Doğadaki mucize, yaban mersini (Vaccinium myrtillus)

genclik-iksiri-ve-hafiza-koruyucu-meyve-yaban-mersini_1078743_720_400

Vaccinium myrtillus, avrupa ve asyanın bir bölümünde yabani olarak yetişen, ülkemizde Yaban mersini, Ayı üzümü, Çoban üzümü, Likapa, Mosi/Morsivit gibi isimlerle bilinen bir yemiş türüdür. Türkiye´nin sadece kuzey bölgelerinde, doğada yabani olarak yetişen alt türlerine rastlanılır. Dünyada bilberry olarak bilinip (blueberry ile karıştırmayın) bazı ülkelerde kültür bitkisi olarak yetiştirilmektedir. Genellikle ormanlık alanlarda yetişir.

Taze olarak tüketilebilen bu yemiş, kurutulup ezilerek toz halinde, reçel marmelat vb yapılarak, şarap ve çeşitli alkollü içecek yapılarak, baharat olarak gıda sanayisinde, ilaç sanayisinde, tekstil boyama işlerinde, kozmetik sanayisinde kullanılmaktadır.

Elbette en önemli kulanım alanı gıda ve ilaç sektörleridir.

Avrupada yaz günlerinin vazgeçilmez yemişi olan bu bitki, ailecek çıkılan bir piknikte hafif bir yürüşüş sonunda tüm ailenin hem doğada spor yapmasını hem de mosmor eller ve yüzlerle eğlenceli bir vakit geçirmesini sağlar.

Yapılan bilimsel araştırmalarla bu bitkinin kalp ve damar hastalıkları, şeker hastalığı, bunama ve hafıza yitikliği, mide rahatsızlıkları, göz sağlığı gibi konularda etkili olduğu kanıtlanmıştır. İsveç´te uzun yıllardır devam eden, kış uykusuna yatan yabani ayıların fiziksel sağlığı ve beslenme alışkanlıkları hakkındaki uluslararası araştırma her yıl bizleri şaşırtan ve geleceğe daha da umutlu bakmamızı sağlayan yeni sonuçlar açıklamakta.

Biyomimetik (hastalıkların nedenlerini doğadaki örnekleri ile anlamaya / çözmeye çalışma) araştırmalar, yaz ve güz aylarında, bilinenin aksine çoğunlukla bitkisel diyet uygulayan (özellikle yaban mersini) yabani ayıların aşırı kilo alıp vermeleri, aylarca yemeden içmeden hareketsizce yatmaları gibi bir insanı kolaylıkla ölüme götürebilecek sorunlarla nasıl başa çıktıkları üzerine kafa yormakta.

Bir çok araştırmacı şu aralar beslenme diyetine yoğunlaşmış durumda. Böbrek uzmanları, kalp ve damar uzmanları, beyin ve hafıza depolama üzerine çalışan uzmanlar, denge ve iskelet araştırmaları…

Neymiş şu yemişin faydaları öyleyse?

  • Antitoksidan içeriği en yüksek bitkiler arasındadır.
  • Kabızlık ve bir çok mide rahatsızlıklarına iyi gelir.
  • Kan şekerini düşürür. Kalori oranı düşüktür.
  • Kemik dokusu üzerinde olumlu etkileri vardır.
  • Antiinflamotorik ve anti oksidativ stres özelliği ile kalp ve damar hastalıklarını önlerken yaşlanmayı yavaşlatabilir. Kan pıhtılaşmasını önler.
  • Glokom, karatak gibi göz hastalıklarını yavaşlatıcı, önleyici özellikleri vardır.
  • Hafıza kaybını önler. Bir çok demens araştırmacısı her yıl ayılardan alınan yeni kan örnekleri üzerinde deneyler yapmakta.
  • Artroza ve bazı böbrek yetmezliği hastalıklarına karşı etkilidir.
  • Kas eksilmesine karşı etkilidir. Hatta Fransız aratırmacıların yaptığı bir araştırmada ayıların kanından yapılan bir serum ile hastalarda yeni kas telleri oluşmaya başlamıştır.

Daha başka faydaları da olduğu idda edilen bu besinin elbette her türlüsü yararlı değil veya aynı oranda yararlı değildir. Yazdığım gibi, vaccinium myrtillus bitkisinin yabani olanı ve ortalama günlük 40 – 50 gram civarında tüketileni yukarıda sıralanan faydaları bilimsel olarak göstermekte.

Bu bitkiden yapılacak ilaçlar için hala erken. Ancak şu ana kadarki araştırmalar gayet umutlu sonuçlar vermekte.

Saygılarımla

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

Reklamlar

CANIM OKUR

writing-1209121_960_720

 

Yazılarıma gösterdiğiniz yoğun ilginizden dolayı teşekkür ederim…

Makalelerim hakkındaki görüşlerinizi yazmayı unutmayın, onlar, benim ve sizlerin gelişimi için çok değerliler. Tüm amacım, kolay anlaşılır bir dille konuları aydınlatmak ve bunların sizlere yarar sağlayan bilgiler olmasına özen göstermek. Makalelerde, merak ettiğiniz veya katılıp katılmadığınız konular hakkında yorumlarda bulunarak konunun tüm yönleri ile aydınlatılmasını, daha da çeşitlenip geliştirilmesini sağlayabilirsiniz.

Son dönemdeki makalelerimden bazıları şunlardı:

 

Bağırsak florası ve midemizde yaşayan bakteriler ve onların ruh sağlığımıza etkisi…

https://panikataksite.wordpress.com/2018/10/16/bagirsaklarimiz-gercekten-de-ikinci-beyin-mi/

 

Çevre kirliliği…

https://panikataksite.wordpress.com/2018/10/28/doga-elden-gidiyor-a-dostlar-biz-de-onunla-birlikte/

 

Çocuklardaki öfke patlamalarını nasıl kontrol edebilirsiniz?

https://panikataksite.wordpress.com/2018/11/07/ofkeli-cocuklar-ofkeli-ana-babalar/

 

Dizde yaşanan artroz…

https://panikataksite.wordpress.com/2018/12/02/diz-kireclenmesi-artroz/

 

Panik atak ve kalp krizini birbirlerinden nasıl ayırabilirsiniz?

https://panikataksite.wordpress.com/2019/02/02/panik-atak-veya-kalp-krizi/

 

Otizm spektrum bozuklukları…

https://panikataksite.wordpress.com/2019/02/18/otizm-spektrum-bozuklugu/

 

Hepinize yeniden iyi okumalar dilerim

Hasan Durna, uzman psikoterpist.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Otizm spektrum bozuklukları

Autism_Awareness_Ribbon

Otizm Spektrum Bozuklukları yani dilimize kısaca otizm olarak yerleşen bu olgu aslında bir nöropsikiyatrik rahatsızlıklar kümesidir. İçinde otizm ve asperger bozukluğunu barındırır. Erken yaşlarda başlayıp (bebeklikte de teşhis edilebilir) yaşam boyu süren, sosyal etkiletişim, iletişim ve hayal kurma becerilerindeki eksiklikle kolayca tanımlanabilirler. Süreklilik gösteren bedensel hareketler / ritüeller, dili anlama ve kullanmadaki zorluklar, planlama / organize etme zorluları, çevredeki değişimleri anlayamama / kabullenememe ve sınırlı ilgi alanı gibi temel problem alanlarında benzerlikler gösterirler.

Otizm kelimesi ilk defa İsviçreli Eugen Bleuler tararından kullanıldı. Yunancadaki autos (kendi) kelimesinden türetilen kelime, Avustralya asıllı Amerikalı doktor Leo Kanner tarafından 1943 yılında psikiyatrik tanı olarak kullanılmaya başlandı. Onunla aynı dönemde çalışmalar yapan yine Avustralyalı bir başka doktor, Hans Asperger de aynı konuda çalışmalar yapıp (300 bilimsel makale yazmış) aynı gruptaki bir bulguya ulaşmıştı, Asperger sendromu. O zamanlardaki adı ise otistik psikopati idi. Hans Asperger, Kanner kadar şanslı olmadığı için, ikinci dünya savaşı ve almanca bilimsel yayınların sınırlı sayıda insana ulaşması gibi nedenlerle, 1980 yıllarına kadar gösterilmesi gereken ilgiyi göremedi.

Bu spektrum içinde yüksek zekalı veya düşük zekalı bireylere rastlanmaktadır. Yani sorun zeka geriliği değildir. Empati yoksunluğu ve sosyal iletişimden kaçınmak kolaylıkla gözlenen belirtilerdir. Bilişsel zorluklar, duyguları tanıyamama, mimiksiz bir yüz, sarılmaktan veya bazı giysilerden rahatsız olma, ışığa ve sese duyarlılık, eşlik eden bir sürü fiziki ve psikolojik rahatsızlıklar, dildeki karmaşalar (şakaları anlayamama gibi), motorik gecikmeler veya eksiklikler, göz teması vs vs gibi bir çok belirti gözlenebilir.

Kızlarda asperger görülme sıklığı erkeklere göre daha yüksekken otizmde ise tam tersi geçerlidir. Otizm ve saranın birlikte görülme sıklığı diğer gruplara göre gayet yüksektir. DEHB tanısı ve tikler, kendini yaralama ve hijen problemi, mobbinge bağlı sosyal cinsel ve psikolojik problemler, uzun dönemde kötü ekonomi ve besin kaynakları / spor yapma alışkanlıklarına bağlı fiziki hastalıklar gibi problemler de ortaya çıkar.

Teşhis koymak sadece uzman ve deneyimli psikiyatrist ve psikoloğun ortak yaptığı tetkikler sonrasında olur. Sorular sorulur, anne baba çağırılır, kamera ile çekim yapılır vs vs.

Nedenleri ne peki? Tam olarak bilmiyoruz ne yazık ki. Araştırmalar hala devam etmekte. Son dönemlerde bir araştırmada bağıksaklardaki bakteri florası ve beynin erken dönem  gelişimi arasındaki ilişkinin, bireylerde otizm yaratıp yaratmadığı incelenmekte. Kimileri psikososyal nedenler, kimileri bağlanma kuramı ile açıklamaya çalışsa da hala kimse kesin cevap verememekte.

Ne yapmalı? Erken teşhis, psikolojik ve sosyal destek, okul desteği, bazı koşullarda ilaç desteği, sorunu anlayan ve destek çıkan yakınların sevgi dolu yaklaşımı.

2002 yılında Nobel ödülünü ekonomi dalında kazanan Vernon L. Smith´in, Leonel Messi´nin, Dan Aykroyd´un, Anthony Hopkis´in, Andy Warhol´un aspergerli, prof Temple Grandin´in otizmli olduğunu, daha yazmakla bitmeyecek bir listede olan birçok başarılı iş kadını ve adamlarının, sporcuların, dahilerin, sanatçıların otizmli veya aspergerli olduklarını, avrupada sadece otizmlileri işe alan şirketler olduğunu biliyor muydunuz?

Şu yazımda ise konu hakkında küçük bir deney videosu göstermiştim.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/08/30/otizm-hakkinda-bilmedikleriniz/

Sağlıcakla kalın

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

KİREÇLENME (ARTROZ)

artroz

 

Birçok insanın günlük yaşamını olumsuz etkileyen artroz nedir?

Eklem çevrelerindeki yumuşak dokunun, yani kıkırdağın, zamanla aşınıp yıpranması ve ağrılara neden olması ile bilinen, kireçlenme olarak adlandırılan bir hastalıktır.

Artroz sıklıkla diz, kalça ve beldeki eklem yerlerinde görülür. Yaşla alakası pek olmasa da gençlerde görülme yüzdesi daha düşüktür.

Artrozun birincil nedeni kıkırdak dokusundaki eskime ve buna bağlı olarak kemiklerin birbirine sürtünmesiyle oluşan ağrı ve hasarlardır.

Dizdeki fiziki mekanizma, uyluk ve kaval kemiklerinin çapraz ve yan bağlar adı verilen kaslarla tutulması ile düzenlenmiştir. Aşırı kilo, hareketsizlik. aşırı spor, spor sakatlanmaları, dizi zorlayan iş koşulları, bilinçsiz ayakkabı kullanımı gibi nedenler kıkırdak aşınmalarına neden olur.

Yazının konusu diz artrozu ancak dirsek, kalça, bel, boyun ve ellerde de artroz hastalığının oluştuğunu unutmatalım.

Ağrılardan dolayı günlük hareketlerden kaçınmak kişinin yaşamını atıl ve zevksiz kıldığı kadar bu hastalıktan dolayı görülen belirtilerin daha da ağırlaşmasına neden olur.

Bir doktor veya fizyoterapist belirtilere bakarak teşhis koyar. Birincil tedavi fizyoterapi ve ilerleyen ağır aşamalarda ise ameliyattır.

Ne yapmalı?

Öncelikle bir fizyoterapistle görüşün. Onlar size en uygun fizik tedavi alıştırmalarını ve bunların nasıl ne kadar süreyle ve ne kadar sıklıkla yapılacağını izah edeceklerdir. Kişiye uygun, onun fizyolojik yapısına katkı sağlayacak alıştırmalar, işin özüdür. Fiziki alıştırmalar en etkili ve kolay tedavi yöntemidir. Doğru çalışmalarla diz, bel be sırttaki kas yapısı güçlendirilmekte ve böylece kıkırdak üzerine binen yük hafifletilmektedir. Sık sık ve gerekli süre dahilinde yapılan alıştırmaların en etkili sonucu verdiği bilinmektedir.

Fizyoterapistle görüşmem diyorsanız ne olursa olsun bir fiziksel aktivite yapın ancak bazı aktiviteler yarardan çok zarar verir dikkat. Atlamalı zıplamalı, uçmalı kaçmalı şeylerle zaten zedelenmiş kıkırdak yapısını daha da zorlamayın. Yüzmek, bisiklet sürmek, sandalyeye oturup kalkmak gibi şeyler deneyin.

‘Kaynımda da var aynısı’ diyenleri dinlemeyin lütfen. Boşu boşuna sağlığınızdan, malınızdan ve gururunuzdan olursunuz. Kaplıcalar yardımcı oluyor deyip sıcak su ile yapacağınız tedaviyi bir fizyoterapisten öneri alarak yapın.

Doğru ayakkabıyı giydiğinizden emin olun. Bazan yumuşatıcı tabanlıklar, ayak düzleşmesi sağlayan destek ürünleri yardımcı olur. Çok yüksek topuklu veya topuksuz ayakkabılar sorunu daha da büyütebilir.

Kilo verin. Verdiğiniz her kilo diz eklemlerinin ömrünü uzatır, ağrılarınızı hafifletir.

Yeyip içtiklerinize dikkat edin. Bol bol sebze meyve ve kuru yemiş yeyip, su için. Aşırı alkol sigara ve kahveden uzak durun.

Bir uzman doktor veya fizyoterapist ile görüşün. Onlar bu hastalık hakkında tanı koyup tedavi seçenekleri sunan tek yetkililerdir. Konunun uzmanı olmasam da konu hakkındaki verdiğim bilgiler, umarım sizlere bu problem ile başa çıkmak için karar verebilmenizde yardımcı olur.

Saygılarımla Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

Öfkeli çocuklar, öfkeli ana babalar…

 

arg

Canhıraş çığlıklar, kontrol edilemeyen öfke patlamalarının yoğun yaşandığı dönem, çocukların gelişiminde doğal bir evredir. Genellikle çocuğun duygularını nasıl kontrol edeceğini bilemediği dönemlere denk gelir. Konuşamayan bir bebeğin açlığını nasıl ifade ettiğini düşünün. Bazansa çocuğun anne babasından ayrılıp kendi benliğini bulmaya başladığı, özgürleşmeye çalıştığı dönemleri kapsar.

Dört yaşındaki bir çocuğa istemediği bir yemeği yedirmeye, istemediği bir kıyafeti giydirmeye çalışan her anne veya babanın beni gayet iyi anladığından eminim.

Daha ileriki yaşlarda ise, konuşma yetisine sahip bir çocuğun, bazı durumlarda anne babası ile kim daha güçlü kavgası vermeye başladığını, çevresindeki sosyal etkileşimlerden edindiği deneyimleri aile içinde test etmeye çalıştığını görmekteyiz.

Hiç bir sağlıklı anne veya baba çocuğu ile gereksiz yere çatışmaya girmek ve onlarla ufak nedenlerle tartışmak istemez. Ailenin kavramının özü, kendini güvende hissedip mutlu olunan bir yer olmasıdır.

Ama tartışma, öfke patlamaları, bağırtı ve çağırtı, bazansa kavga düzeyindeki çatışmalar normal bir türk ailesinde gözlenen durumlardır. Ergen ana babalarında bu durum daha da belirgindir.

Öyleyse psikolojimizi bozan, ruh ve somatik sağlığımızı tehdit eden, stress ve uyku bozukluklarına yol açan, utanç ve öfke patlamalarına neden olan bu duruma karşı ne yapmalı?

  • Her konuda kavga etmene gerek yok. Bırak, çocuğun yaşına uygun durumlarda, kendi kararını kendi versin.  Tartışmaya yol açan her on durumdan ancak biri tartışmaya değer aslında.
  • Her şeyi kişiliğine yapılmış bir saldırı olarak algılama.
  • Çevredekilerden utanmaktansa çocuğun için o anda neyin doğru olduğuna karar ver ve onu uygula.
  • Karnı tok ve iyi uyumuş az stresli çocuklar daha az mızmızlanır.
  • Her çocuk farklıdır. Çocuğunu ve onun davranışlarını tanıyor musun?
  • Kendi duygu ve davranışlarının farkında mısın? Bir yetişkin olarak kendi sorumluklarının farkında mısın?

Kızgın ve öfkeli bir çocuğu sakinleştirmek.

  • Herşeye rağmen tartışma büyümüşse, büyük tartışma/kavga çıkmışsa, çocuğunun güvende olmasını sağlamak senin görevin.
  • Kızgın ve öfkeli bir çocuğa dokunma. Onu sakinleştirmek amacı ile de olsa kucaklamaya çalışma.
  • Vücut dilinin tehdit eden, korkutucu ve otoriter olmamasına özen göster.
  • Sakin ve yumuşak bir ses tonu ile konuş. Sesini yükseltme.
  • Varsa çocuğun kardeşlerini odadan çıkart.
  • Sandalyeye, kanapeye veya yere oturarak çocuğunla aynı boy hizasına gelmeye çalış. Yukarıya bakarak seninle tartışan kızgın çocuklar daha zor sakinleşir.
  • Kısa cümleler kurup objektif ol. Kişisel eleştiri yapma, olan olayı, yanlış olan şeyi eleştir.
  • Çocuğunun duygularını onaylamaya çalış.
  • 10 dakikadan fazla tartışma. Konuyu değiştir. Gerekirse bir süre sonra tartışmaya geri dönersin ancak uzun, gereksiz ve olumsuz tartışma genelde hiçbir şeyi çözmez
  • Çocuğunun tartışmadan bir şekilde onuru kırılıp, özgüveni zedelenmeden çıkmasını sağla. Mesele senin tartışmayı kazanıp kazanmaman değil, çocuğunun olup bitenden birşeyler öğrenip öğrenmemesidir.
  • Her tartışmadan sonra, kavganın tozu dumanı çekilince, olup bitenin sonuçlarından konuş. Destekleyici, yol gösterici, bilgilendirici ve kararlı ol.
  • Kendi duygularından ve çocuğunun duygularından haberdar ol, onun duygularını onayla.
  • Varsa kardeşleri olup bitenden haberdar et, ancak asla tartışdığın çocuğunu suçlayıcı aşağılayıcı veya utandırıcı ifadeler kullanma.

Saygılarımla

Hasan Durna, uzman psikoterapist

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

Doğa elden gidiyor a dostlar, biz de onunla birlikte.

yaban

Marmara denizinde yaşayan canlı türlerinin günümüzde 180 adet olduğu ve koca denizin sadece 6004 bireyi barındırdığını biliyor musunuz? 20 yıl önce 124 balık türüne ev sahipliği yapan denizde şimdi sadece 7 çeşit balık yaşamakta. Yani dülger balığı, kırlangıç balığı, orkinos, kılıç… Bunlar artık masallarda öykü şiirler ve yaşlıların bulanık hafızalarında kalan hatıralardan ibaret artık.

Ergene ırmağından uzun zamandır akan şeyin artık su olmadığı ve tüm Trakyayı zehirlediğini biliyor musunuz? Dilovasında, Menderes havzasındaki çevre felaketlerinin insanı nasıl etkilediğini biliyor musunuz? O civarda yaşayan insanlarda, kilometrelerce uzaktaki toprak ve su örneklerinde yapılan analizlerde ağır metallere rastlanmakta.

ergene siyah akıyor

Irmak, göller ve denizlerde kullandığımız ilaçları bulmaktayız. Balıklarda doğum kontrol haplarından dolayı üreyememe sorunlarına rastlanmakta… Marmara denizinden doksanlardan beri midye çıkarmak yasak.

Türkiye Akdenize günde 144 ton plastik atık bırakarak onu en fazla kirletenlerin başında gelmekte. Plastiğin icadından bu güne kadar üretilen tüm 8,3 milyar tonun yüzde 80, yani 6,3 milyar tonu şu an çöp olarak doğada bulunmakta. Pasifik okyanusunun ortasında, büyük okyanus akıntıların yardımıyla 16 milyon kilometrekarelik bir çöplük oluştu artık.

Çöp yığını

Dünyadaki bu plastik çöplerin çok küçük bir bölümü görülen çöp. Büyük kısmı mikroplastik denen küçük parçalardan oluşmakta. Denizlerimizde, göllerimizde, ırmaklarımızda, toprak ve havada bulunmakta. İçtiğimiz sularda, soframızdaki deniz tuzunda, balıklarda, kuşlarda, böceklerde, sebzede de mikroplastiklere rastlanmakta. Mikroplastiğin sadece plastik atıklarından dolayı oluşmadığını belirteyim bu arada. Diş macununda, giydiğimiz elbiselerde, makyaj malzemelerinde de bulunmakta ve bu yollarla doğaya salınmakta.

Hafta içinde Avrupa parlementosunun büyük çoğunluğu tek kullanımlık plastik eşyaların 2021 yılından itibaren avrupa birliği sınırları içinde satış ve kullanımın yasaklaması  için oy kullandı. Belki diğer ülkelere de örnek olup yarattığımız bu korkunç durumu zamanla düzelmeye yarar. Birkaç ülke ve bazı belediyeler tek kullanımlık plastik malzeme ve mikroplastik içeren ürünlerin kullanımını tamanen yasakladılar veya extra vergilendirmeye dahil ettiler.

Çevre kirlenmesi ruh sağlığımızı da olumsuz etkilemektedir. Fiziki problemlerin yanısıra bilişsel sorunlar, ağır metallerin vücuda girmesi ile hormonal ve psişik problemler, yenidoğanlarda gözlenen vakalar…

Çözüm sadece yasaklamak vurmak kırmak değil, çözüm beraber yaşamak, geleceği düşünmek, çözüm sevmek…

“Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir…//..

Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.

Sağlıcak kalın

Hasan Durna, psikoterapist

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html