OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB)

p-w-wmn73572-unwanted-thoughts-ocd-lg

 

OKB NEDİR

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) kişinin günlük yaşamında yoğun kaygı  ve strese yol açan günlük yaşamını olumsuz etkileyen, tekrar eden takıntı veya düşüncelerle tanınabilen bir psikiyatrik rahatsızlıktır. DSM 5 tanı kitabında Obsesif ve Kompulsif Bozukluk olarak tanılanır.

Obsesyon takıntılı düşünce, fikir ve dürtüler iken kompulsiyon yineleyici davranış ve eylemlerdir. Bunlar kişinin isteği dışında gelişip yoğun kaygı stres ve azımsanamayacak hallerde yoğun depresyona neden olurlar.

Kişi, genellikle kaygıdan kaçınmak için, bu davranış ve düşüncelere sarılsa da aslında tam da bu takıntılı davranış ve düşünceler, o yaşanan yoğun kaygıyı yaratan ögelerden biridir.

Kaygı yaratan tekrarlayıcı düşünce ve bu kaygıyı azalttığı düşünülen tekrarlayıcı davranış arasında bir gerçekçi, tanımlanabilir, gözlenebilir bağ olmasına gerek yoktur.

Toplumda görülme sıklığı yüzde 1,5 – 2 arasındadır. Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu (OKKB) ile karıştırılabilir. OKKB´li bireyin algıladığı obsesyon ve kompulsiyonlar bireyin kişisel moral algısı, yaşayış biçimi ve ulaşmak istediği hedefleri ile uyumluluk gösterirken, OKB´li bireyde durum tam tersidir.  Depresyon, diğer kaygı bozuklukları, bipolar bozukluk, otizm, tourett, yeme içme bozuklukları gibi diğer rahatsızlıklarla birlikte görülebilirler. (Korku ve kaygılarımız) 

Orta ve geç ergenlik dönemlerinde başlayıp ( erken ergenlik döneminde ortaya çıkan vakalar da vardır) kadınlarda daha sık gözlenir.

En sık görülen obsesyon ve kompulsiyon türleri şunlardır:

  1. Yaralama veya yaralanma korkusu
  2. Bulaşma ve temizlik
  3. Dini içerik
  4. Düzen
  5. Yetersizlik hissi ve yanlış yapma
  6. Cinsel içerik
  7. Toplama, biriktirme ve saklama
  8. Dokunma
  9. Kuşku ve kontrol

OKB´li bireylerde aynı anda birkaç faklı obsesyon ve kompulsiyon türünün yaşanması normal bir durumdur. Kişi kendini bir şeyleri toplamak ve topladıklarını belirli bir düzen içinde istiflemek zorunda hissederken aynı anda bazı dokunma ritüellerini de yapmaktadır.

Elbette her takıntı OKB değildir. Bu tanı için, takıntı düşünce ve/veya davranışları kişinin yaşamını kısıtlayıp yoğun kaygı yaratmalı, kişinin her gün en az bir saatini bu takıntılara ayırıyor olması gerekir.  Uzman bir psikiyatrist teşhis koyabilir. Kendi kendinize teşhis koyamazsınız.

NİÇİN

Nedenlerini tek bir kuramla açıklamak doğru değildir. Psikolojik, genetik, biyolojik nedenleri vardır. Bazı travma yaşantılarının etkisi olduğu ve OKB riskini arttırdığını gözlüyoruz. Son yıllarda infeksiyon ve OKB arasındaki ilişki araştırmacıların dikkatlerini yoğunlaştırdıkları bir konu. Kırılgan kişilik yapısı olan insanlar OKB´ye daha meyillidirler.

TEDAVİ

OKB tedavisinde bilişsel davranışçı temelli psikolojik tedaviler (BDT ve panik atak), SSRİ temelli psikofarmaka (Sosyal fobi tedavisinde kullanılan ilaçlar), yani ilaç tedavisi, aile ve yakınları kapsayan aile terapisi kullanılır. Yaşam kalitesini ve farkındalığı arttırır destek çalışmaları gereklidir. (Bağırsaklarımız gerçekten de ikinci beyin mi?)

Şimdilerde bazı ülkelerde yapılan kapsulotomi (beyin ameliyatı) ve DBS (derin beyin stimülasyonu) gibi  teknikler çok ağır vakalarda kullanılmıştır.

OKB´Lİ ÜNLÜLER

David Beckham

Leonardo Di Caprio

Poul Gasgoine

Jessica Alba

Cameron Diaz

Müjdat Gezen

İbrahim Tatlıses

Bülent Ersoy

 

Saygılarımla…

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

Kardeş kitap basım aşamasında

Istiklal-Avenue-Istanbul-1024x662

“Sosyal fobi tanımlamasının etimolojik kökeni, diğer birçok sağlık terimi gibi kadim Yunancaya ve Latinceye dayanır. İlk kelime olan sosyal (toplumcul), latince socialis (toplum için yapılmış olan) kelimesine dayanmaktadır (socius >yoldaş, yandaş> + al{is} (ait olma anlamın gelen ek). Fobi kelimesinin aslı ise kadim Yunancanın fobos, (korku) köküne dayanır. İki kelimenin birleşimi olan sosyal fobi tanımı böylelikle, toplumcul olandan korkma, anlamına gelir. Sorunun DSM 5´deki türkçe karşılığının toplumsal kaygı bozukluğu olarak çevrilmesi doğru bir çeviridir. Kitapta kolay ve yaygın adı ile sosyal fobi olarak kullanılacaktır.”

Hasan Durna

SSRİ ilaçları hakkındaki ön yargı veya beklentiler ilacın etkisini azaltıp çoğaltabiliyor.

Beyin

Daha önceleri bazı bilimsel araştırmar SSRİ ilaçlarının etki düzeyinin Davranışsal Bilişsel Psikoterapi ile daha da arttığını kanıtlamıştı. Depresyon, sosyal fobi ve panik bozukluğu gibi kaygı bozuklukları vakalarında sadece ilaç veya sadece BDT temelli tedavilerinin birbirine yakın iyileştirme düzeyi olduğu gözlenmişken bu oranın çok daha yukarılara bu iki tedavi biçiminin kombine edilmesi ile çekildiği kanıtlanmıştı.

Hafta içinde yayınlanan yeni bir araştırma ise Do you believe it? Verbal suggestions influence the clinical and neural effects of escitalopram in social anxiety disorder: a randomized trial. hastaya verilen ilaç hakkındaki bilginin kalitesi, nasıl verildiği ve hastanın bu ilaca dair beklenti ve kaygılarının ilaçla yapılan tedaviyi olumlu veya olumsuz etkilediğini kanıtlamakta.

Manyetik kameralarla gözlenen beyin hareketlilikleri bu farkı gözönüne sunmakta. Beynin arka cingulum bölgesindeki hareketlilikler ve bu bölgenin beynin korku ve kaygı merkezi olan amigdala ile ilişkisi bu araştırmada kişinin ilaca güvenmesine ya da şüphe duymasına göre farklı sonuçlar vermiştir.

Bu sonuç ilaç tedavisindeki sağaltım düzeyinin daha da artırılabileceğini  kanıtlamaktadır. Öte yandan “ilaçlar zehirdir hiç bir işe yaramaz!” deyip zoraki ilaç kullananların niçin ilaçtan istedikleri faydayı almadıklarını da daha iyi anlıyoruz böylece.

Saygılarımla, Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

 

 

Beden Dismorfik Bozukluğu

Ayna

Beden dismorfik bozukluğu (Body Dysmorphic Disorder) ilk olarak İtalyan Enrico Morselli tarafından tanımlanmıştır. Hemşehrimiz Heredot´un anlattığı ”Spartanın en çirkin kızı” Dysmorphia´dan esinlenerek bu terimi (dysmorfofobia) ilk defa telaffuz etmistir. Fransız Pierre Janet ise bıyıklı bir kadın hastası ile görüşmeleri sonucu ”beden utangaçlığı takıntısı” terimini kullanmıştır. Sigmund Freud, ünlü bir hastası olan ”Wolf Man”, Kurt Adam, vakasında o rus aristokratının kendi burnuna takıntısını anlatır. Sylvia Plath, Andy Warhol, Michael Jakson ve Franz Kafka Beden dismorfik bozukluğu, BDB´den muzdarip bir kaç tarihi kişiliktir.

Beden dismorfik bozukluğu kişinin, normal bir görünüşe sahip olmasına rağmen, var olduğunu sandığı bir vücut bozukluğu dolayısı ile kaygılanması, bu kaygının kişinin sosyal yaşamını olumsuz etkilemesi durumudur. Toplumda görülme sıklığı 2 % seviyelerindedir. Erkek ve kadınlarda görülme oranı birbirine yakındır. Bir çok insana yetişkinlik döneminde bu teşhis konulur.

Bekarlarda ve erken yetişkinlik (bu türden kaygıların daha yoğun olduğu dönemler) döneminde görülme sıklığı daha yüksektir. Genellikle vücudun yüz ve baş kısmındaki (saç, burun, sivilce, diş, göz…) olası deformasyonlar kaygı yaratır.

Kişi kusurlu bulduğu bölgeyi saklama, aynalardan kaçınma, konu hakkında konuşmaktan çekinme, toplum içine çıkmaktan korkma davranışları geliştirir. Alkol veya uyuşturucu ile kaygısını dindirmeye çalışmak, kozmeterapi operasyonları ile sorunlu bölgeyi değiştirmek gibi yıkıcı çözümler sık görülür. Depresyon, aşırı idman, abartılı yemek alışkanlıkları, bazı hallerde sosyal fobi olağandır.

Daha önceleri somatoform bozukluğu olarak algılanan BDB günümüzde DSM 5´de Obsesif Kompulsif Bozukluk ve İlişki bozuklukları sınıflamasına dahil edilmiştir. Bu daha doğru bir sınıflamadır. BDB´nin ortaya çıkma nedenleri arasında genetik nedenler, kırılgan aile ve kişiliğinin bir travma ile hastalığı tetiklemesi ve nörobiyolojik nedenler sayılabilir.

Umutsuzluk, utanc ve kaçınmaya dayalı sosyal, psikolojik ve ekonomik problemlerin görülme sıklığı yüksektir. Özkıyım (intihar) düşünceleri ve denemeleri, depresyon, sosyal izolasyon, yoğun kaygı ve takıntılı ritüaller görülebilir.

Tedavi, kaygı giderici antidepresan ilacları ve bilişsel davranışçı psikoterapi (BDT) odaklı psikoterapinin tek başına veya birlikte kullanılması ile yapılır.

Yakınların desteği önemlidir. Kişi olmayan bir sorundan dolayı yoğun korku ve kaygı yaşamakta, yakınlarını bezdirici kontrol mekanizmaları geliştirmektedir. Kızıp bağırmaktansa destekleyici olmak sorunun çözümü için en sağlıklı yoldur. Tedavi için bir psikolog, gerekli hallerde bir doktor ile görüşmek lazımdır. Plastik cerrahi, lüzumsuz yıkıcı alışkanlıklar duruma daha da kötü yapar. Dolandırıcılardan, bilimsel olmayan gayrı ciddi kişi ve firmaların önerilerinden uzak durun.

Saygılarımla…

Hasan Durna

PANİK ATAKTAN KURTULABİLİR MİYİM?

Panik yapma

Panik atak geçici midir?

Elbette! Panik atakları, nasıl başa çıkılacağını öğrenince, kolaylıkla başa çıkılabilen bir durumdur. Bir çok vakada ilaca gerek yoktur.

Kitabımdaki programımı harfiyen uygula. Göreceksin, sekiz adımda bu sorun ile başa çıkabilir hale geleceksin…

Panik atağını nasıl tespit edebilirim?

Şu yazımdaki panik atak testi panik atak testini uygula. Sana doğru bilgi verir. Yine panik atağı belirtileri adlı yazımı da dikkatlice oku.

Panik atağın ne olduğunu biliyorum, daha fazla bilgiye gerek yok.

Belki doğru söylüyorsun ancak şuradaki bilgilerle panik atak hakındaki şehir efsaneleri kendi bilgilerini karşılaştır bence.

Panik ataklarım yüzünden çok mutsuz ve üzgünüm. Ne yapabilirim?

Panik atakları kendi başına bir psikiyatrik rahatsızlık olmayıp diğer rahatsızlıklara eşlik eden bir durumdur. Öyle ise panik atağın örneğin depresyonun birincil nedeni olma ihtimalı düşüktür. panik atak ve depresyon  Sorunların kaynağına inmek, onlarla cebelleşmek panik ataklarını azaltır.

Yapılacak birçok şey var elbette ancak hiç bir şey yapamıyorsan dahi gülmeyi unutma

gülmek ömrünü uzatır

Panik atak bulaşıcı mıdır, çocuklarıma gecer mi?

Hayır. Panik atak biyolojik ve bulaşıcı bir rahatsızlık değildir. Bu yüzden çocuk yapmaktan, eş-arkadaş edinmekten çekinmeyin.

Panik atak ile mücadelede en etkin tedavi türü hangisidir?

BDT (bilişsel davranışsal psikoterapi) metodları doğru ve işinin ehlince uygulandığı zaman en ekonomik ve kalıcı tedavi biçimidir.

BDT ve panik atak

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Saygılarımla…

Hasan Durna

Alacakaranlık Kuşağı

the-twilight-zone-alacakaranlik-kusagi-14bolum_8476742-251350_640x360

İlaç resimleri paylaşıp bu yarar mı, şu iyi gelir mi diye paylaşmak hiçbir işe yaramaz. Tahlil sonuçlarını facebooktan dağıtmak, ay komşular yetişin, ölüyorum diye diğer insanları yardıma çağırmak inanın yardım etmiyor. Şu duayı okuyun, şu ayeti okuyun diye diğer insanları nerede ise dinsizlik, imansızlık veya imanı zayıflıkla itham etmek sadece ayıp ve daha kötü bir şeydir.

Dertleşmek, birbirine destek çıkmak, birbirine iyi söz söylemek, “ben şunu yapıyorum ve böyle oluyor” gibi sadece kendini örnek verir konuşmalar karşındaki insanda iticilik yaratmaz, tam aksine farkındalık yaratır.

Unutmayın, kaçınma, sakınma veya nasıl adlandırmak istiyorsanız öyle adlandırabileceğiniz davranış biçimi, farklı şekillerde görülse de özünde aynıdır. Bir bölgeden uzaklaşma, bir durumdan kaçınmak, bir duyguyu hissetmemek için sürekli konuşmak / kendini başka şeyler hissetmeye zorlamak ve sosyal iletişim ağlarının bir göstergesi olan “yetişin komşular” kaçınma davranışları gibi görülebilir.

Soruna kademeli ve kontrollü bir şekilde yaklaşmak (yüzleştirme tekniği), kontrolü bırakma alıştırmaları, düşünme şemalarını değiştirme gibi teknikler yararlı ve sonuç vericidir.

80´lerde Alacakaranlık kuşağı adıyla yayınlanan, bende de bağımlılık yapmış kült bir dizi vardı. Gece vakti, yarım saatliğine o siyah beyaz diziyi izlemek için gözlerimi televizyona dikerdim. Hep öyle korkunc değildi tabii. Gülerdim çoğunlukla. Bir bölümünde adamın biri, barda tanıştığı alkolik bir adama bir hap veriyordu. Alkolik abimiz daha önce diğerine alkolü bırakmak için herşeyi yapmaya hazır olduğundan falan bahsetmişti sanırım. Meğerse o hap aslında midede yaşayan bir kurtçukmus. O bölümün sonunda anlatıyordu; “eğer bir damla daha alkol alırsan o midendeki yaratık iki katı büyüyecek sonraki sefere iki kat daha büyüyecek ve nihayetinde karnını yarıp seni öldürecek diye”.

Kaçınma davranışı da böyle birşeydir işte. Sen kaçındıkça iki kat büyür, sonra iki kat daha büyür. Bir de bakmışsın….

Yapmayın. Benden söylemesi…

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

Kendinize mukayyet olun ha, benden söylemesi…

psikolojik danisman dert dinlenir

Vardır her ailede böyle bir büyüğümüz, “aman olaylara karışmayın ha, aman kendinize mukayyet olun ha” diye söylenen. Gülüp geçeriz onların bu korkularına, bilmezliklerine. Ama hiç mi bilmez bu yaşlı başlı insanlar, hep böyle ürkek midirler?

Yok, elbette değil! Kendilerince bir bildikleri, görüp yaşadıkları vardır. İşte o bilgi ve deneyim söyletir bize bazan gülünç gelen o lafları.

Resimdeki gariban adamın yaptığının bin kat rezilini daha cilalı bir şekilde satan bir sürü insan var günlük yaşamda. Diploması olmadan televizyon ve gazetelerde kendine unvan biçenler, yıllarca tamamen yalan üzerine kurulmuş söylemleri ile halkı uyutanlar. Var oğlu var yani. Yaşam koçları, melek, cin tedavicileri… Masajla, himalaya tuzu ile tedaviler, bağırsaktaki bakterileri temizleyen mucize sıvılarla psikolojik problemleri çözenler… Massallah. Resimdeki gariban onların yanında gerçekten çok masum kalıyor.

Kendinize mukayet olun…

Bir araba alırken bile çiziği kazası var mı, boya atılmış mı, kaç kez el değiştirmiş, kusuru var mı diye zaman harcar insanlar. Ben hiç araba alırken abisini, dayısını, bilen bir ustayı yanında getirmeden, iki tur atmadan, evet demeden önce sıkı sıkıya pazarlık etmeden o arabayı satın alanını görmedim. Haydi, araba aşırı bir örnek diyelim. Bir paket süt alırken bile son kullanma tarihi nedir, yüzde kaç yağ vardır diye zaman harcıyor insanlar.

Peki aynı özeni ruh sağlığımız için de gösterebiliyor muyuz? Güvendiğimiz insan kimdir, nedir, hangi metodu uygular diye sorup sorguluyor muyuz? Komşudan alınan ilaç, bir büyüğün tavsiyesi ile yapılan şeyler. Boşu boşuna harcanan zaman, umut ve paralar…

Bilmeyen bir insan cahillik der geçer. Ancak işin aslı o değil. İşin aslı “hele bir umut” demekte. Belki bu, belki o, belki şu doğrudur, belki işe yarar demekte. “Belkim bir kertenkeleydim” demişti Can Yücel. Konu o değil elbette. Şair adam belkim der, ağzına da yakışır elbet.

Canın, malın, paran, sağlığın, ailen söz konusu olduğunda “belki” olmamalı. Araba almaya harcanan özenin zamanın bin katı bu iş üzerine yoğunlaşmalı. Şu internet çağında bilgiye ulaşmak öyle kolay ki… Hırsızın, çakalın kokusunu ikiyüz metreden almak o kadar kolay ki…

Deprem göçüğü altında kalmış bir kadının parmağını ezerek yüzüğünü çalanlardan bahsetmişti birisi. İnsanların zayıflıklarından yararlanmak isteyen soysuzlar, hırsızlar ve namussuzlar elbette her dönem vardır var olacaktır. Sorun onların yaptıkları değil senin ne yaptığındır.

İnsanlar yıllarca nasıl acı çektiklerinden, nasıl türlü türlü metodları uyguladıklarından, nasıl hayal kırıklığına uğradıklarından bahsediyor birçok görüşmemde, birçok forumda. Elbette bu çok çileli ve acı dolu bir yol. En acılı olan ise insanların umutlarıyla oynayan, onları daha da karamsarlığa, güvensizliğe iten kan emicilerin varlığı.

“Piskolojik danışman, Dert dinlenir” ciye dert anlatan insan umutsuz, çaresiz ve kendi çıkarlarını arabası kadar, satın aldığı bir litre süt kadar düşünemeyen insandır aynı zamanda. Uzun süreli yıkkınlık, depresyon ve stres yaşayan insanlarda bilişsel sapmalar, çökkünlük ve tükenmişlik duyguları olması, bazı koşullarda desteğe ihtiyaç duymaların doğaldır.

Ancak şu unutulmamalı. Kişi kendisinin avukatı olmak zorundadır. Çünkü başka bir avukat sizi asla sizin kadar iyi savunamaz. Karşısındakinin bilgi ve belgesini sorgulamak, deneyimini akıl ve mantığına göre yorumlayıp kendine uyan bir karara ulaşmak en iyi yoldur.

Dünyanın en iyi metodu bile, içselleştirilmemiş, kabullenilmemiş, ve uygulanabilir düzeye varmamış ise işine yaramaz. Bu yüzden..

Kendinize mukayyet olun ha…

Saygılarımla…

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html