Psikolojik sağaltım sürecinde terapötik ittifak ilişkisinin önemi…

Freud's_couch,_London,_2004_(2)

Foto: Freud’un divanı (küçük bir ayrıntı, görülen halı ve kilimler türk halı ve kilimleridir)

 

Lisans öğrencisi iken okul yıllarımda psikoterapi konusunda öğrendiğim ilk şeylerden birisi terapötik bağ kurmanın nasıl olabileceği ve bu ilişkinin sağaltım sürecindeki etkisi idi.

Elbette benim dönemimde geçerli ve popüler olan akım psikodinamik / psikoanalitik ekol olduğu için genellikle o akımın görüşleri ve kuralları tartışılır, o akımın gözü ile meslek, hasta, tanı vs vs yorumlanırdı.

Üstündeki kıyafetin nasıl olacağı olamayacağı, görüşme odasına kişisel resimlerin asılıp asılamayacağı, hangi üslubun kullanılacağı ve ne kadar kişisel ne kadar profesyonel olunacağı gibi konulara kafa yorardık.

Elbette bunlar o zamanlar için saçma veya gereksiz şeyler değildi ve hala da değiller. Günümüzde de hemen hemen tüm psikoterapi okullarında az veya çok kullanılan bir kavram terapötik iliski ve bu ilişkinin sağaltım sürecine etkisi.

Günümüzde sadece bu olgudan hareketle psikoterapi uygulaması yapan psikoterapisler olduğu gibi, https://www.bonding-psychotherapy.org/, terapötik ilişki ve bağlanma temelli kısa dönem terapileri de,  https://psycnet.apa.org/doiLanding?doi=10.1037%2F0033-3204.42.4.532, bağlanma, ilişkide yaşanan kopmalar, ilişki kurmada yaşanan zorluklardan hareket ederek çözümlere ulaşmaya çalışan terapistler de var.

Zamanla, çalıştığım faklı kurumlardan edindiğim tecrübelerle, bu ilişkiyi kurmanın aslında o yazılanlardan farklı olduğunu gördüm. Küçük çocukların yanında olmak için yerde oturmanın, diz çökerek göz seviyesinde konuşmanın, korkunun yaşandığı yer kalabalık bir meydansa orada alıştırmalar yapmanın, mikroplardan konuşmak yerine birlikte çöp karıştırmanın daha etkili olduğunu anladım. Konudan bağımsız görünen bir anda, albüm karıştırarak dostlardan, sevgi, özlem ve üzüntüden bahsetmenin, bazansa hiç konuşmadan sessizce beklemenin bu ilişkiyi nasıl güçlendirdiğini gözledim.

Peki gerçekten bu bağ sağaltım, yani iyileşmeye giden yolda anlatıldığı ya da hissedildiği kadar önemli bir faktör müdür?

Bazı ekollere bakarsan evet. Hatta onlara göre bu bağ olmadan sağlıklı ve kalıcı bir değişim olmaz, hasta sürekli o eski saplantılarına, davranış kalıplarına vs takılıp kalır ve sorunun temeline inemeden onunla cebelleşip durur.

Daha önceki bir yazımda İlaçlar hakkındaki beklentiler ve ilacın etkisini alınan ilacın bile oluşturulan beklenti veya önyargı ile daha az veya daha fazla etkili olup olmadığından bahsetmiştim.

Psikoterapinin erken dönemlerinde kurulan güçlü bağın ve o bağın gerçekçi hedefler, gerçekçi çalışma metodları ile uyumlu olmasının önemi elbette tüm terapi ekollerinde gözlenilen ortak bir fenomen.

Ancak buna rağmen psikoterapi ve psikoterapistin sağaltım sürecindeki rolü çok ama çok da büyük değildir. Bazı terapistler daha etkili, bazıları daha etkisizdir. Bazan yaşamın olağan akışındaki değişimler terapi sürecinden daha etkili sonuçlar vermekte.

Ayağı kırılan birisi elbette en hızlı, en ucuz, en etkili ve en kalıcı tedaviyi almak, en kısa sürede günlük yaşamına geri dönmek ister. Oturulan bekleme salonunun, yatılan sedyenin, alçıyı saran kişinin, ilacı yazanın, ne yapılması hakkında bilgi verenin önemi ve özellikleri genellikle o yardım alınan anda ve alınan yardımın gerçekten işe yarar olup olması halinde hissedilir.

Sonra… Sonra unutulur gider…

Kalıcı olan, alınan yardımın işe yarayıp yaramadığıdır. Ayağındaki kırık doğru kaynadı mı, kısa sürede iyileşti mi, günlük yaşamı fazla olumsuz etkiledi mi?.. Önemli olan budur.

Yapılan bir çok bilimsel araştırma onlarca yıldır uygulanan online terapilerin en az geleneksel tedavi türleri kadar etkili olduğu ve zaman, ekonomi günlük stres gibi faktörleri de işin içine katınca çok daha yararlı, çok daha etkili olduğunu göstermektedir.  https://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/15228830802094429?scroll=top&needAccess=true&journalCode=wths2,  https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/29145746

Aynı pozitif sonuçların kendine yardım (self-help) müdahalelerinde, o metodların da etkili, sonuç veren teknikler olduğunu göstermekte. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/23777192,  https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/027273589390039O

Bazı terapiler bazı problemleri çözmek için yaratılmış ve bazı metodlar sadece o problem için en uygun seçenektir. Vakaların ağırlığı, karmaşıklığı, diğer tanılarla birlikte görülüp görülmemesi, özkıyım riski gibi bir sürü sebepler elbette yüz yüze görüşme ihtiyacını, ilaç tedavi ve takibi zorunluluklarını yaratsa da bir çok vaka klasik tedavi metodları ile ele alınmak zorunda değil artık.

Öyleyse niçin hala eski ve bir sürü eksikliği olan metodlarda ısrar ediyoruz?  Niçin para ve zaman kaybı olan şeylere daha önemliymiş etiketi yapıştırıyoruz? Niçin kendimize eziyet etmekten hoşlanıyoruz?

Yardım alanın aldığı yardım hakkında bilgi sahibi olup olmaması ve yardım verenin verdiği yardımla ilgili bilgi verip vermemesi ile de alakalı olabilir.

Mesleğe adım attığım ilk yıllarda dahi, haftada en az üç defa ve ortalama beş yıl gidilen bir terapi metodunun, pek bana uymayan, getirisi götürüsünden fazla olmayan bir metod olduğunu hissetmiştim.

Sorunu çözmek bazan onunla yaşamayı öğrenmek olsa da aslında en arzu edilen şey o sorundan kurtulmaktır. En etkili biçimde ondan kurtulman ideal olanıdır.

Çölde kalıp susamışsan o suyu altın kadehte, bakır bardakta, toprak çömlekte, avuçlayarak ya da başını suya sokarak içip içmediğinin önemi yoktur.

Tek önemli olan suyu bulup onu kana kana içmen, susuzluğunu gidermendir.

Sağlıcakla kalın

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

/Hasan Durna

 

 

 

 

Korona salgını günlerinde ruh sağlığınızı korumak için ne yapmalısınız?

Coronabild

Yapabilenlerin gönüllü olarak, sonra da herkesin kısmi karantina tedbirleri ile zorunlu olarak evlere kapandığı şu günlerde küçücük alanlarda tıkış tıkış toplanmak elbette yorucu ve ilişkileri zorlayıcı bir durumdur.

Günlük alışkınlarının birdenbire değişmesi, yapacak pek fazla şey olmaması stres yaratıp yorgunluk ve bıkkınlık hislerine neden olur. Ekonomik kayıplar, hastalık bulaşma korkusu, sosyal çevre ile ilişkinin kesilmesi, yardıma ihtiyacı olan yaşlı akraba ve aile üyelerinin yanında istediği kadar olamamak gibi sebeplerle psikolojimiz daha kırılgan daha olumsuz yorumlamalara meyillidir.

Ancak, bu dönem yararlanmasını bilenler için fırsatlar da yaratan özel bir dönemdir.

Karantina günlerinde ruh sağlığınızı korumak, bu dönemden faydalı ve mantıklı kazanımlarla çıkmak için şunları yapın.

 

Sosyal medyayı sınırlı sürede kullanın

Elbette evden çalışabilenler günün bir bölümünde normal işleri ile meşgul olmakta. Ancak evde kapalı insanların temel sorunu, abartılı boş vakit sahibi olmaktır. Son yıllarda hayatımıza giren ve akılı telefonlar yardımı ile insanların boş vakitlerinin birincil meşgalesi, ekran karşısında geçirilen zaman, gün be gün artmakta. Bir gün özellikle not ederseniz kaç saatinizin ekran karşısında geçtiğini bulabilirsiniz. Özellikle salgın, savaş vs gibi özel dönemlerde sosyal medyada yoğunlaşan, çoğunlukla yanlış bilgilerle dolu veri trafiği, bireyin sürekli olumsuz ve yıkıcı haberler ve paylaşımlarla doldurulmasına neden olur. Sonucu tahmin edin! Birisine kırk gün deli dersen deli olur demiş atalar…

Belirli saatler dışında sosyal medya kullanımınıza sınırlama getirin. Siz bunu yapınca çocuklarınıza da örnek olur ve onların sosyal medya kullanımını sınırlayabilirsiniz. Hangi haberleri izlediğinizi bilerek izleyin. Sadece olumsuza odaklanmayın.

 

Günlük rutinler güven ve dinginlik sağlar

Belirli saatlerde uyumak ve uyanmak, gün içinde yemek öğünleri, jimnastik, oyun, birlikte okuma, masal saati, kişisel etkinliker ortak etkinlikler gibi alışkanlıklar aile bireylerinin birbirleri ile daha yararlı zaman geçirmesine, birbirlerini yapıcı bir şekilde desteklemesine neden olur. Özellikle çocuklu ailelerde yeni günlük rutinler yaratmak çok önemlidir. Çocukların sorumluk aldığı rutinler, eğlenceli / yarışmacı aktiviteler içeren rutinler, birlikte yapılan rutinler, kişisel aktiviteleri içeren rutinler güven yaratır, zamanla huzur ve dinginlik sağlar.

 

İzole olmak arkadaş eş ve dostlarla ilişkiyi kesmek değildir

Günümüz teknolojisi bambaşka imkanlar sunmakta. Yaşı yetenler bilir, dedelerimiz nenelerimiz anlatırdı, at ve eşek üstünde yapınan o uzun yolculukları. Hala hatırlarız günlerce süren mektuplaşma dönemlerini. Şimdi facetime, skype, whatsapp, mail, sms vs insanları birbirlerine öylesine yakınlaştırdı ki… Teknoloji gereğince kullanın lütfen, o bizim için var.

 

Olumsuz bir döneme girdiğinizi fark edin

Olumsuz ve depresiv dönemler elbette tehlikeli ve mutlaka kaçınılması gereken şeyler değildir. Yaşamın doğal akışında olan gelip geçen dönemlerdir. Ancak böyle olağanüstü durumlarda, extra kırılgan yapılı ve yalnız yaşayan insanlarda biraz daha yıkıcı ve tehlikeli olabilir. Duygu durumunuzdaki aşırı değişimlerin farkında olun. Yemeniz içmeniz, uyku durumunuz gibi parametrelerle duygu durumunuzdaki değişimleri daha objektif gözleyebilirsiniz.

Mizah ve aile bireyleriyle, dostlarla konuşmak her zaman yardım eder.

 

Anı yaşayın, fırsatı kaçırmayın

Küçük mutluluklar kısa sürede parlayıp sönerler. Onları yakalamaya çalışın. Rutinleriniz olsun ancak spontane olmanın önemini de sakın unutmayın. Özellikle çocuklu aileler için önemli bir kural bu.

 

Yeme ve içmenize dikkat edin, spor yapın

Evde kalmak, boş zaman bolluğu, kolaylıkla atıl kalmak, abur cubur yemek, fazla alkol almak, hareketsiz kalmak gibi sorunları da beraberinde getirir. Daha önceki bir yazımda Depresyondan kurtulup…  bu konuya ayrıntısı ile değinmiştim. Psikoloji ve yeme içme fiziksel hareketlilik arasında yakın bir bağ vardır.

 

Yaratıcı projeler başlatın

Çocuklar sorumluluk aldıkça büyür gelişirler. Onlarla birlikte yapabileceğiniz şeyler var mı? Değiştirilmesi gereken oda, düzenlenmesi gereken kitaplık, garderob…

Aslında düşünce ve duygularınızı kağıda dökebilen birisi olduğunuzu fark ettiniz mi? Belki de zamanla daha iyi çizimler, resimler yapabildiğinizi? Hayır ben iyi bir anlatıcıyım, youtubu kanalımda hikayeler anlatacağım… Yeni kurduğum şirket ile evden satış, evden programlama yapacağım…

Evet, ne demek istediğimi anladınız, sizin için tek sınır, sizin çizdiğiniz sınırdır. İçinizdeki yaratıcı yanı fark edin ve onu test edin.

 

Daha önce paranoya, OKB, kaygı bozuklukları, fobiler vs gibi poblemleriniz varsa 

Elbette bu sorunlar, şu yaşanan durumlardan tetiklenir ve bir uzmanla görüşme ihtiyacınızı arttırabilir. Teknolojiyi kullanarak psikoloğunuzla, doktorunuzla konuşmaktan çekinmeyin. İlaçlarınızı aksatmayın. Gayrı ciddi insanların anlattığı safsatalara kulak kapatın. Tedavinize devam edin.

 

Sakin kalın, kendinize ve doğru tedbirlere güvenin

Sakinliğini koruyabilmek, özellikle çocuklu ailelerde zorunlu bir adımdır. Daha önceki bir yazımda çocuklarla nasıl konuşabileceğinizden bahsetmiştim Korona ve çocuklar

Sakin kalmak kişilik yapısı kadar, bilgi ve deneyim ile de kazanılabilecek bir özelliktir. Güvenli, bilimsel, yapıcı kaynaklarla beslenen karar doğru adımları atmanıza ve böylece kendiniz ve sevdiklerinizi korumanıza yol açar.

 

Kültür ve sanat ruhun gıdasıdır

Ruh sağlığı sadece akıl ve gerçeklikle değil, duygular, sanat ve kültürle de beslenir. Müzik, film, kitap, resim… Size uygun olan ne ise onunla uğraşın onu izleyin. Size bir duygu hissettiren şey sizi geliştirir.

 

Asla yılmayın

Ne olursa olsun umudunuzu yitirmeyin. Çabalamaktan vazgeçmeyin.

 

Saygılarımla

Hasan Durna

 

 

Korona salgını yüzünden endişe duyan çocuklarınızla nasıl konuşmalısınız?

shutterstock_1319345675 covid-19 doktorn anders åker coronavirus BRIS virus pandemi medicin prata med psykologi hälsa barnen gravid_0

Korona virüsünün tüm dünyayı ve Türkiye´yi nasıl etkilediği malumunuz. İnsanlar bu boyuttaki bir tehlikeye farklı tepkiler vermekte. Daha önceki bir yazımda toplumsal travmadan bahsedip olayın psikolojik yönlerini irdelemiştim PANİK ATAK, TERÖR VE TOPLUMSAL TRAVMA. Elbette tüm yetişkinler gibi çocuklar da olup bitenden endişelenmekte ve korkmaktalar. Destek ve tavsiye için ise anababalarının yardımına ihtiyaç duymakta, normal günlerdekinden daha fazla ilgi ve açıklamayı hak etmekteler.

Bilmemezlik, anı algılayamamak ve kontrol duygusunu yitirmek ve üstüne de en yakınlarındaki insanların endişesini gözlemek çocuklarda korku, kaygı, stress ve güvensizlik yaratıp, nedensiz ağlama nöbetleri, stress, uyku sorunları, yeme içme sorunları, dikkatini toplayamama gibi bir çok başka sorunun ortaya çıkmasına neden olur.

Her çocuk aynı şekilde etkilenecek diye bir genelleme yapmak elbette yanlıştır ancak çocukların, özellikle kırılgan anababalara sahip çocukların daha hassas olduklarını sizlere bildirmek ve tüm çocuklar için doğru bilgiye ulaşmanın onların hakları olduğunu vurgulamak isterim.

Çocuğunuzun stresini hafifletmek, onu rahatlatmak ve korumak için:

  • Öncelikli olarak kendiniz doğru ve gerçekçi bilgiye ulaşın. Bir şeyi bilmeyen elbette onu başkalarına anlatamaz.
  • Çocukların en güvendiği varlıklar anne ve babaları, aileleridir. Onları endişelendiren en ufak olay, anlayıp anlamasalar da, çocukları da endişelendirir, etkiler.
  • Çocuklar hangi yaşta olursa olsun yaşlarına uygun tanımlar ve davranışlar ile bilgilendirilebilirler.
  • Onları bilgilendirmek sadece rahatlatmak ve streslerini azaltmak için değil, aynı zamanda onları korumak ve güçlendirmekle de alakalıdır. Virüs çocuklara da bulaşmakta, çocukları da hasta etmektedir.
  • Bilgi kontrol, kontrol ise güven demektir. Büyük travma yaratan olaylarda genellikle, kontrolü kaybetmek duygusu insanı olumsuz etkileyip stres yaratan bir olgudur. Çocuğunuza vereceğiniz bilgi ve yeti, onun kontrolü bir nebze de olsa eline almasını sağlar.
  • Dürüst ve açık olun. Onun yaşına uygun bilgi vermek, ona yalan söylemekten bin kere daha güçlü bir metoddur.
  • 5, 10 veya 15 yaşında bir çocukla konuşurken aynı şekilde konuşulmaz. Farklı ifadeler, farklı vücut dili, farklı ses tonu vs kullanılır. Küçük çocuklar ergenlere göre, anne babanın verdiği tüm bilgiye inanmaya daha meyilidirler.
  • Kaç yaşında olursa olsun tüm çocuklar sorunun çözülebilmesi için ne yapmaları gerektiğini ve anne ve babanın bir planı olduğunu bilmek isterler. Onlara bunu hissettirin.
  • El yıkamanın, araya mesafe koymanın önemini açıkca, neden ve nasıl sorularını cevaplayarak anlatın.
  • Çocukların davranışları sadece konuşarak ve anlatarak değiştirilemez. Söylediğiniz şeyleri uygulamaları ile göstermeniz ve daha ötesi, kendinizin günlük yaşamınızda uygulamanız gerekir. Çocuklar baka baka öğrenir demiş ya atalar..
  • Her şey çok iyi olacak, bu geçip gidecek gibi teselli verici sözlere elbete ihtiyaç var ancak her söylediğiniz şeye inanarak söylemeniz onu daha gerçekçi kılar. Bazı basmakalıp cümleler korku ve kaygılı anlarda duyulunca sadece sinir bozucudur. Neyi nasıl söylediğinize dikkat edin.
  • Evde yetişkin olan ve dolayısı ile sorumlulukları daha fazla olan sizsiniz, unutmayın.
  • Kendi duygularını yaşamak, onları çocuklarına göstermek zararlı değildir. Tam tersine yarar sağlar. Üzüntünüzü yaşamaktan ama onu çocuğun anlayacağı dille ona anlatmaktan kaçınmayın.
  • Sevgiler paylaştıkça çoğaldığı gibi acılar da paylaştıkça azalır

Saygılarımla

Hasan Durna

Çatlak su testisi ve yaşlı kadın

shutterstock_cracked-clay-pot-688x457

Bir zamanlar, uzak bir dağın ardında ırak bir ülkenin birinde, yaşlı mı yaşlı, yoksul mu yoksul, tek başına yaşayan,  ufacık tefecik bir kadıncağız varmış. Sırtına vurduğu boyunduruğa astığı iki testisine dereden su doldurmak için uzaklara, zahmetli ve dik bir yokuşun arkasına yürürmüş her gün.

Testilerden birisi yeni, ışıl ışıl, rengarenk ve zarif bir testiymiş. Yaşlı kadının doldurduğu suyu tek bir damlasını dökmeden eve getirirmiş.

Diğer testi ise eski ve tüm ışıltısını kaybetmiş, böğründe koca bir çatlakla, içine doldurulan suyu eve gelene kadar en az yarısını yere döken bir testi imiş.

Kadıncağız o uzun yolu her gün en az bir defa katedip testilerini ağızlarına kadar doldurur, eve geldiğinde ise her seferinde sadece bir buçuk testilik su bulabilirmiş.

Aradan uzun bir zaman geçmiş, günler geceye geceler sabaha dönmüş sayısız defa.

CRACKED-POT-2.jpg

O yeni ve güzel testi her gün kendini över, gururla arkadaşı olan diğer testiye ne kadar değerli olduğundan, sahibi olan yaşlı kadının kendinden ne kadar memmun olduğundan dem vururmuş. Kendisi ile gurur duyup, görevini yapmanın önemi üzerine nutuk atarmış.

Yaşlı ve çatlak testi ise her gün bunları duya duya ve canı gibi sevdiği o yaşlı kadına sadece yarı dolu testi miktarı kadar su getirmesi nedeni ile mahcup, yetersiz olduğu hissi ile dolu, üzgün ve bezginmiş. Her gün onun için ayrı bir acı, ayrı bir kahırmış. ”Keşke beni bir köşeye atsa da kurtulsam”, diye kahroluyormuş.

Artık bir gün dayanamamış ve kadıncağız dereden su doldururken dile gelmiş: ”Bırak beni yalvarırım, bırak beni derenin dibine, kendimden utanıyorum. Zaten hiçbir işe yaramıyorum, zaten gereksiz yere suyun yarısını yere döküyorum… Bak diğer testiye… Bir de bana bak. Beni şimdi, burada bırakıp gidersen anlarım…”

Yaşlı kadın tek ses çıkarmadan testilerini doldurmuş her gün yaptığı gibi. Eve dönerken yaşlı testiye dönmüş:

”Bak bakalım yolun senin tarafındaki bölümüne. Şu güzel kokulu çiçekleri, onların üzerinde uçuşan kelebekleri arıları görüyor musun? Bir de yolun diğer tarafına bak. Orada böyle çiçekler var mı? Senin tarafındaki gibi yeşil mi? Anlayabileceğin gibi, ben yolun senin tarafına düşen bölümüne tohum ektim. Senin suyunla sulanan çiçeklere, o suyla doğaya can veren sen oldun. Evimin güzelleşmesi, o uzun zahmetli yolumun kısalması senin yüzünden oldu. Senin böğründeki çatlak yüzünden o çiçekleri desteleyip pazarda satıp ve evime ekmek getirebildim. Senin o utanıp kusur olarak gördüğün çatlak benim için mutluluk, ekmek parası ve yaşam sevinci oldu.

Dostum, hepimiz farklıyız ve inan bana, farklılıklarımız bizim en büyük şansımızdır. Eğer kendimizi olduğumuz gibi kabullenip, kendimiz olmak için çabalar ve kendimizle gurur duyarsak önümüzdeki engelleri tek tek aşarız.

Yoksa bizler sadece soğuk, ruhsuz, renksiz, nahoş ve mutsuz yaşamlar yaşayıp yok olup gideriz”

Bir çin öyküsünden uyarlama…

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

DURSEY VE KELİN TÜRKÜSÜ

2010 143

 

DURSEY VE KELİN TÜRKÜSÜ

 

Yaz bitiyor,

Tek tek dönüyor turnalar yurtlarına.

Tek tek düşüyor sararmış yapraklar toprağa.

 

Güzün de kendine göre bir güzelliği varmış

Öyledir…

Bahar yeniden gelir,

Doğa yeniden yeşillenir,

Yeniden yaşama dururmuş

Öyledir…

 

Ama ben

O solan gülü sevdim

Düşen yaprağına aşıktım

Gezgin arısına,

Üç günde solan kelebeğine

Aşıktım.

 

Kökleri kalır diyorlar

Tohumu kalır…

Beden göçse de

Sesi kalır, resmi kalır

Diyorlar…

Köklerinden yeni güller yeşerir

Yenidoğan arılara can verir

Diyorlar…

 

Desinler

 

Yine de

Benim gülüm farklıydı

Gülüm benim, canım…

Karaböcüğüm, kuzum…

 

Hasan Durna, 2019.08.06

 

2012 ∞

2019 ∞

 

Nihayet birbirinize kavuştunuz, rahat uyuyun…

Cahil olmadan bilge olunmaz…

il_1588xN.1927965525_3l93

Japon Kintsugi (veya Kintsukuroi) sanatı, kırık dökük çanak ve çömlekleri altın karışımı bir madde ile yapıştırıp onarma sanatıdır. Kökenleri, kırık dökük yararsız zayıf ya da ayıplanan veya suçlu geçmişi olanın da değerli olduğu, onarılınca eskisinden de kıymetli olabileceği, zorluklar karşısında sadece çarpışmanın yeterli olmadığını kabullenme ve değişimin zorunluluğunu vurgulayan filozofi akımlarına, wabi sabi ve mushin filozofilerine dayanır.
Kendimizi olduğumuz gibi kabullenmenin bir erdem, hata ve kusur kabul edilen özelliklerimiz olsa da hepimizin eşit olduğunu, değişimin zorunlu bir gerçeklik olduğunu vurgular.
Psikolojik tedavide önemli iyileştirici unsurlardan birisi de bu gerçekçi kabullenme, gerçekçi değişim isteği ve çabasıdır.
Sorunlar karşısında boyun eğmek onu öylece olduğu gibi kabullenmek ve buna karşı bir şey yapmamak elbette isteyenin istediği gibi yapması özgürlüğüdür.
Ama kendini, yaşadığı sorunları, o sorunları benliğinin bir parçası kabul edip gerçekçi çözüm yollarını bulmak ve o yollar için çabalamak ciddi bir kişisel çalışma gerektirir.
Kintsugi eserleri öylesine değerlidir ki, dolandırıcılar sağlam çömlekleri kırıp yeniden onararak insanları dolandırmaya çalışmaktadırlar.
Kendinizi olduğunuz gibi sevip olası hata ve kusurlarınızdan utanç duymadan, onlarla, bir olanlarla, tamam onlarla mutlu ve onların değişimiyle yetkin olmanız, kırık parçalarınızı da sevmeniz dileğiyle…
Hasan Durna, psikoterapist