Gerçekten teşekkürler…

İkinci kitabım Sosyal Fobi Kim korkar sosyal fobiden! ocak ayında okurlarım ile buluştu. Orada sosyal kaygı bozukluğu ve nasıl bununla başa çıkılacağını yazdım. İkinci kitabıma da ilk kitaba olduğu gibi, gösterdiğiniz yoğun ilgi için teşekkür ederim.

Makalelerim hakkındaki görüşlerinizi yazmayı unutmayın, onlar, benim ve sizlerin gelişimi için çok değerliler. Tüm amacım, kolay anlaşılır bir dille konuları aydınlatmak ve bunların sizlere yarar sağlayan bilgiler olmasına özen göstermek. Makalelerde, merak ettiğiniz veya katılıp katılmadığınız konular hakkında yorumlarda bulunarak konunun tüm yönleri ile aydınlatılmasını, daha da çeşitlenip geliştirilmesini sağlayabilirsiniz.

Son dönemdeki makalelerimden bazıları şunlardı:

 

Denetimini yitirme ya da çıldırma korkusu 12. panik atak belirtisi olarak sizlere sunuldu. Gayet yoğun yaşanan ve korkutucu olan bir belirti hakkındaki yazı, en çok merak edilen konulardan birisi oldu.

https://panikataksite.wordpress.com/2017/12/29/denetimini-yitirme-ya-da-cildirma-korkusu-panik-atak-belirtileri-12/

 

Ölüm korkusu 13. panik atak belirtisi olup panik atak belirtileri serimin son yazısı idi.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/01/11/panik-atak-belirtileri-13/

 

Sosyal fobi hakkındaki yazım.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/01/21/sosyal-fobi/

 

Sosyal fobi testi sizlere kendinizi test etme imkanı verdi.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/02/18/sosyal-kaygi-bozuklugu-testi/

 

Sosyal fobi nedir sorusunun cevabı bulabileceğiniz bir yazı.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/03/12/sosyal-fobi-nedir/

 

Sosyal fobi ve utangaçlık birbiri ile karıştırılan, birbiri içine geçmiş iki kavramdır. Ayrılmalarının zamanı geldi artık.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/05/05/sosyal-fobi-ve-utangaclik/

 

Sosyal fobiye eşlik eden hastalıklar adlı makalem konuyu aydınlatmakta.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/05/05/sosyal-fobi-ve-utangaclik/

 

Mobbing iş yerinde, okulda, sokakta veya mahallede rastlanan bir problemdir.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/06/17/psikolojik-yildirma-mobbing-uygulayan-baskin-karekterli-kisileri-tanima-ve-onlarla-basa-cikabilme-stratejileri/

 

Can dostlarımız, hayvanlar. Psikolojimizi olumlu etkilediklerini biliyorsunuz elbette.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/07/02/hayvanlar-ve-insan-psikolojisi/

 

Korku ve kaygılarımız hakkındaki yazım.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/08/09/korku-ve-kaygilarimiz/

 

Ekonomik krizler ve psikoloji hakkındaki fikirlerim.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/08/15/ekonomik-kriz-ve-psikoloji/

 

Hepinize yeniden iyi okumalar dilerim

Hasan Durna, uzman psikoterpist.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Ekonomik kriz ve psikoloji

The graph of fall of the coins. Red arrow down

Maslow insanın gereksinimlerini beş temel kategoride toplamıştır. Ancak en temel ihtiyaçlar giderildikçe sonrasında daha üst seviyede yer alan diğer ihtiyaçlar da giderilebilir Maslowa göre.

  1. Fizyolojik gereksinimler (besin, su, cinsellik, uyku gibi)
  2. Güvenlik gereksinimi (vücut, iş, kaynak, etik, aile, sağlık, mülkiyet güvenliği gibi)
  3. Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık gibi)
  4. Saygınlık gereksinimi (kendine ve başkalarına saygı, güven, başarı gibi)
  5. Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdem, yaratıcılık, doğallık, problem çözme, önyargısız olma, gerçeklerin kabulü gibi)

Ekonomik gereksinimlerin karşılanması en temel ihtiyaçlarımızdan birisidir. Bunun bir problem olmaya başladığı veya bu riskin olası olduğu durumlarda bile stres yaşayıp depresyona girebiliriz. Kaygı yaşanıp, panik atakların tetiklenmesi olasıdır.

Kriz odaklı korku nedeni ile kişi yoğun kaygı ve korku yaşayıp öfke ve endişeye kapılabilir, kaçınma ve sakınma davranışları geliştirebilir, isteksizlik ve güvensizlik yaşayıp, kendisini yakın çevresinden soyutlayabilir.

Ekonomik kriz yaşanan dönemlerde eşler arası çatışmalar sonucunda boşanmalarda artış gözlendiği, fiziksel sorunların arttığı, cinsel sorunların uyku bozuklukları ve aşırı stresin gözlendiği bilindik şeylerdir.

Öyle ise ne yapmalı?

  1. Durum ne kadar umutsuz olursa olsun, bunların üstüne bir de ruh sağlığını kaybetmen sorunu daha da çıkmaza sokar. Ancak kendini mutsuz hissetmen, geleceğe ve ailene dair kaygı duyman elbette normal olandır. Önemli olan o düşünce ve duyguları kontrol altına alabilmen.
  2. İşleyen demir pas tutmaz. Fiziki ve mental çalışmalar ruh sağlığını koruyan faktörlerdir.
  3. Korkularınla yüzleşmek seni daha güçlü kılar. Problemlerden kaçmaktansa onları karşılamayı dene.
  4. Ekonomik kriz utanç yaratır. Kişi kendini izole edip zamanla atıl bir sosyal yaşama sahip olur. Daha önce yaptığın şeyleri yapmaya çalışmak, arkadaşlarınla ara sıra da olsa buluşmak önemlidir.
  5. Daha önce yapmış olsan bile kendine günlük bir spor bul. Bir süre sonra kendini daha iyi hissedeceğini biliyorum.
  6.  Günlük yaşamın stresiyle oradan oraya savrulmaktansa bir plan dahilinde hareket etmeye çalış. Gün içindeki kısa molalar zihnin ve vücudun dinç kalmasını sağlar.
  7. Alkol ve benzeri alışkanlıklardan uzak dur. Onlar sorunu sadece daha karmaşık, daha çözülmez kılar.
  8. Alışkanlıklar edin ve onları izle. Alışkanlıklar güven yaratır ve güvense stresin panzehirlerinden biridir.
  9. Olumsuz düşüncelerinin farkına varıp onların esiri olmamaya gayret et.
  10. Olayları olduğu gibi kabullenmek en doğru olanıdır. Ne fazla ne eksik.
  11. Duyguların baskın olmaya başladığında onların esiri olup sadece onlar üzerinden tepki vermemeye gayret göster.

 

Saygılarımla, Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html