Hayvanlar ve insan psikolojisi

untitled.png

Depresyon ve kaygı bozukluklarının göstergelerinden birisi de isteksizlik ve iştahsızlıktır. İnsanın iç bulanıklığı, kendini kötü hissetmesinin yanında bir bıkkınlık, yılgınlık yaşaması da olası görülen şeylerdendir. İştahsızlık, uykusuzluk, yorgunluk gibi bir sürü rahatsızlık günlük yaşamda görülür. 

Bu durumdaki bir insanın gülücükler dağıtması, eşi dostu ile görüşmesi, üstüne başına çeki düzen vermesi elbette çok kolay değildir.

Arkadaşlar, aile bireyleri ne kadar destek vermeye çalışsalar da onların beklentilerine cevap vermek, onları kırmadan reddetmek veya onlara, onlar hakkında hissettiklerini tam olarak söylemek kolay olmayabilir.

Ev hayvanlarının sağlık merkezlerinde, bakımevlerinde kullanılması bir çok ülkede gittikçe yaygınlaşan bir uygulamadır. Kediler ve köpekler gibi hayvanların hastahane koridorlarında görülmesi elbette bir amaca hizmet etmekte, hastanın yaşam koşullarında iyileştirmeler yaratmak.

Hayvanların psikiyatri kliniklerinde kullanılması diğer kliniklere göre biraz daha geç olmuştur. Ancak bu geç tanışıklık onların daha az yararlı olduğu anlamına gelmemektedir. Tam tersine hayvanların özellikle depresyon ve kaygı bozuklukları ile mücadelede büyük yararlar sağladıkları gözlenmektedir.

untitleddf

 

Peki bunun sebebi nedir? Önemli bir sebep hayvanların gösterdikleri karşılıksız sevgidir. Küçük bir hayvanın gösterdiği sevgiye karşılık vermemek bir yakının gösterdiği yakınlığı reddetmekten daha zordur. Gösterilen küçük bir sevgi genellikle havvan tarafından hemen cevaplanır.

Hayvanlar birçok psikiyatrik rahatsızlıklarla birlikte görülen, o kendini yalnız hissetme, acısını hafifletir. Bir araştırmaya göre köpek sahibi Avustralyalıların komşuları ile daha fazla sosyal kontak kurdukları tespit edilmiştir. Özellikle her gün dışarı çıkarılması zorunlu olan ev hayvanları olanların, daha sosyal ve fiziksel aktif oldukları gözlenmekterdir. Sadece bir hayvanın başını okşamanın bile kişinin kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini azalttığını biliyor muydunuz?

Ev hayvanları olanlarda daha kaliteli uyku, daha az hastalığa kapılma riski, daha az stres ve daha iyi kondisyon gözlemlenmiştir. Hatta evinde akvaryumda balık besleyenlerde bile daha harmonik bir yaşam tarzı, daha doğru nefes alıp verme alışkanlıkları tespit etmekteyiz.

Bir yaşayan canlı ile kurulan o inanılmaz derin sevgi bağı, hayvan sahibinde sorumluluk alma bilincini, başkaları ile empati kurma yetisini arttırıp kişiye durduk yere kendini mutlu hissedebilmesi şansını sunar.

Bir hayvan sahibi olanların hemen anlayabileceği bir şeyden bahsedeyim. Bir hayvanın insanın üzgün olup olmadığını anlayabildiğini, kanser vakalarını erken teşhis edebilecek koku alma yeteneğine sahip olduklarını, depresyonu koklayıp alıştırmalarla panik atakları esnasında yardım edebildiklerini biliyor muydunuz.

Bir hayvana evini açmak, onunla iletişime geçebilmek çok önemlidir. Sadece psikolojik rahatsızlıklardan korunmak için değil, yaşamda karşılıksız sevginin en basit düzeyi ile nasıl hissedilebileceğini anlamak için bile o sevimli dostlarımızı ihmal etmeyin. Siz kendiniz için olmasa da çocuklarınız için bir ev hayvanı edinin bence.

Hasan Durna, uzman psikoterapist.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/kitap/kim-korkar-panik-ataktan/407637.html&filter_name=hasan%20durna

 

 

 

 

Reklamlar

Psikolojik yıldırma / mobbing uygulayan baskın karekterli kişileri tanıma ve onlarla başa çıkabilme stratejileri.

mobbing

Mobbing aslında türkçede yıldırma taciz etme, bezdirme gibi kelimelerle ifade edilebilen, bir kişi ya da grubun, başka bir kişiye mevcut gücünü ya da pozisyonunu kötüye kullanılarak; süregelen veya kısa süreli şekilde psikolojik şiddet, baskı, taciz, aşağılama, tehdit vb. yolları ile duygusal ve sosyal saldırıda bulunması halidir.
Kişinin saygısız ve zararlı bir davranışın, bir şakanın hedefi olmasıyla başlar her şey. Tacizci ima ve alay ile karşısındakinin toplumsal itibarını düşürmeyi de içeren saldırgan bir ortam oluşturarak onu psikolojik yıkıma ve bıkkınlığa sürüklemektedir. Bu durum bir işyerinde olabileceği gibi bir okulda, bir evde, sokakta veya alışveriş yapılan bir yerde bile olabilir.
Uzun dönemli durumlarda taciz edilen kişi strese mazur kalıp fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklar yaşayabilir. Öfke kontrolü problemleri yaşayıp yalnızlaşmaya, kendine veya başkalarına zarar verme eğilimleri geliştirmeye başlayabilir. Uykusuzluk, utanç, huzursuzluk, benlik duygusu zayıflığı, paronaya, tükenmişlik sendromu, aile içi çatışmalarına neden olabilir. Bıkkınlık nedeni ile bulunduğu iş veya okulu bırakma noktasına gelebilir.
Bu durumun arkasındaki psikolojik ve sosyal temeller nelerdir? Nasıl tespit edilip nasıl başa çıkılabilir? Panik kaygı bozukluğu, sosyal fobi ve diğer psikolojik rahatsızlıkları yaşayan insanlar bu durumdan nasıl etkilenirler? Bu onların zaten hassas olan duygusal dengelerini daha da bozar mı?
Başka bir insanı etkisi altına almak ve bezdirmek isteyenlerin ilk kullandıkları metod; görmemezlikten gelmektir.
Kişi bir şekilde unutulur, duyulmaz veya görülmez. Böylece onun fikirleri ve varlığı yok sayılır, hiçe indirgenir.
Ne yapmalı: Görülen her tuhaf durumu normalleştirmemek, o durumu karşısındakine sözlü olarak belirtmek ilk adımdır. “Niçin konuşurken bana bakmıyorsun, niçin başka bir iş arkadaşım daha yüksek ücret alıyor?” gibi. Sosyal durumlardaki olası senaryoları kurgulayıp olası stratejilerin alıştırmasını yapmak önemlidir. O anda herhangi bir cevap veremiyorsan bile, daha sonra tek başına veya başka birisinin yardımı ile geri gelip o durumu görünür kılınmalısın. Olayların ve o tuhaf şeylerin geçip gitmesine izin verme.
Başka bir metod küçük düşürmektir.
Kişiye gülünüp dalga geçilir, onun yaptığı şakalar ve esprilere gülünmez. Ne söylediğinden ziyade saçma bir ayrıntıya odaklanılıp konu dağıtılır.
Ne yapmalı: Konunun özüne sadık kalan sorular sorarak tacizcinin yaptığı konuyu dağıtma girişimini berteraf edebilirsin. “Ne demek istiyorsun, bu kadar dalga geçilecek ne var?” gibi, “Bana böyle saçma bir şaka yapamazsın, çekil buradan!” gibi kısa cevaplarla bu saçmalığın bitmesi gerektiğini de belirtebilirsin. Komik olan ne gibi bir sorudan sonra tacizciyi konunun özüne dönmeye zorlayabilirsin.
Bir diğer metod bilgi gizleyerek kişiyi olan bitenden ayrı konuma düşürmektir. Birdenbire yapılan toplantılar, kaybolan notlar gibi şeyler kişinin daha az bilgiye ve böylelikle daha kontrolsüz bir konuma düşmesine neden olur.
Ne yapmalı: Aceleye gerek yok, Hiçbir şeyin oldu bittiye gelmesine izin verme. Cevaplayamadığın soruları daha sonra cevaplayacağını söyle. Son anda ve hazırlık imkanı verilmeden yapılan tartışmaların sağlıklı olmadığını belirtip alınak istenen kararın, sen kendi görüşünü oluşturana kadar bekletilmesini iste.
Yine bir başka metod ise kişi ne yaparsan yapsın, o yapılanın asla doğru olmaması, hep bir kusur bulundurması veya, ama şu şekilde yapsak daha iyi olmaz mı, sorusunu içermesidir.
Ne yapmalı: Kendi sesine kulak verip yanlış dahi olsa inandığın şeyi savun. Sadece kişiye değil bu hep süregen senin dediklerini, yaptıklarını küçümseyen duruma dikkat çek ve bu duruma saldır. Kelime ve davranışlarını seçerek konuları ciddi ve vurucu bir ifade ile ele al.
Sonuncu teknik ise tacizcinin bir şekilde konuyu, ama sen de çok abartıyorsun, vah vah yazık, sen hakikatten bir burnunun dikine giden bir insansın gibi suçlayıcı ifadelerle madurun üstüne yıkarak onda utanç ve suçluluk yaratması durumudur.
Ne yapmalı:  Suç suçlu  olanındır, senin değil. Elbette utanmak ve suçluluk hissetmek doğaldır ancak bunun bir abartı oluğunu algılayıp gerektiğinde hakkını almak için savaşman gerektiğini kendine bellet. Bu durumda ne yapman gerektiğini, kimlerden destek alabileceğinin hesabını yap.
Unutulmaması gereken şeyler mobbing uygulayanların genellikle kendilerinin de aslında çoğunlukla mobbinge maruz kalmış bireyler oldukları, bu grupta narsist ve önyargılı kişilik özelliklerine sahip olan bireyleyin yoğun olduğudur. Buna maruz kalanların kendisine anlamsız ve tuhaf gelen emirleri yazılı olarak almaları, varsa destek alabilecekleri bir iş sınıf arkadaşlarına anlatıp destek bulmaları, gerektiğinde psikolojik, tıbbi ve yasal desteği alabileceği insanlara nasıl ulaşabileceklerini planlamaları yararlarına olur.
Saygılarımla
Hasan Durna

Sosyal fobi ve eşlik eden diğer hastalıklar

sosyal fobi ve.jpg

Sosyal fobi bir toplumda en sık görülen psikolojik rahatsızlıklardan birisidir. Sosyal fobi genellikle bir veya (genellikle) birden çok psikiyatrik bozuklukla birlikte görülür. Yapılan araştırmalara göre sosyal fobili kişilere yaşam boyunca başka bir psikiyatrik bozukluk teşhisi konulması sıklığı % 69-92 civarındadır.  En sık görülen diğer bozukluklar: Yaygın fobi (% 60) agorafobi (% 45) panik bozukluğu (% 36) tssb (% 46). Alkol ve uyuşturucu madde kullanımı (% 18) yüksektir. İntihara meyil oranı (% 18) civarındadır. % 40 civarında gözlemlenen depresiv bozukluklar, şizofreni, otizm v.s. sosyal fobinin ne derece karmaşık ve yaygın bir bozuluk olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu rahatsızlıklardaki ortak noktaların, kişinin öz güven eksikliği duygusuna ve geliştirdiği gerçekçi olmayan olumsuz düşünce kalıplarına dayalı olduğu tespit edilmiştir. Yapılan araştırmalar genel sosyal kaygı bozukluğu teşhisi konulan kişilerin özgül sosyal fobi teşhisi konmuş kişilere göre diğer psikiyatrik bozukluk, eşlik eden hastalık riskinin daha yüksek olduğunu vurgulamaktadır. Sosyal fobi ile birlikte görülen diğer bozuklukların kişinin iyileşme sürecini olumsuz etkilediği aşikardır.

Sosyal fobinin kişiyi olumsuz etkileyip birçok psikiyatrik ve sosyal bozukluğa yol açtığı bilinmektedir. Birçok araştırma sosyal fobi teşhisi konulmuş kişilerdeki eğitim düzeyi düşüklüğünü göz önüne koyarken bazı araştırmalar ise tam tersini vurgulamaktadır. Birçok hastanın yaşanılan yoğun kaygı ve utanç dolayısı ile eğitimini yarıda bıraktığı, entellektüel kapasitesinin altında yer alan, ekonomik getirisi daha az ve diğer meslek gruplarına göre daha zorlu meslek seçimlerinde bulunduğu tespit edilmiştir. Batı avrupa ülkelerini kapsayan bir araştırma, sosyal fobi teşhisi konmuş hastalardaki işsizlik ve işsizlik yardımına başvurma yüzdesinin yüksekliği, yukarıdaki tanıyı doğrulamaktadır. Yine gözlemlenen bir başka fenomen ise sosyal fobili hastalarda gözlemlenen alkol bağımlılığı oranının diğer gruplara göre daha yukarılarda seyretmesidir. ”Yumurta mı tavuk tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan?” ikilemi ile özetlenebilecek bir durum olan, sosyal fobi bozukluğu teşhisi konmuş birçok insanın toplumda ekonomik, sosyal psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklara maruz kalması gerçeği, tedavi öncesi ve sonrası sürecinde göz ardı edilmemelidir.

Saygılarımla…

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Sosyal fobi ve utangaçlık

utangaclik
Gözleriniz bağlı bir şekilde daha önce hiç tanımadığınız bir yere bırakıldığınızı düşünün. İlk yapılacak iş gözlerinizi açıp nerede olduğunuzu anlamaya çalışmak olmalıdır tahminen. Şehir mi, köy mü, ormanlık alan mı, neredesiniz? Herhangi tanıdık bir koku alınıyor, ses duyuluyor, herhangi tanıdık bir şekil gözlenebiliyor mu? Nerede olduğunun anlaşılma hızı, bir anlamda, bildik ve tanıdık bir referans noktası bulunma hızı ile doğru orantılıdır. Bulunulan yer, örnek olarak yıllardır içinde yaşanılan sokak, kişinin kendisini güvende hissedip kolaylıkla ne yapılacağına karar verilmesine yol açar.

Bilinmeyen bir yerde gözlerini açan çoğu kişinin vereceği tepki, ilk aşamada hafif bir ürperti hissetmek olacaktır. Hafif heyecan ile karışık çekingenlik hissi, algılanan başka bir duygudur. Hafif güvensizlik duygusu ve onun ardılı olan kendini güvenceye alma çalışma davranışı ve aynı zamanda olumsuz düşüncelerin baskın olması, birbirini takip eden üç önemli olgudur. Kendini koruma ve güvenceye alma ihtiyacının, insanın daha ilk çağlardan itibaren gözlemlenen doğal belirtisi, yukarıda belirtildiği üzere kaçınma, kollama ve utangaçlık olarak da kendini gösterebilen sakınganlık olarak olagelmiştir.

Utangaçlık kişiden kişiye farklı özellikler gösterip farklı evreler ile açıklanabilir. İçe dönük kişilik sahibi kişilerde utangaçlığın baskın olduğu veya tam tersi, dışa dönük kişiliğe sahip insanların utangaç olmayacağı yerleşik kanılardır. Ancak ne birinci ne de ikinci varsayım doğrudur. İçe dönük yapısı olan bir insan utangaç birisi olmayabilir veya dışa dönük kişilik yapısına sahip birisi çekingen ve utangaç olabilir. Kişinin utangaçlık göstermesi, içinde bulunulan yere, ilişkide bulunulan insanlara, utangaçlığı ortaya çıkaran duruma ve daha birçok farklı nedene bağlı olabilir. Kişinin sosyal iletişim yetisi, problem çözme yetisi ve kendini güvende hissetme yetisi, utangaçlığı etkileyen diğer önemli faktörlerdir. Diğer önemli bir faktör ise kişinin duygu, düşünce ve davranışları arası ilişkiye ve bu ilişkiyi kavrama yetisine bağlıdır.

Eğer utangaçlığı dört farklı aşamaya bölersek, ilk aşamadaki utangaçlığın normalde her insanda görülen, yeni bir durum ile ortaya çıkan veya günlük yaşamda sıkıntı yaratmadan hissedilen, arada sırada karşılaşılan utangaçlık olduğunu görürüz. Bu görülen tamamen normal olan utangaçlık şeklidir. İkinci aşamadaki utangaçlık ise sadece belirli durumlarda ve belirli yerlerde ortaya çıkıp, kişinin yaşamını sadece o anda ve o zaman dilimi içinde kısıtlayan utangaçlık tipidir. Örnek olarak kişinin gayet başarılı bir iş adamı/kadını olup dans edememesi veya dans sırasında başarısız olduğunu düşünmesi gösterilebilir. Bu tip utangaçlık küçük sorunlar yaratsa da yine de normal sınırlar içinde yer alıp, birçok insanda gözlenebilir. Üçüncü tip ise, utangaçlığın kişinin yaşamında sorun oluşturduğu biçimidir. Bu düzeydeki utangaçlık, kişi yaşamını etkileyip kaygıya yol açar. Tahminen toplumun yüzde 10 veya 15´inin bu tip utangaçlık dolayısı ile sorun yaşadığı tahmin edilmektedir. İş yerinde bir haksızlığa uğranıldığı düşünüldüğünde amirinin yanına gidip konuşamamak, topluca yapılacak etkinliklere bir bahane bulup katılmamak gibi örnekler verilebilir. Bu üçüncü tip, kişinin yaşamında engeller yaratıp, yaşam kalitesini düşürür. Sonuncu ve dördüncü tip utangaçlık ise kişinin utangaçlığa yol açan şeyleri yapmamak, o durumlar ile karşılaşmamak için kendisini eve kapatması gibi aşırı davranışlara yol açan bir tiptir. Kişinin günlük yaşamı gözle görünür biçimde engellenip, kişi günlük yaşamı korku ve kaygı ile birlikte yaşar. İşte bu tanımlanan utangaçlık tipi, sosyal fobi bozukluğu tanısı konulan kişilerde görülebilen utangaçlıktır.

Utangaçlığın gelişip insan yaşamını engeller olması sosyal fobiyi çağrıştırsa da daha önce belirtildiği gibi her sosyal fobili kişi utangaç değildir. Utangaçlığı sosyal fobiye yol açan bir kişilik özelliği, nihayetinde sosyal fobi bozukluğunu getiren öğrenilmiş sosyal davranış kalıbı olarak nitelendirme de yanlıştır. Sosyal fobi nedenleri, sonuçları, kişisel ve genel özellikleri ile ayrıntılarıyla irdelenmesi gereken ayrı bir rahatsızlıktır.

Saygılarımla

Hasan Durna

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

Panik atak tedavisinde sanal gerçeklik kullanımı.

Virtual Reality headset made by Oculus Rift

 

Elbette sanal gerçeklik ve BDT panik atak tedavisinde olumlu sonuç veren bir metoddur. Metod on yıldan fazla bir süredir kullanılmaktadır. Medod birçok bilimsel makalede incelenmiş ve iyileştirme düzeyi hakkında bilimsel çıkarımlar yapılmıştır. Bu konuda yapılmış araştırmaların ortak sonucu ağır vakalarda dahi sanal gerçeklik temelli bilişsel davranışçı metodların yüksek iyileştirme oranı sağladığıdır.

Kullanılan teknik görsel, işitsel, taktil gerçeklikler yaratmaya çalışıp üç boyutlu hareketli resimler ile kişiyi olabildiğince gerçek yaşama yaklaştırıp duyarsızlaştırma ve yakınlaşma alıştırmaları yapmaya teşvik etmektedir.

Psikoterapist hastanın kalp atışları, terleme ve soluk alıp verme seviyelerini ölçebilmektedir. Hangi durumların ne derecede stress yarattığını gözleyebilmektedir.

Bu teknik özellikle agorafobi, özgül fobi, panik bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğunda büyük yarar sağlamaktadır.

Ucuz hızlı ve yararlı bir tekniktir.

Saygılarımla

Hasan Durna

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

Sosyal fobiyi tarihte ilk tanımlayan kişi Hipokrat olmuştu.

Hippokrates

“Sosyal fobinin, tahminen ilk insanın ortaya çıkışından beri varolmuş olsa da, ilk olarak yazılı kayıtlara geçirilmesi, milattan önce 400´lü yıllarda Hipokrat (Hippokrates, yu.) ile olmuştur. Doktorluk mesleğinin babası sayılan Hipokrat, sosyal fobiyi ”kişinin sosyal durumlardan kaçınmasına neden olan, bir tür aşırı utangaçlık” olarak algılayıp, bu şekilde teşhis etmiştir. Sonrasında, 1900´lü yılların başlarında, Fransız Pierre Janet, ”phobie des sitüations sociales” (toplumsal alanlarda yaşanılan korku) tanımını psikiyatri literatürüne sokmuştur. Freud, içinde yaşanılan toplumun kişiyi derinden etkilediğine inanırdı ve bu yüzden fobileri ”kaygı histerisi” adını verdiği bir sınıflamaya dahil etmişti. Dolayısı ile sosyal fobi de bu sınıflamaya dahil edilmişti ve Freud´a göre sosyal fobi ”kendi kendine duyulan güvensizlik nevrozu” yaşayan kişilerde görülürdü. Fakat bu tanımlama sosyal fobiyi gerektiğince görünür ve bilinir kılmadı. 1950´li yıllarda Güney Afrikalı Joseph Wolpe´in fobiler alanında yaptığı çalışmalar ve en önemlisi yüzleştirme tekniğinin öncülü olan ”Systematic desensitization-sistematik duygusuzlaştırma” tekniği, fobilerin ve böylelikle sosyal fobinin psikiyatri çevrelerinde yer edinmeye başlamasına yol açmıştır. 1960´lı yıllarda İngiliz Isaac Meyer Marks´ın kaygı ve fobiler üzerine alışmaları ”sosyal fobinin” kendi başına bir fobi türü olarak kabul görmesine doğru atılan önemli bir adımdır. 1980 yılına gelindiğinde Amerikan Psikiyatri Birliğince (APA) hazırlanan DSM-III (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) sınıflandırmasında sosyal fobi, resmi bir tanı olarak yerini alır psikiyatri dünyasında.”

Sosyal Fobi Kim korkar sosyal fobiden! sayfa 2.

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Hasan Durna

Sosyal fobi belirtileri nelerdir?

fobi.jpg

Bu yazı ilk olarak http://www.kimkorkarsosyalfobiden.wordpress.com adlı sitede yayınlanmıştır.

Sosyal fobinin belirtileri fiziksel belirtiler, duygusal belirtiler, bilişsel belirtiler ve davranışsal belirtiler olarak gruplandırılır. Tüm diğer kaygı bozukluklarında olduğu gibi aynı kökenli ve aynı türden belirtiler olduğu gibi sosyal fobiye özgü belirtiler vardır. Aşağıda bir kaç belirtiyi sıralayalım.

Daha önceki ‘panik atak belirtileri’ yazı dizimdeki 13 yazımda ve kitaplarımda bu ve bu gibi belirtilerin niçin, nasıl ve ne kadar süre ile ortaya çıktığını, bunlarla nasıl baş edilebileceğini ayrıntıları ile anlattım. Burada yenilemek istemiyorum. İlgilenenler yazılarımda ve kitaplarımda daha detaylı bilgiye ulaşabilir.

Kısaca sosyal fobi belirtileri:

Baş çene ve göğüs ağrıları

Kalabalıklardan kaçınma

Kendi ve olası durum hakkında olumsuz düşünceler

Korku, utanç, kaygı ve öfke hissetme

Kızarmak

Terlemek

Göz teması kurmaktan kaçınmak

Kalp çarpıntısı

Titremek

Baş dönmesi, bayılacakmış gibi olma hissi

Gözü hiçbir şeyi görmemek, sadece olumsuza odaklanmak

Karın ağrısı ve mide bulantısı

Çişinin geldiğini hissetmek

Ses kısılması ve ses titremesi

Göz seğirmesi

Yukarıda sıralanan belirtiler sosyal fobi ile birlikte görülen belirtilerdir. Yine panik atak yaşama olasılığının yüksek olduğunu belirtir kitaplarımdaki ve yazılarımdaki o bölümleri okumanızı tavsiye ederim.

Agorafobinin ve depresyonun yüksek oranda eşlik eden hastalıklar olduğunu belirtir ve o konular hakkında da bilgi sahibi olmanızı öneririm.

Bu belirtilerle başedebilmek için birçok şey yapılabilir. İnanın bunlarla başa çıkmak sandığınız gibi imkansız değil.

Saygılarımla, Hasan Durna

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html