Depresyondan kurtulup alzheimer ile başa çıkabilmek, kaygı ve korkularınızı kontrol altına almak ister misiniz?

BlogGraphic-HeartAttack-670x499

Beyin, insanın en karmaşık organlarından birisi, belki de birincisidir. Vücudun çoğu hayati fonksiyonlarına hükmedip duygu, hafıza depolama gibi birçok önemli işlevi vardır. Milyonlarca yıllık evrimin ortaya çıkardığı en mükemmel işlerden biridir.

Fiziksel olarak taş devri insanı, Homo sapiens, ile aramızda aslında çok büyük fark yok. Onlardaki en önemli üstünlük, yaşama alışkanlıkları sonucunda edindikleri güçlü fizikleri ve daha hassas duyu organlarıdır.

Onlar bu hassas duyu organları ve zamanla geliştirdikleri korku, kaygı, stres ve hafif depresyon sayesinde de hayatta kalmışlardır. Bizler, üzerine gelen aslandan korkup kaçan, o aslan gelmeden önce ondan nasıl kurtulurum kaygısıyla yaşayan insanların torunlarıyız. Belki denk getirip tek başına bir aslan öldürebilen atalarımız da vardı ancak günümüz insanının ataları, o korkak çekingen ve öncelikli olarak güvenliğini düşünen ve hayatta kalan insanlardır. Depresyon, kaygı, panik atak ve stres sadece korkutucu, zararlı ve kötü şeyler değidir. Bunlar bir zamanlar bizlerin yaşamını kurtaran özelliklerimizdi. şiddetli korku

Araştırmalara göre haftada 3 gün en az 30´ar dakikalık orta veya yüksek yoğunluklu fiziksel aktivite yapan bireylerin daha mutlu, daha az stresli, daha fazla özgüven sahibi ve olası depresyon ataklarına karşı daha dirençli oldukları tespit edilmiştir. Bir deneyde haftada üç gün hızlı yürüyüş yapan yaşlılar, yapmayan yaşlılara göre inanılmaz farklılıklar göstermiştir. Fiziksel aktif grupta, belirli bir yaştan sonra doğal olarak kabul edilen yıllık % 1 beyin küçülmesi yerine % 2 beyin büyümesi gözlenmiştir. Yani fiziksel aktivite onların beyinlerini gençleştirmiş, hafıza kapasitelerini arttırmış, demens ve alzheimer riskini azaltmış, özgüven ve planlama yetilerini arttırmıştır.

Taş devri insanı elbette yaşamak için sürekli hareket etmek, avlanmak, toplamak, konup göçmek için çaba gösterip enerji harcamak zorundaydı. Tahminen günümüz modern insanından en az iki kat daha hareketliydiler ve bize göre en az iki kat daha fazla efor sarfediyorlardı. Daha 100 yıl öncesinin köy yaşamı bile bu oranlara yakın düzeyde hareketli ve enerjik insanları yaratmıştı.

Günümüzdeki genel yaşayış biçiminde çok az hareket eden insanlarının yaşam sürdüğü ortamın yemeğin kapıya sipariş edildiği bir ortam olduğu, yediği yemeğin büyük ihtimalle genetik değişime uğramış yada bir sürü kimyasallar/ilaçlar ile doğallığını kaybetmiş ürünlerden yapıldığını unutmayalım. Şu yazımda doğa ve psikoloji doğadaki olumsuz değişime dikkat çekmiştim.

Elbette az hareket eden, doğal ve sağlıklı beslenmeyen insanlar daha içe kapanık, stresli ve sinirli olmakta. Savunma mekanizmaları zayıflamakta ve böylelikle daha kolay hasta olmaktalar. Daha kolay mide ve bağırsak hastalıklarına yakalanmaktalar. Şu yazımda bağırsak florasındaki değişimlere dikkat çekmiştim. mide bağırsak ve beyin ilişkisi

Bunları daha da kötü yapan şey ise uyku düzeninin bozulması ve uyku problemleri yaşamaktır. Ciddi psikolojik rahatsızlıkları olan bir insan için yapılacak ilk ve en önemli tedavi, onun uyku düzenini normalleştirmek olmalıdır. Şurada uyku düzensizliği ve panik atak uykunun fiziksel ve ruhsal sağlık için ne kadar önemli olduğunu yazmıştım.  Günlük 7 – 8 saatlik uyku kişiyi sadece daha dinç ve güçlü kılar.

Günümüz modern insanının diğer bir problemi ise yanlızlıktır. Steve Jobs´un Iphone 4 tanıtımının üzerinden sadece 9 yıl geçti. Bu süre içerisinde bireylerin, özellikle çocuk ve ergenlerin ekran karşısında (akıllı telefon ekranı da dahil) geçirdikleri zaman, sosyal medya kullanımı süresi her geçen yıl ve ay, neredeyse her geçen dakikada yeni rekorlar kırmakta. Akıllı telefonlar onlarca sosyal medya arkadaşlıkları vs ne yazık ki bizleri daha mutsuz yaparak daha bağımlı kılıyor. Arkadaşla, eş dostla birlikte yapılan sosyal bir etkileşim sonucu ortaya çıkan haz alma ve bunun sonucunda vücuda dağılan endorfinden istemsizce vazgeçtik galiba. Sosyal medyada alınan ‘like’ lar beyinde aynı haz alma duygusunu yaratıyor artık. Para puldan ziyade belki de bu yüzden bir sürü internet fenomeni, youtuber canları pahasına riskli işlere kalkışıyorlar ve belki de bu yüzden tuvalette bulunan kitap ve ansiklopediler yok oldu artık…

Sadece spor yapmak, düzenli uyku çekmek, sağlıklı beslenmek, sosyal ilişkiler kurmak kişiyi elbette depresyon ve demensten veya diğer psikyatrik hastalıklardan tam olarak kurtarmaz.

Eğer psikolojik rahatsızlığı olan bir kişiysen psikolog, psikiyatrist desteği almaktan korkma. Doktorunun yazdığı psikofarmaka ilaçlarını sakın kendi başına azaltıp arttırma. Hiç bir şey yapamıyorsan hızlı yürüyüş yap, internete bağlanma süreni kısıtla, ne olursa olsun uyumaya çalış ve yediklerine ve içtiklerine dikkat et.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Saygılarımla

Hasan Durna, uzm psikoterapist

Reklamlar

Hayvanlar ve insan psikolojisi

untitled.png

Depresyon ve kaygı bozukluklarının göstergelerinden birisi de isteksizlik ve iştahsızlıktır. İnsanın iç bulanıklığı, kendini kötü hissetmesinin yanında bir bıkkınlık, yılgınlık yaşaması da olası görülen şeylerdendir. İştahsızlık, uykusuzluk, yorgunluk gibi bir sürü rahatsızlık günlük yaşamda görülür. 

Bu durumdaki bir insanın gülücükler dağıtması, eşi dostu ile görüşmesi, üstüne başına çeki düzen vermesi elbette çok kolay değildir.

Arkadaşlar, aile bireyleri ne kadar destek vermeye çalışsalar da onların beklentilerine cevap vermek, onları kırmadan reddetmek veya onlara, onlar hakkında hissettiklerini tam olarak söylemek kolay olmayabilir.

Ev hayvanlarının sağlık merkezlerinde, bakımevlerinde kullanılması bir çok ülkede gittikçe yaygınlaşan bir uygulamadır. Kediler ve köpekler gibi hayvanların hastahane koridorlarında görülmesi elbette bir amaca hizmet etmekte, hastanın yaşam koşullarında iyileştirmeler yaratmak.

Hayvanların psikiyatri kliniklerinde kullanılması diğer kliniklere göre biraz daha geç olmuştur. Ancak bu geç tanışıklık onların daha az yararlı olduğu anlamına gelmemektedir. Tam tersine hayvanların özellikle depresyon ve kaygı bozuklukları ile mücadelede büyük yararlar sağladıkları gözlenmektedir.

untitleddf

 

Peki bunun sebebi nedir? Önemli bir sebep hayvanların gösterdikleri karşılıksız sevgidir. Küçük bir hayvanın gösterdiği sevgiye karşılık vermemek bir yakının gösterdiği yakınlığı reddetmekten daha zordur. Gösterilen küçük bir sevgi genellikle havvan tarafından hemen cevaplanır.

Hayvanlar birçok psikiyatrik rahatsızlıklarla birlikte görülen, o kendini yalnız hissetme, acısını hafifletir. Bir araştırmaya göre köpek sahibi Avustralyalıların komşuları ile daha fazla sosyal kontak kurdukları tespit edilmiştir. Özellikle her gün dışarı çıkarılması zorunlu olan ev hayvanları olanların, daha sosyal ve fiziksel aktif oldukları gözlenmekterdir. Sadece bir hayvanın başını okşamanın bile kişinin kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini azalttığını biliyor muydunuz?

Ev hayvanları olanlarda daha kaliteli uyku, daha az hastalığa kapılma riski, daha az stres ve daha iyi kondisyon gözlemlenmiştir. Hatta evinde akvaryumda balık besleyenlerde bile daha harmonik bir yaşam tarzı, daha doğru nefes alıp verme alışkanlıkları tespit etmekteyiz.

Bir yaşayan canlı ile kurulan o inanılmaz derin sevgi bağı, hayvan sahibinde sorumluluk alma bilincini, başkaları ile empati kurma yetisini arttırıp kişiye durduk yere kendini mutlu hissedebilmesi şansını sunar.

Bir hayvan sahibi olanların hemen anlayabileceği bir şeyden bahsedeyim. Bir hayvanın insanın üzgün olup olmadığını anlayabildiğini, kanser vakalarını erken teşhis edebilecek koku alma yeteneğine sahip olduklarını, depresyonu koklayıp alıştırmalarla panik atakları esnasında yardım edebildiklerini biliyor muydunuz.

Bir hayvana evini açmak, onunla iletişime geçebilmek çok önemlidir. Sadece psikolojik rahatsızlıklardan korunmak için değil, yaşamda karşılıksız sevginin en basit düzeyi ile nasıl hissedilebileceğini anlamak için bile o sevimli dostlarımızı ihmal etmeyin. Siz kendiniz için olmasa da çocuklarınız için bir ev hayvanı edinin bence.

Hasan Durna, uzman psikoterapist.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/kitap/kim-korkar-panik-ataktan/407637.html&filter_name=hasan%20durna

 

 

 

 

Psikolojik yıldırma / mobbing uygulayan baskın karekterli kişileri tanıma ve onlarla başa çıkabilme stratejileri.

mobbing

Mobbing aslında türkçede yıldırma taciz etme, bezdirme gibi kelimelerle ifade edilebilen, bir kişi ya da grubun, başka bir kişiye mevcut gücünü ya da pozisyonunu kötüye kullanılarak; süregelen veya kısa süreli şekilde psikolojik şiddet, baskı, taciz, aşağılama, tehdit vb. yolları ile duygusal ve sosyal saldırıda bulunması halidir.
Kişinin saygısız ve zararlı bir davranışın, bir şakanın hedefi olmasıyla başlar her şey. Tacizci ima ve alay ile karşısındakinin toplumsal itibarını düşürmeyi de içeren saldırgan bir ortam oluşturarak onu psikolojik yıkıma ve bıkkınlığa sürüklemektedir. Bu durum bir işyerinde olabileceği gibi bir okulda, bir evde, sokakta veya alışveriş yapılan bir yerde bile olabilir.
Uzun dönemli durumlarda taciz edilen kişi strese mazur kalıp fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklar yaşayabilir. Öfke kontrolü problemleri yaşayıp yalnızlaşmaya, kendine veya başkalarına zarar verme eğilimleri geliştirmeye başlayabilir. Uykusuzluk, utanç, huzursuzluk, benlik duygusu zayıflığı, paronaya, tükenmişlik sendromu, aile içi çatışmalarına neden olabilir. Bıkkınlık nedeni ile bulunduğu iş veya okulu bırakma noktasına gelebilir.
Bu durumun arkasındaki psikolojik ve sosyal temeller nelerdir? Nasıl tespit edilip nasıl başa çıkılabilir? Panik kaygı bozukluğu, sosyal fobi ve diğer psikolojik rahatsızlıkları yaşayan insanlar bu durumdan nasıl etkilenirler? Bu onların zaten hassas olan duygusal dengelerini daha da bozar mı?
Başka bir insanı etkisi altına almak ve bezdirmek isteyenlerin ilk kullandıkları metod; görmemezlikten gelmektir.
Kişi bir şekilde unutulur, duyulmaz veya görülmez. Böylece onun fikirleri ve varlığı yok sayılır, hiçe indirgenir.
Ne yapmalı: Görülen her tuhaf durumu normalleştirmemek, o durumu karşısındakine sözlü olarak belirtmek ilk adımdır. “Niçin konuşurken bana bakmıyorsun, niçin başka bir iş arkadaşım daha yüksek ücret alıyor?” gibi. Sosyal durumlardaki olası senaryoları kurgulayıp olası stratejilerin alıştırmasını yapmak önemlidir. O anda herhangi bir cevap veremiyorsan bile, daha sonra tek başına veya başka birisinin yardımı ile geri gelip o durumu görünür kılınmalısın. Olayların ve o tuhaf şeylerin geçip gitmesine izin verme.
Başka bir metod küçük düşürmektir.
Kişiye gülünüp dalga geçilir, onun yaptığı şakalar ve esprilere gülünmez. Ne söylediğinden ziyade saçma bir ayrıntıya odaklanılıp konu dağıtılır.
Ne yapmalı: Konunun özüne sadık kalan sorular sorarak tacizcinin yaptığı konuyu dağıtma girişimini berteraf edebilirsin. “Ne demek istiyorsun, bu kadar dalga geçilecek ne var?” gibi, “Bana böyle saçma bir şaka yapamazsın, çekil buradan!” gibi kısa cevaplarla bu saçmalığın bitmesi gerektiğini de belirtebilirsin. Komik olan ne gibi bir sorudan sonra tacizciyi konunun özüne dönmeye zorlayabilirsin.
Bir diğer metod bilgi gizleyerek kişiyi olan bitenden ayrı konuma düşürmektir. Birdenbire yapılan toplantılar, kaybolan notlar gibi şeyler kişinin daha az bilgiye ve böylelikle daha kontrolsüz bir konuma düşmesine neden olur.
Ne yapmalı: Aceleye gerek yok, Hiçbir şeyin oldu bittiye gelmesine izin verme. Cevaplayamadığın soruları daha sonra cevaplayacağını söyle. Son anda ve hazırlık imkanı verilmeden yapılan tartışmaların sağlıklı olmadığını belirtip alınak istenen kararın, sen kendi görüşünü oluşturana kadar bekletilmesini iste.
Yine bir başka metod ise kişi ne yaparsan yapsın, o yapılanın asla doğru olmaması, hep bir kusur bulundurması veya, ama şu şekilde yapsak daha iyi olmaz mı, sorusunu içermesidir.
Ne yapmalı: Kendi sesine kulak verip yanlış dahi olsa inandığın şeyi savun. Sadece kişiye değil bu hep süregen senin dediklerini, yaptıklarını küçümseyen duruma dikkat çek ve bu duruma saldır. Kelime ve davranışlarını seçerek konuları ciddi ve vurucu bir ifade ile ele al.
Sonuncu teknik ise tacizcinin bir şekilde konuyu, ama sen de çok abartıyorsun, vah vah yazık, sen hakikatten bir burnunun dikine giden bir insansın gibi suçlayıcı ifadelerle madurun üstüne yıkarak onda utanç ve suçluluk yaratması durumudur.
Ne yapmalı:  Suç suçlu olanındır, senin değil. Elbette utanmak ve suçluluk hissetmek doğaldır ancak bunun bir abartı oluğunu algılayıp gerektiğinde hakkını almak için savaşman gerektiğini kendine bellet. Bu durumda ne yapman gerektiğini, kimlerden destek alabileceğinin hesabını yap.
Unutulmaması gereken şeyler mobbing uygulayanların genellikle kendilerinin de aslında çoğunlukla mobbinge maruz kalmış bireyler oldukları, bu grupta narsist ve önyargılı kişilik özelliklerine sahip olan bireyleyin yoğun olduğudur. Buna maruz kalanların kendisine anlamsız ve tuhaf gelen emirleri yazılı olarak almaları, varsa destek alabilecekleri bir iş sınıf arkadaşlarına anlatıp destek bulmaları, gerektiğinde psikolojik, tıbbi ve yasal desteği alabileceği insanlara nasıl ulaşabileceklerini planlamaları yararlarına olur.
Saygılarımla
Hasan Durna

Gülmek yaşam kalitesini arttırır, ömrünü uzatır.

83c76ca1karikatur

Günlük yaşamında gülebilen, sorunları başka yönleri ile de görmeye çalışan insanların daha kolay çözüm yolları bulduklarını, da çabuk yardım aldıklarını biliyor muydunuz? Aaron Antonovsky, nazi toplama kamplarından kurtulan insanlar arasında yaptığı çalışmalar sonucunda Salutojenik Yaklaşım (Sağlık kaynaklı) kavramı ve Bütünlük Duygusu kavramını bilim dünyasına sokmuştur.

Aynı sorunları yaşayan, aynı kamplarda yaşayan insanlardan bazılarının, sorunlar (işkence, açlık, zor yaşam koşulları vs) yüzünden kendi canlarına kıydığını, bazılarının patolojik travmalar yaşadıklarını, bazılarınınsa yaşam boyu süren somatik problemler yaşadıklarını not etmiştir. Çalışmalarını yoğunlaştırdığı grup ise bu kamplardan çıkmalarına rağmen, görece mutlu ve huzurlu bir yaşam süren, herhangi bir travmatik veya somatik engel ile yaşamak zorunda olmayan insanlar olmuştu.

Neydi bu insanları böylesine dirençli huzurlu ve güçlü kılan? Dini inançları mı, süper iradeleri mi, boş vermişlikleri mi?.. Aaron onların yaşamlarında benzeşen bir nokta olduğundan emindi.

Evet, bu insanlar, dünyayı anlaşılabilir anlamlı ve yönetilebilir (Bütünlük Duygusu Kavramı veya asıl adı ile Sense of Coherence) bir halde görmek için çabalayan veya bu algıyı yaşamlarının önemli ve doğal bir olgusu haline getirmiş insanlardı. Bu keşif sonrasında Slutojenik (asıl adı ile Salutogenes Saluto {Sağlık} ve Genesis {Kaynak-Köken}) yaklaşım ile bireyin ve toplumun sağlığını korumak, geliştirmek ve problemlerle başa çıkabilmek için kişi ve toplumdaki sağlıklı yapıyı koruyup kollamanın önemini vurgulamıştır.

Antonovskynin modeli ve bulduğu tanımlama kavramı, başlı başına birçok makalenin konusu olabilecek bir içeriğe sahip elbette. Ancak dünyayı kavrayabilmenin, zorlukların üstesinden gelebilmenin koşullarından bir tanesi de gülebilmektir. Yaşamda farklı bakış açıları oluşturmaya çalışıp sadece patolojik (hastalıklı) olana odaklanmaktan kurtulmaktır.

Gülmek insanı mutlu kılar. Size gülmenin fiziksel etkilerinden bahsedeyim bugün. Güldüğünde vücudunda neler olup bittiğini biliyor musun?

  • Gülmek insanları birbirine yaklaştırır, mutlu kılar.
  • Uyku kaliten artar. Daha rahat uyuyup daha çok dinlenirsin.
  • Daha güçlü bir vücuda sahip olursun. 10 dakikalık gülmenin 10 dakika koşmak kadar fiziki yarar sağladığını bilmez bir çok kişi.
  • Stres hormonu, kortisol üretimi azalır. Yani stresin azalır.
  • Depresyonu azaltır. Bunun nedenide Dopamin adı verilen mutluluk hormonun salgılanmasıdır.
  • Gülmek kan basıncını düşürür ve kandaki oksijen oranını arttırıp kalbin korunması ve daha iyi çalışmasına neden olur.
  • Güldükçe iki beyin lobu birbiri ile daha kolay iletişim kurar ve hafızan güçlenir.
  • Fiziksel ağrıların azalır. Endorfin yani vücudun doğal ağrı kesici hormonunun salgılanması artar.
  • Vücudun savunma mekanizmaları güçlenir. Kortisol azaldıkça vücudu koruyan diğer hormonların oranları yükselir.
  • Midedeki şişkinlik ve gazı alır. Sindirime yardımcı olur.
  • Seni daha dinç kılar. Kan dolaşımı düzelir, yemek ve kan basıncına bağlı problemleri azalır. Böylelikle kendini yorgunluk hissetmezsin.
  • Yaşam süren uzar. Uzun yaşayan insanların çok ama çok azı, sinirli gıcık veya mutsuz ve suratsız teyze ve amcalardır. Unutmayın.

Sağlıklı, mutlu ve gülücüklerle dolu bir yaşam dilerim…

Psikoterapist, Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

Kendinize mukayyet olun ha, benden söylemesi…

psikolojik danisman dert dinlenir

Vardır her ailede böyle bir büyüğümüz, “aman olaylara karışmayın ha, aman kendinize mukayyet olun ha” diye söylenen. Gülüp geçeriz onların bu korkularına, bilmezliklerine. Ama hiç mi bilmez bu yaşlı başlı insanlar, hep böyle ürkek midirler?

Yok, elbette değil! Kendilerince bir bildikleri, görüp yaşadıkları vardır. İşte o bilgi ve deneyim söyletir bize bazan gülünç gelen o lafları.

Resimdeki gariban adamın yaptığının bin kat rezilini daha cilalı bir şekilde satan bir sürü insan var günlük yaşamda. Diploması olmadan televizyon ve gazetelerde kendine unvan biçenler, yıllarca tamamen yalan üzerine kurulmuş söylemleri ile halkı uyutanlar. Var oğlu var yani. Yaşam koçları, melek, cin tedavicileri… Masajla, himalaya tuzu ile tedaviler, bağırsaktaki bakterileri temizleyen mucize sıvılarla psikolojik problemleri çözenler… Massallah. Resimdeki gariban onların yanında gerçekten çok masum kalıyor.

Kendinize mukayet olun…

Bir araba alırken bile çiziği kazası var mı, boya atılmış mı, kaç kez el değiştirmiş, kusuru var mı diye zaman harcar insanlar. Ben hiç araba alırken abisini, dayısını, bilen bir ustayı yanında getirmeden, iki tur atmadan, evet demeden önce sıkı sıkıya pazarlık etmeden o arabayı satın alanını görmedim. Haydi, araba aşırı bir örnek diyelim. Bir paket süt alırken bile son kullanma tarihi nedir, yüzde kaç yağ vardır diye zaman harcıyor insanlar.

Peki aynı özeni ruh sağlığımız için de gösterebiliyor muyuz? Güvendiğimiz insan kimdir, nedir, hangi metodu uygular diye sorup sorguluyor muyuz? Komşudan alınan ilaç, bir büyüğün tavsiyesi ile yapılan şeyler. Boşu boşuna harcanan zaman, umut ve paralar…

Bilmeyen bir insan cahillik der geçer. Ancak işin aslı o değil. İşin aslı “hele bir umut” demekte. Belki bu, belki o, belki şu doğrudur, belki işe yarar demekte. “Belkim bir kertenkeleydim” demişti Can Yücel. Konu o değil elbette. Şair adam belkim der, ağzına da yakışır elbet.

Canın, malın, paran, sağlığın, ailen söz konusu olduğunda “belki” olmamalı. Araba almaya harcanan özenin zamanın bin katı bu iş üzerine yoğunlaşmalı. Şu internet çağında bilgiye ulaşmak öyle kolay ki… Hırsızın, çakalın kokusunu ikiyüz metreden almak o kadar kolay ki…

Deprem göçüğü altında kalmış bir kadının parmağını ezerek yüzüğünü çalanlardan bahsetmişti birisi. İnsanların zayıflıklarından yararlanmak isteyen soysuzlar, hırsızlar ve namussuzlar elbette her dönem vardır var olacaktır. Sorun onların yaptıkları değil senin ne yaptığındır.

İnsanlar yıllarca nasıl acı çektiklerinden, nasıl türlü türlü metodları uyguladıklarından, nasıl hayal kırıklığına uğradıklarından bahsediyor birçok görüşmemde, birçok forumda. Elbette bu çok çileli ve acı dolu bir yol. En acılı olan ise insanların umutlarıyla oynayan, onları daha da karamsarlığa, güvensizliğe iten kan emicilerin varlığı.

“Piskolojik danışman, Dert dinlenir” ciye dert anlatan insan umutsuz, çaresiz ve kendi çıkarlarını arabası kadar, satın aldığı bir litre süt kadar düşünemeyen insandır aynı zamanda. Uzun süreli yıkkınlık, depresyon ve stres yaşayan insanlarda bilişsel sapmalar, çökkünlük ve tükenmişlik duyguları olması, bazı koşullarda desteğe ihtiyaç duymaların doğaldır.

Ancak şu unutulmamalı. Kişi kendisinin avukatı olmak zorundadır. Çünkü başka bir avukat sizi asla sizin kadar iyi savunamaz. Karşısındakinin bilgi ve belgesini sorgulamak, deneyimini akıl ve mantığına göre yorumlayıp kendine uyan bir karara ulaşmak en iyi yoldur.

Dünyanın en iyi metodu bile, içselleştirilmemiş, kabullenilmemiş, ve uygulanabilir düzeye varmamış ise işine yaramaz. Bu yüzden..

Kendinize mukayyet olun ha…

Saygılarımla…

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Panik atak ile olan mücadelenle diğer insanlara örnek olmak ister misin?

Asfalt otu

Panik atak ile yaşamak okadar da kolay değil. Hele ki bu durumdan haberi olmayan insanların olaya bakışı, kişiye karşı tutumları bu durumu daha da zorlaştırmakta, sorunu çetrefilleştirmekte.

Başka bir insana onu anladığını hissettirmek veya yabancı birisinin de kendisini bulacağı, bulmakla kalmayıp ilham alacağı bir anıyı, bilgiyi aktarmak en faydalı şeylerden birisi olsa gerek. Bu pozitif paylaşım eninde sonunda bir topluluğun çogunluğunu mutlu kılar.

Kendi başarı öykülerini, pozitif birikimlerini başkaları ile paylaşmak istersen onlari burada yayınlayabilirim.

Bu sayfada; https://panikataksite.wordpress.com/veya facebook sayfamda; https://www.facebook.com/panikataktankurtul/ yorum yapabilirsin…

 

PANİK ATAK TEDAVİSİ VE BDT (BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI PSİKOTERAPİ)

Duygular Davranışlar ve Düşünceler

Türkiyede panik kaygısı bozuluğu ve panik atağı görülme düzeyinin dünyadaki istatiklere yakın olduğunu gözlemlemekteyiz. Panik bozukluğu % 3-5 ve panik  atağı görülme sıklığı % 30-50 civarında gezinmekte. Elbette daha sağlıklı bilgiler ülkemizde şu ana kadar yapılan yetersiz sayıdaki kapsamlı araştırmaların çoğaltılması ile elde edilebilir. Ancak unutulmaması gereken yaşanan terör olayları depremler gibi toplumsal travmalar ile bu istatiğin daha oynak bir hale geldiğini bilmek.

Bu konuda sağlık hizmeti veren ciddi, bilimsel ve tıbbi çevrelerdeki genel kanı, panik atağın (aslında panik kaygı bozukluğunun) psikofarmaka ilaçları veya psikoterapi ile tedavi edilmesidir.

Yapılan bir çok araştırma aynı sonucu vermekte. Bilişsel davranışçı psikoterapi temelli yaklaşımlar (kısaca BDT olarak adlandırılır) ilaç tedavisine alternatif olarak kullanıldığında, aynı düzeyde başarı sağlayan, hatta ekonomik efektivitet yan etkiler ve kalıcı sağaltım gibi diğer faktörler göz önüne alındığında, daha etkili bir tedavi modeli olarak algılanmaktadır. Bireysel veya grup terapileri arasında belirgin bir fark yoktur.

Psikoterapi tedavisinin işinin uzmanından alınması (bu konudaki yazım, psikoterapi ve etik yazısına göz atın https://panikataksite.wordpress.com/2016/12/26/psikolojik-psikiyatrik-rahatsizliklar-ve-etik/ ) özellikle uzmanın gerçekten BDT konusunda psikoterapi eğitimi ve deneyimi olmasına özen gösterilmesi önemlidir.

Kişinin metoda yatkınlığı, hastalıktan kurtulma isteği, motivasyonu, çabası, yakınlarının desteği, eğitim durumu ve hasta terapist arası çalışma ilişkisi gibi nedenler de sağaltım başarısını etkiler.

BDT´nin önemli bir ayağı bilişsel bilinçlenme yani düşüncelerimizin, düşünme şekli ve şemalarının, öğrenme, uygulama zorluk ve kolaylıklarının, zihinsel zorluklar, dikkat ve algı zorlukları ve dil kullanımı gibi nedenlerin duygu ve davranışları bire bir etkiler olmasıdır.

Bir diğer temel ayak ise duygulardır. Farkındalık, kabullenme ve duygu seviyesini düzenleme gibi birçok önemli kavram BDT metodlarının özüdür.

Elbette üçüncü ayak ise davranışlardır.

Bu üç kavramın birbiri ile olan ilişkisi, bazı durum ve koşullara bağlı olarak ortaya çıkması veya çekilmeleri temel çalışma prensibidir. Yine detaya girmeden isimlerini anabileceğim yakınlaşma, duyarsızlaştırma, nefes alma, gevşeme, yeniden yapılandırma gibi birçok teknik kullanılır.

Bu etkileşimi kavramak, bunların altında yatan nedenleri irdelemek, belirli bir seviye dahilinde, sadece psikoterapist görüşmesine bağlı kalmamaktadır.Bu yüzden kitabımın temel fikirlerinden birisi “psikolojik sağaltım sürecinde kendi kendine yardım” temasıdır. Kendine yardım teması tüm terapi okullarının nihayi hedefi olsa da BDT okulu bunu daha da ileri götürmeye olanaklı bir psikoterapi okuludur.

Elbette terapistin metoda yatkınlığı ve inancı, hastanın kişisel özellikleri hangi terapi okulunun daha yararlı olacağına karar vermekte. Kimisi terapiye inanamamakta ve alternatif tıp metodları denemekte, kimisi sadece ilaç istemekte kimisi ise dua ile çözüm bulmaya çalışmakta. Benim pozitif sonuçlarını gördüğüm ve uyguladığım metod BDT temelli psikoterapi teknikleridir. Bu metod bilimsel araştırmalarla da denenmiş ve kanıtlanmış olup gerçekten ise yaramakta, panik atak ve panik kaygı bozukluğu ile mücadelede çözümler sunmakta.

Saygılarımla…

Hasan Durna

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html