Psikolojik sağaltım sürecinde terapötik ittifak ilişkisinin önemi…

Freud's_couch,_London,_2004_(2)

Foto: Freud’un divanı (küçük bir ayrıntı, görülen halı ve kilimler türk halı ve kilimleridir)

 

Lisans öğrencisi iken okul yıllarımda psikoterapi konusunda öğrendiğim ilk şeylerden birisi terapötik bağ kurmanın nasıl olabileceği ve bu ilişkinin sağaltım sürecindeki etkisi idi.

Elbette benim dönemimde geçerli ve popüler olan akım psikodinamik / psikoanalitik ekol olduğu için genellikle o akımın görüşleri ve kuralları tartışılır, o akımın gözü ile meslek, hasta, tanı vs vs yorumlanırdı.

Üstündeki kıyafetin nasıl olacağı olamayacağı, görüşme odasına kişisel resimlerin asılıp asılamayacağı, hangi üslubun kullanılacağı ve ne kadar kişisel ne kadar profesyonel olunacağı gibi konulara kafa yorardık.

Elbette bunlar o zamanlar için saçma veya gereksiz şeyler değildi ve hala da değiller. Günümüzde de hemen hemen tüm psikoterapi okullarında az veya çok kullanılan bir kavram terapötik iliski ve bu ilişkinin sağaltım sürecine etkisi.

Günümüzde sadece bu olgudan hareketle psikoterapi uygulaması yapan psikoterapisler olduğu gibi, https://www.bonding-psychotherapy.org/, terapötik ilişki ve bağlanma temelli kısa dönem terapileri de,  https://psycnet.apa.org/doiLanding?doi=10.1037%2F0033-3204.42.4.532, bağlanma, ilişkide yaşanan kopmalar, ilişki kurmada yaşanan zorluklardan hareket ederek çözümlere ulaşmaya çalışan terapistler de var.

Zamanla, çalıştığım faklı kurumlardan edindiğim tecrübelerle, bu ilişkiyi kurmanın aslında o yazılanlardan farklı olduğunu gördüm. Küçük çocukların yanında olmak için yerde oturmanın, diz çökerek göz seviyesinde konuşmanın, korkunun yaşandığı yer kalabalık bir meydansa orada alıştırmalar yapmanın, mikroplardan konuşmak yerine birlikte çöp karıştırmanın daha etkili olduğunu anladım. Konudan bağımsız görünen bir anda, albüm karıştırarak dostlardan, sevgi, özlem ve üzüntüden bahsetmenin, bazansa hiç konuşmadan sessizce beklemenin bu ilişkiyi nasıl güçlendirdiğini gözledim.

Peki gerçekten bu bağ sağaltım, yani iyileşmeye giden yolda anlatıldığı ya da hissedildiği kadar önemli bir faktör müdür?

Bazı ekollere bakarsan evet. Hatta onlara göre bu bağ olmadan sağlıklı ve kalıcı bir değişim olmaz, hasta sürekli o eski saplantılarına, davranış kalıplarına vs takılıp kalır ve sorunun temeline inemeden onunla cebelleşip durur.

Daha önceki bir yazımda İlaçlar hakkındaki beklentiler ve ilacın etkisini alınan ilacın bile oluşturulan beklenti veya önyargı ile daha az veya daha fazla etkili olup olmadığından bahsetmiştim.

Psikoterapinin erken dönemlerinde kurulan güçlü bağın ve o bağın gerçekçi hedefler, gerçekçi çalışma metodları ile uyumlu olmasının önemi elbette tüm terapi ekollerinde gözlenilen ortak bir fenomen.

Ancak buna rağmen psikoterapi ve psikoterapistin sağaltım sürecindeki rolü çok ama çok da büyük değildir. Bazı terapistler daha etkili, bazıları daha etkisizdir. Bazan yaşamın olağan akışındaki değişimler terapi sürecinden daha etkili sonuçlar vermekte.

Ayağı kırılan birisi elbette en hızlı, en ucuz, en etkili ve en kalıcı tedaviyi almak, en kısa sürede günlük yaşamına geri dönmek ister. Oturulan bekleme salonunun, yatılan sedyenin, alçıyı saran kişinin, ilacı yazanın, ne yapılması hakkında bilgi verenin önemi ve özellikleri genellikle o yardım alınan anda ve alınan yardımın gerçekten işe yarar olup olması halinde hissedilir.

Sonra… Sonra unutulur gider…

Kalıcı olan, alınan yardımın işe yarayıp yaramadığıdır. Ayağındaki kırık doğru kaynadı mı, kısa sürede iyileşti mi, günlük yaşamı fazla olumsuz etkiledi mi?.. Önemli olan budur.

Yapılan bir çok bilimsel araştırma onlarca yıldır uygulanan online terapilerin en az geleneksel tedavi türleri kadar etkili olduğu ve zaman, ekonomi günlük stres gibi faktörleri de işin içine katınca çok daha yararlı, çok daha etkili olduğunu göstermektedir.  https://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/15228830802094429?scroll=top&needAccess=true&journalCode=wths2,  https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/29145746

Aynı pozitif sonuçların kendine yardım (self-help) müdahalelerinde, o metodların da etkili, sonuç veren teknikler olduğunu göstermekte. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/23777192,  https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/027273589390039O

Bazı terapiler bazı problemleri çözmek için yaratılmış ve bazı metodlar sadece o problem için en uygun seçenektir. Vakaların ağırlığı, karmaşıklığı, diğer tanılarla birlikte görülüp görülmemesi, özkıyım riski gibi bir sürü sebepler elbette yüz yüze görüşme ihtiyacını, ilaç tedavi ve takibi zorunluluklarını yaratsa da bir çok vaka klasik tedavi metodları ile ele alınmak zorunda değil artık.

Öyleyse niçin hala eski ve bir sürü eksikliği olan metodlarda ısrar ediyoruz?  Niçin para ve zaman kaybı olan şeylere daha önemliymiş etiketi yapıştırıyoruz? Niçin kendimize eziyet etmekten hoşlanıyoruz?

Yardım alanın aldığı yardım hakkında bilgi sahibi olup olmaması ve yardım verenin verdiği yardımla ilgili bilgi verip vermemesi ile de alakalı olabilir.

Mesleğe adım attığım ilk yıllarda dahi, haftada en az üç defa ve ortalama beş yıl gidilen bir terapi metodunun, pek bana uymayan, getirisi götürüsünden fazla olmayan bir metod olduğunu hissetmiştim.

Sorunu çözmek bazan onunla yaşamayı öğrenmek olsa da aslında en arzu edilen şey o sorundan kurtulmaktır. En etkili biçimde ondan kurtulman ideal olanıdır.

Çölde kalıp susamışsan o suyu altın kadehte, bakır bardakta, toprak çömlekte, avuçlayarak ya da başını suya sokarak içip içmediğinin önemi yoktur.

Tek önemli olan suyu bulup onu kana kana içmen, susuzluğunu gidermendir.

Sağlıcakla kalın

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

/Hasan Durna

 

 

 

 

Korona salgını günlerinde ruh sağlığınızı korumak için ne yapmalısınız?

Coronabild

Yapabilenlerin gönüllü olarak, sonra da herkesin kısmi karantina tedbirleri ile zorunlu olarak evlere kapandığı şu günlerde küçücük alanlarda tıkış tıkış toplanmak elbette yorucu ve ilişkileri zorlayıcı bir durumdur.

Günlük alışkınlarının birdenbire değişmesi, yapacak pek fazla şey olmaması stres yaratıp yorgunluk ve bıkkınlık hislerine neden olur. Ekonomik kayıplar, hastalık bulaşma korkusu, sosyal çevre ile ilişkinin kesilmesi, yardıma ihtiyacı olan yaşlı akraba ve aile üyelerinin yanında istediği kadar olamamak gibi sebeplerle psikolojimiz daha kırılgan daha olumsuz yorumlamalara meyillidir.

Ancak, bu dönem yararlanmasını bilenler için fırsatlar da yaratan özel bir dönemdir.

Karantina günlerinde ruh sağlığınızı korumak, bu dönemden faydalı ve mantıklı kazanımlarla çıkmak için şunları yapın.

 

Sosyal medyayı sınırlı sürede kullanın

Elbette evden çalışabilenler günün bir bölümünde normal işleri ile meşgul olmakta. Ancak evde kapalı insanların temel sorunu, abartılı boş vakit sahibi olmaktır. Son yıllarda hayatımıza giren ve akılı telefonlar yardımı ile insanların boş vakitlerinin birincil meşgalesi, ekran karşısında geçirilen zaman, gün be gün artmakta. Bir gün özellikle not ederseniz kaç saatinizin ekran karşısında geçtiğini bulabilirsiniz. Özellikle salgın, savaş vs gibi özel dönemlerde sosyal medyada yoğunlaşan, çoğunlukla yanlış bilgilerle dolu veri trafiği, bireyin sürekli olumsuz ve yıkıcı haberler ve paylaşımlarla doldurulmasına neden olur. Sonucu tahmin edin! Birisine kırk gün deli dersen deli olur demiş atalar…

Belirli saatler dışında sosyal medya kullanımınıza sınırlama getirin. Siz bunu yapınca çocuklarınıza da örnek olur ve onların sosyal medya kullanımını sınırlayabilirsiniz. Hangi haberleri izlediğinizi bilerek izleyin. Sadece olumsuza odaklanmayın.

 

Günlük rutinler güven ve dinginlik sağlar

Belirli saatlerde uyumak ve uyanmak, gün içinde yemek öğünleri, jimnastik, oyun, birlikte okuma, masal saati, kişisel etkinliker ortak etkinlikler gibi alışkanlıklar aile bireylerinin birbirleri ile daha yararlı zaman geçirmesine, birbirlerini yapıcı bir şekilde desteklemesine neden olur. Özellikle çocuklu ailelerde yeni günlük rutinler yaratmak çok önemlidir. Çocukların sorumluk aldığı rutinler, eğlenceli / yarışmacı aktiviteler içeren rutinler, birlikte yapılan rutinler, kişisel aktiviteleri içeren rutinler güven yaratır, zamanla huzur ve dinginlik sağlar.

 

İzole olmak arkadaş eş ve dostlarla ilişkiyi kesmek değildir

Günümüz teknolojisi bambaşka imkanlar sunmakta. Yaşı yetenler bilir, dedelerimiz nenelerimiz anlatırdı, at ve eşek üstünde yapınan o uzun yolculukları. Hala hatırlarız günlerce süren mektuplaşma dönemlerini. Şimdi facetime, skype, whatsapp, mail, sms vs insanları birbirlerine öylesine yakınlaştırdı ki… Teknoloji gereğince kullanın lütfen, o bizim için var.

 

Olumsuz bir döneme girdiğinizi fark edin

Olumsuz ve depresiv dönemler elbette tehlikeli ve mutlaka kaçınılması gereken şeyler değildir. Yaşamın doğal akışında olan gelip geçen dönemlerdir. Ancak böyle olağanüstü durumlarda, extra kırılgan yapılı ve yalnız yaşayan insanlarda biraz daha yıkıcı ve tehlikeli olabilir. Duygu durumunuzdaki aşırı değişimlerin farkında olun. Yemeniz içmeniz, uyku durumunuz gibi parametrelerle duygu durumunuzdaki değişimleri daha objektif gözleyebilirsiniz.

Mizah ve aile bireyleriyle, dostlarla konuşmak her zaman yardım eder.

 

Anı yaşayın, fırsatı kaçırmayın

Küçük mutluluklar kısa sürede parlayıp sönerler. Onları yakalamaya çalışın. Rutinleriniz olsun ancak spontane olmanın önemini de sakın unutmayın. Özellikle çocuklu aileler için önemli bir kural bu.

 

Yeme ve içmenize dikkat edin, spor yapın

Evde kalmak, boş zaman bolluğu, kolaylıkla atıl kalmak, abur cubur yemek, fazla alkol almak, hareketsiz kalmak gibi sorunları da beraberinde getirir. Daha önceki bir yazımda Depresyondan kurtulup…  bu konuya ayrıntısı ile değinmiştim. Psikoloji ve yeme içme fiziksel hareketlilik arasında yakın bir bağ vardır.

 

Yaratıcı projeler başlatın

Çocuklar sorumluluk aldıkça büyür gelişirler. Onlarla birlikte yapabileceğiniz şeyler var mı? Değiştirilmesi gereken oda, düzenlenmesi gereken kitaplık, garderob…

Aslında düşünce ve duygularınızı kağıda dökebilen birisi olduğunuzu fark ettiniz mi? Belki de zamanla daha iyi çizimler, resimler yapabildiğinizi? Hayır ben iyi bir anlatıcıyım, youtubu kanalımda hikayeler anlatacağım… Yeni kurduğum şirket ile evden satış, evden programlama yapacağım…

Evet, ne demek istediğimi anladınız, sizin için tek sınır, sizin çizdiğiniz sınırdır. İçinizdeki yaratıcı yanı fark edin ve onu test edin.

 

Daha önce paranoya, OKB, kaygı bozuklukları, fobiler vs gibi poblemleriniz varsa 

Elbette bu sorunlar, şu yaşanan durumlardan tetiklenir ve bir uzmanla görüşme ihtiyacınızı arttırabilir. Teknolojiyi kullanarak psikoloğunuzla, doktorunuzla konuşmaktan çekinmeyin. İlaçlarınızı aksatmayın. Gayrı ciddi insanların anlattığı safsatalara kulak kapatın. Tedavinize devam edin.

 

Sakin kalın, kendinize ve doğru tedbirlere güvenin

Sakinliğini koruyabilmek, özellikle çocuklu ailelerde zorunlu bir adımdır. Daha önceki bir yazımda çocuklarla nasıl konuşabileceğinizden bahsetmiştim Korona ve çocuklar

Sakin kalmak kişilik yapısı kadar, bilgi ve deneyim ile de kazanılabilecek bir özelliktir. Güvenli, bilimsel, yapıcı kaynaklarla beslenen karar doğru adımları atmanıza ve böylece kendiniz ve sevdiklerinizi korumanıza yol açar.

 

Kültür ve sanat ruhun gıdasıdır

Ruh sağlığı sadece akıl ve gerçeklikle değil, duygular, sanat ve kültürle de beslenir. Müzik, film, kitap, resim… Size uygun olan ne ise onunla uğraşın onu izleyin. Size bir duygu hissettiren şey sizi geliştirir.

 

Asla yılmayın

Ne olursa olsun umudunuzu yitirmeyin. Çabalamaktan vazgeçmeyin.

 

Saygılarımla

Hasan Durna

 

 

Çatlak su testisi ve yaşlı kadın

shutterstock_cracked-clay-pot-688x457

Bir zamanlar, uzak bir dağın ardında ırak bir ülkenin birinde, yaşlı mı yaşlı, yoksul mu yoksul, tek başına yaşayan,  ufacık tefecik bir kadıncağız varmış. Sırtına vurduğu boyunduruğa astığı iki testisine dereden su doldurmak için uzaklara, zahmetli ve dik bir yokuşun arkasına yürürmüş her gün.

Testilerden birisi yeni, ışıl ışıl, rengarenk ve zarif bir testiymiş. Yaşlı kadının doldurduğu suyu tek bir damlasını dökmeden eve getirirmiş.

Diğer testi ise eski ve tüm ışıltısını kaybetmiş, böğründe koca bir çatlakla, içine doldurulan suyu eve gelene kadar en az yarısını yere döken bir testi imiş.

Kadıncağız o uzun yolu her gün en az bir defa katedip testilerini ağızlarına kadar doldurur, eve geldiğinde ise her seferinde sadece bir buçuk testilik su bulabilirmiş.

Aradan uzun bir zaman geçmiş, günler geceye geceler sabaha dönmüş sayısız defa.

CRACKED-POT-2.jpg

O yeni ve güzel testi her gün kendini över, gururla arkadaşı olan diğer testiye ne kadar değerli olduğundan, sahibi olan yaşlı kadının kendinden ne kadar memmun olduğundan dem vururmuş. Kendisi ile gurur duyup, görevini yapmanın önemi üzerine nutuk atarmış.

Yaşlı ve çatlak testi ise her gün bunları duya duya ve canı gibi sevdiği o yaşlı kadına sadece yarı dolu testi miktarı kadar su getirmesi nedeni ile mahcup, yetersiz olduğu hissi ile dolu, üzgün ve bezginmiş. Her gün onun için ayrı bir acı, ayrı bir kahırmış. ”Keşke beni bir köşeye atsa da kurtulsam”, diye kahroluyormuş.

Artık bir gün dayanamamış ve kadıncağız dereden su doldururken dile gelmiş: ”Bırak beni yalvarırım, bırak beni derenin dibine, kendimden utanıyorum. Zaten hiçbir işe yaramıyorum, zaten gereksiz yere suyun yarısını yere döküyorum… Bak diğer testiye… Bir de bana bak. Beni şimdi, burada bırakıp gidersen anlarım…”

Yaşlı kadın tek ses çıkarmadan testilerini doldurmuş her gün yaptığı gibi. Eve dönerken yaşlı testiye dönmüş:

”Bak bakalım yolun senin tarafındaki bölümüne. Şu güzel kokulu çiçekleri, onların üzerinde uçuşan kelebekleri arıları görüyor musun? Bir de yolun diğer tarafına bak. Orada böyle çiçekler var mı? Senin tarafındaki gibi yeşil mi? Anlayabileceğin gibi, ben yolun senin tarafına düşen bölümüne tohum ektim. Senin suyunla sulanan çiçeklere, o suyla doğaya can veren sen oldun. Evimin güzelleşmesi, o uzun zahmetli yolumun kısalması senin yüzünden oldu. Senin böğründeki çatlak yüzünden o çiçekleri desteleyip pazarda satıp ve evime ekmek getirebildim. Senin o utanıp kusur olarak gördüğün çatlak benim için mutluluk, ekmek parası ve yaşam sevinci oldu.

Dostum, hepimiz farklıyız ve inan bana, farklılıklarımız bizim en büyük şansımızdır. Eğer kendimizi olduğumuz gibi kabullenip, kendimiz olmak için çabalar ve kendimizle gurur duyarsak önümüzdeki engelleri tek tek aşarız.

Yoksa bizler sadece soğuk, ruhsuz, renksiz, nahoş ve mutsuz yaşamlar yaşayıp yok olup gideriz”

Bir çin öyküsünden uyarlama…

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

adhd-treatment-1

 

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, çocuklukta ortaya çıkan ve erişkin dönemde de devam eden bir bozukluktur. Dikkat eksikliği, hiperaktiv davranışlar ve tepkisel davranışlar en belirgin problemlerdir. Erkeklerde görülme sıklığı daha yüksektir. Toplumda görülme sıklığı yüzde 3 ila 5 civarındadır. Yetişkinlik döneminde, çocuklukta görülen belirtiler azalır ve bazı hallerde yok olur.

Gelişimşel koordinasyon bozukluğu ve dikkat eksikliği bozukluğu gibi eski bozuklukları da kapsar. Depresyon, tourett, OKB, otizm, disleksi gibi diğer tanılarla birlikte görülebilirler. Profesyonel yardım almayan bireylerde yüksek stres, düşük özgüven, alkol ve madde bağımlılığına meyil, suça eğilim vs gibi ekonomik ve sosyal riskler tespit edilmiştir.

DEHB tanısı ayrıntılı ve uzun bir teşhis süreci sonunda konmalıdır. Sorunlar tek bir alanda değil, kişinin farklı yaşam alanlarında da gözlenilebilmelidir. Tanı koymanın ilk amacı elbette kişinin daha anlaşılır ve kontrol edilebir bir yaşam kurması için kendi tepki ve  davranışlarını idrak etmesidir. Daha düzenli ve planlı bir yaşam kurabilmesidir. Dikkat eksikliğinin baskın olduğu, hiperaktivitenin baskın olduğu, iksinin birlikte olduğu gibi veya yukarıda bahsedildiği gibi, gelişimsel koordinasyon bozukluğu ve dikkat eksikliği bozuklukları ile birlikte farklı kombinasyonlara tanılanabilir.

Dikkat eksikliği; öğrenme güçlükleri, unutkanlık, dikkatini toplayamama, çabuk sıkılma, çabuk vazgeçme, plan yapamama, kalem defter anahtarlarını vs kaybetme gibi günlük yaşamı etkileyen zorluklar olarak gözlenir.

Hiperaktivite; yerinde duramama, konuşurken veya bir iş yaparken daldan dala atlayıp yaptığını yarım bırakma, sırasını bekleyememe, çabuk sıkılma, başkalarının işine karışma gibi belirtilerle gözlenir.

Erken teşhis ve kombine tedaviler önemlidir. İlaç tedavisi, bireysel ve ailevi psikolojik destek terapi tedavileri, okul, işyeri yani günlük hayatta yapılacak uyum sağlamaya yönelik düzenlemeler, bireyin kullanabileceği destekleyici medikal aletler kullanılmalıdır.

Yapılacak uygulamalar bireyin yaşına ve çevresine uygun nitelikte olmalıdır. Plan ve öğrenim zorluklarını giderici programlar sunulmalıdır. Riskli davranış ve alışkanlıklar gözlendiğinde sorun büyümeden tedavi edilmelidir.

Beslenme düzenine dikkat edilmeli, alınan gıdaların içeriğine bakılmalıdır. Olumlu davranışlar ödüllendirilirken olumsuz davranışlar doğru yöntemlerle söndürülmelidirler. Planlama yapma, günlük şema hazırlama, stresi azaltma, olumsuz duygu ve düşüncelerinin farkına varma, öfke kontrolü ve güdü kontrol çalışmaları yapılmalıdır.

Uyku düzeni sağlama, sosyalleşme, kendisini riskli davranışlara zorlayacak şeylerden uzak durma ve onları kontrol edebilir hale gelebilmek hedeflenmelidir.

Bu alanda, bu yazımda kısaca değindiğim konular dışında elbette bir sürü, ayrıntıları ile ele alınacak, anlatılacak şeyler var. Cok kısa geçtiğim bu konular da başka bir kitabın, başka yazıların konusu olsun.

Sağlıcakla kalın..

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

Cahil olmadan bilge olunmaz…

il_1588xN.1927965525_3l93

Japon Kintsugi (veya Kintsukuroi) sanatı, kırık dökük çanak ve çömlekleri altın karışımı bir madde ile yapıştırıp onarma sanatıdır. Kökenleri, kırık dökük yararsız zayıf ya da ayıplanan veya suçlu geçmişi olanın da değerli olduğu, onarılınca eskisinden de kıymetli olabileceği, zorluklar karşısında sadece çarpışmanın yeterli olmadığını kabullenme ve değişimin zorunluluğunu vurgulayan filozofi akımlarına, wabi sabi ve mushin filozofilerine dayanır.
Kendimizi olduğumuz gibi kabullenmenin bir erdem, hata ve kusur kabul edilen özelliklerimiz olsa da hepimizin eşit olduğunu, değişimin zorunlu bir gerçeklik olduğunu vurgular.
Psikolojik tedavide önemli iyileştirici unsurlardan birisi de bu gerçekçi kabullenme, gerçekçi değişim isteği ve çabasıdır.
Sorunlar karşısında boyun eğmek onu öylece olduğu gibi kabullenmek ve buna karşı bir şey yapmamak elbette isteyenin istediği gibi yapması özgürlüğüdür.
Ama kendini, yaşadığı sorunları, o sorunları benliğinin bir parçası kabul edip gerçekçi çözüm yollarını bulmak ve o yollar için çabalamak ciddi bir kişisel çalışma gerektirir.
Kintsugi eserleri öylesine değerlidir ki, dolandırıcılar sağlam çömlekleri kırıp yeniden onararak insanları dolandırmaya çalışmaktadırlar.
Kendinizi olduğunuz gibi sevip olası hata ve kusurlarınızdan utanç duymadan, onlarla, bir olanlarla, tamam onlarla mutlu ve onların değişimiyle yetkin olmanız, kırık parçalarınızı da sevmeniz dileğiyle…
Hasan Durna, psikoterapist

Depresyondan kurtulup alzheimer ile başa çıkabilmek, kaygı ve korkularınızı kontrol altına almak ister misiniz?

BlogGraphic-HeartAttack-670x499

Beyin, insanın en karmaşık organlarından birisi, belki de birincisidir. Vücudun çoğu hayati fonksiyonlarına hükmedip duygu, hafıza depolama gibi birçok önemli işlevi vardır. Milyonlarca yıllık evrimin ortaya çıkardığı en mükemmel işlerden biridir.

Fiziksel olarak taş devri insanı, Homo sapiens, ile aramızda aslında çok büyük fark yok. Onlardaki en önemli üstünlük, yaşama alışkanlıkları sonucunda edindikleri güçlü fizikleri ve daha hassas duyu organlarıdır.

Onlar bu hassas duyu organları ve zamanla geliştirdikleri korku, kaygı, stres ve hafif depresyon sayesinde de hayatta kalmışlardır. Bizler, üzerine gelen aslandan korkup kaçan, o aslan gelmeden önce ondan nasıl kurtulurum kaygısıyla yaşayan insanların torunlarıyız. Belki denk getirip tek başına bir aslan öldürebilen atalarımız da vardı ancak günümüz insanının ataları, o korkak çekingen ve öncelikli olarak güvenliğini düşünen ve hayatta kalan insanlardır. Depresyon, kaygı, panik atak ve stres sadece korkutucu, zararlı ve kötü şeyler değidir. Bunlar bir zamanlar bizlerin yaşamını kurtaran özelliklerimizdi. şiddetli korku

Araştırmalara göre haftada 3 gün en az 30´ar dakikalık orta veya yüksek yoğunluklu fiziksel aktivite yapan bireylerin daha mutlu, daha az stresli, daha fazla özgüven sahibi ve olası depresyon ataklarına karşı daha dirençli oldukları tespit edilmiştir. Bir deneyde haftada üç gün hızlı yürüyüş yapan yaşlılar, yapmayan yaşlılara göre inanılmaz farklılıklar göstermiştir. Fiziksel aktif grupta, belirli bir yaştan sonra doğal olarak kabul edilen yıllık % 1 beyin küçülmesi yerine % 2 beyin büyümesi gözlenmiştir. Yani fiziksel aktivite onların beyinlerini gençleştirmiş, hafıza kapasitelerini arttırmış, demens ve alzheimer riskini azaltmış, özgüven ve planlama yetilerini arttırmıştır.

Taş devri insanı elbette yaşamak için sürekli hareket etmek, avlanmak, toplamak, konup göçmek için çaba gösterip enerji harcamak zorundaydı. Tahminen günümüz modern insanından en az iki kat daha hareketliydiler ve bize göre en az iki kat daha fazla efor sarfediyorlardı. Daha 100 yıl öncesinin köy yaşamı bile bu oranlara yakın düzeyde hareketli ve enerjik insanları yaratmıştı.

Günümüzdeki genel yaşayış biçiminde çok az hareket eden insanlarının yaşam sürdüğü ortamın yemeğin kapıya sipariş edildiği bir ortam olduğu, yediği yemeğin büyük ihtimalle genetik değişime uğramış yada bir sürü kimyasallar/ilaçlar ile doğallığını kaybetmiş ürünlerden yapıldığını unutmayalım. Şu yazımda doğa ve psikoloji doğadaki olumsuz değişime dikkat çekmiştim.

Elbette az hareket eden, doğal ve sağlıklı beslenmeyen insanlar daha içe kapanık, stresli ve sinirli olmakta. Savunma mekanizmaları zayıflamakta ve böylelikle daha kolay hasta olmaktalar. Daha kolay mide ve bağırsak hastalıklarına yakalanmaktalar. Şu yazımda bağırsak florasındaki değişimlere dikkat çekmiştim. mide bağırsak ve beyin ilişkisi

Bunları daha da kötü yapan şey ise uyku düzeninin bozulması ve uyku problemleri yaşamaktır. Ciddi psikolojik rahatsızlıkları olan bir insan için yapılacak ilk ve en önemli tedavi, onun uyku düzenini normalleştirmek olmalıdır. Şurada uyku düzensizliği ve panik atak uykunun fiziksel ve ruhsal sağlık için ne kadar önemli olduğunu yazmıştım.  Günlük 7 – 8 saatlik uyku kişiyi sadece daha dinç ve güçlü kılar.

Günümüz modern insanının diğer bir problemi ise yanlızlıktır. Steve Jobs´un Iphone 4 tanıtımının üzerinden sadece 9 yıl geçti. Bu süre içerisinde bireylerin, özellikle çocuk ve ergenlerin ekran karşısında (akıllı telefon ekranı da dahil) geçirdikleri zaman, sosyal medya kullanımı süresi her geçen yıl ve ay, neredeyse her geçen dakikada yeni rekorlar kırmakta. Akıllı telefonlar onlarca sosyal medya arkadaşlıkları vs ne yazık ki bizleri daha mutsuz yaparak daha bağımlı kılıyor. Arkadaşla, eş dostla birlikte yapılan sosyal bir etkileşim sonucu ortaya çıkan haz alma ve bunun sonucunda vücuda dağılan endorfinden istemsizce vazgeçtik galiba. Sosyal medyada alınan ‘like’ lar beyinde aynı haz alma duygusunu yaratıyor artık. Para puldan ziyade belki de bu yüzden bir sürü internet fenomeni, youtuber canları pahasına riskli işlere kalkışıyorlar ve belki de bu yüzden tuvalette bulunan kitap ve ansiklopediler yok oldu artık…

Sadece spor yapmak, düzenli uyku çekmek, sağlıklı beslenmek, sosyal ilişkiler kurmak kişiyi elbette depresyon ve demensten veya diğer psikyatrik hastalıklardan tam olarak kurtarmaz.

Eğer psikolojik rahatsızlığı olan bir kişiysen psikolog, psikiyatrist desteği almaktan korkma. Doktorunun yazdığı psikofarmaka ilaçlarını sakın kendi başına azaltıp arttırma. Hiç bir şey yapamıyorsan hızlı yürüyüş yap, internete bağlanma süreni kısıtla, ne olursa olsun uyumaya çalış ve yediklerine ve içtiklerine dikkat et.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Saygılarımla

Hasan Durna, uzm psikoterapist

CANIM OKUR

writing-1209121_960_720

 

Yazılarıma gösterdiğiniz yoğun ilginizden dolayı teşekkür ederim…

Makalelerim hakkındaki görüşlerinizi yazmayı unutmayın, onlar, benim ve sizlerin gelişimi için çok değerliler. Tüm amacım, kolay anlaşılır bir dille konuları aydınlatmak ve bunların sizlere yarar sağlayan bilgiler olmasına özen göstermek. Makalelerde, merak ettiğiniz veya katılıp katılmadığınız konular hakkında yorumlarda bulunarak konunun tüm yönleri ile aydınlatılmasını, daha da çeşitlenip geliştirilmesini sağlayabilirsiniz.

Son dönemdeki makalelerimden bazıları şunlardı:

 

Bağırsak florası ve midemizde yaşayan bakteriler ve onların ruh sağlığımıza etkisi…

https://panikataksite.wordpress.com/2018/10/16/bagirsaklarimiz-gercekten-de-ikinci-beyin-mi/

 

Çevre kirliliği…

https://panikataksite.wordpress.com/2018/10/28/doga-elden-gidiyor-a-dostlar-biz-de-onunla-birlikte/

 

Çocuklardaki öfke patlamalarını nasıl kontrol edebilirsiniz?

https://panikataksite.wordpress.com/2018/11/07/ofkeli-cocuklar-ofkeli-ana-babalar/

 

Dizde yaşanan artroz…

https://panikataksite.wordpress.com/2018/12/02/diz-kireclenmesi-artroz/

 

Panik atak ve kalp krizini birbirlerinden nasıl ayırabilirsiniz?

https://panikataksite.wordpress.com/2019/02/02/panik-atak-veya-kalp-krizi/

 

Otizm spektrum bozuklukları…

https://panikataksite.wordpress.com/2019/02/18/otizm-spektrum-bozuklugu/

 

Hepinize yeniden iyi okumalar dilerim

Hasan Durna, uzman psikoterpist.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html