Cahil olmadan bilge olunmaz…

il_1588xN.1927965525_3l93

Japon Kintsugi (veya Kintsukuroi) sanatı, kırık dökük çanak ve çömlekleri altın karışımı bir madde ile yapıştırıp onarma sanatıdır. Kökenleri, kırık dökük yararsız zayıf ya da ayıplanan veya suçlu geçmişi olanın da değerli olduğu, onarılınca eskisinden de kıymetli olabileceği, zorluklar karşısında sadece çarpışmanın yeterli olmadığını kabullenme ve değişimin zorunluluğunu vurgulayan filozofi akımlarına, wabi sabi ve mushin filozofilerine dayanır.
Kendimizi olduğumuz gibi kabullenmenin bir erdem, hata ve kusur kabul edilen özelliklerimiz olsa da hepimizin eşit olduğunu, değişimin zorunlu bir gerçeklik olduğunu vurgular.
Psikolojik tedavide önemli iyileştirici unsurlardan birisi de bu gerçekçi kabullenme, gerçekçi değişim isteği ve çabasıdır.
Sorunlar karşısında boyun eğmek onu öylece olduğu gibi kabullenmek ve buna karşı bir şey yapmamak elbette isteyenin istediği gibi yapması özgürlüğüdür.
Ama kendini, yaşadığı sorunları, o sorunları benliğinin bir parçası kabul edip gerçekçi çözüm yollarını bulmak ve o yollar için çabalamak ciddi bir kişisel çalışma gerektirir.
Kintsugi eserleri öylesine değerlidir ki, dolandırıcılar sağlam çömlekleri kırıp yeniden onararak insanları dolandırmaya çalışmaktadırlar.
Kendinizi olduğunuz gibi sevip olası hata ve kusurlarınızdan utanç duymadan, onlarla, bir olanlarla, tamam onlarla mutlu ve onların değişimiyle yetkin olmanız, kırık parçalarınızı da sevmeniz dileğiyle…
Hasan Durna, psikoterapist

Depresyondan kurtulup alzheimer ile başa çıkabilmek, kaygı ve korkularınızı kontrol altına almak ister misiniz?

BlogGraphic-HeartAttack-670x499

Beyin, insanın en karmaşık organlarından birisi, belki de birincisidir. Vücudun çoğu hayati fonksiyonlarına hükmedip duygu, hafıza depolama gibi birçok önemli işlevi vardır. Milyonlarca yıllık evrimin ortaya çıkardığı en mükemmel işlerden biridir.

Fiziksel olarak taş devri insanı, Homo sapiens, ile aramızda aslında çok büyük fark yok. Onlardaki en önemli üstünlük, yaşama alışkanlıkları sonucunda edindikleri güçlü fizikleri ve daha hassas duyu organlarıdır.

Onlar bu hassas duyu organları ve zamanla geliştirdikleri korku, kaygı, stres ve hafif depresyon sayesinde de hayatta kalmışlardır. Bizler, üzerine gelen aslandan korkup kaçan, o aslan gelmeden önce ondan nasıl kurtulurum kaygısıyla yaşayan insanların torunlarıyız. Belki denk getirip tek başına bir aslan öldürebilen atalarımız da vardı ancak günümüz insanının ataları, o korkak çekingen ve öncelikli olarak güvenliğini düşünen ve hayatta kalan insanlardır. Depresyon, kaygı, panik atak ve stres sadece korkutucu, zararlı ve kötü şeyler değidir. Bunlar bir zamanlar bizlerin yaşamını kurtaran özelliklerimizdi. şiddetli korku

Araştırmalara göre haftada 3 gün en az 30´ar dakikalık orta veya yüksek yoğunluklu fiziksel aktivite yapan bireylerin daha mutlu, daha az stresli, daha fazla özgüven sahibi ve olası depresyon ataklarına karşı daha dirençli oldukları tespit edilmiştir. Bir deneyde haftada üç gün hızlı yürüyüş yapan yaşlılar, yapmayan yaşlılara göre inanılmaz farklılıklar göstermiştir. Fiziksel aktif grupta, belirli bir yaştan sonra doğal olarak kabul edilen yıllık % 1 beyin küçülmesi yerine % 2 beyin büyümesi gözlenmiştir. Yani fiziksel aktivite onların beyinlerini gençleştirmiş, hafıza kapasitelerini arttırmış, demens ve alzheimer riskini azaltmış, özgüven ve planlama yetilerini arttırmıştır.

Taş devri insanı elbette yaşamak için sürekli hareket etmek, avlanmak, toplamak, konup göçmek için çaba gösterip enerji harcamak zorundaydı. Tahminen günümüz modern insanından en az iki kat daha hareketliydiler ve bize göre en az iki kat daha fazla efor sarfediyorlardı. Daha 100 yıl öncesinin köy yaşamı bile bu oranlara yakın düzeyde hareketli ve enerjik insanları yaratmıştı.

Günümüzdeki genel yaşayış biçiminde çok az hareket eden insanlarının yaşam sürdüğü ortamın yemeğin kapıya sipariş edildiği bir ortam olduğu, yediği yemeğin büyük ihtimalle genetik değişime uğramış yada bir sürü kimyasallar/ilaçlar ile doğallığını kaybetmiş ürünlerden yapıldığını unutmayalım. Şu yazımda doğa ve psikoloji doğadaki olumsuz değişime dikkat çekmiştim.

Elbette az hareket eden, doğal ve sağlıklı beslenmeyen insanlar daha içe kapanık, stresli ve sinirli olmakta. Savunma mekanizmaları zayıflamakta ve böylelikle daha kolay hasta olmaktalar. Daha kolay mide ve bağırsak hastalıklarına yakalanmaktalar. Şu yazımda bağırsak florasındaki değişimlere dikkat çekmiştim. mide bağırsak ve beyin ilişkisi

Bunları daha da kötü yapan şey ise uyku düzeninin bozulması ve uyku problemleri yaşamaktır. Ciddi psikolojik rahatsızlıkları olan bir insan için yapılacak ilk ve en önemli tedavi, onun uyku düzenini normalleştirmek olmalıdır. Şurada uyku düzensizliği ve panik atak uykunun fiziksel ve ruhsal sağlık için ne kadar önemli olduğunu yazmıştım.  Günlük 7 – 8 saatlik uyku kişiyi sadece daha dinç ve güçlü kılar.

Günümüz modern insanının diğer bir problemi ise yanlızlıktır. Steve Jobs´un Iphone 4 tanıtımının üzerinden sadece 9 yıl geçti. Bu süre içerisinde bireylerin, özellikle çocuk ve ergenlerin ekran karşısında (akıllı telefon ekranı da dahil) geçirdikleri zaman, sosyal medya kullanımı süresi her geçen yıl ve ay, neredeyse her geçen dakikada yeni rekorlar kırmakta. Akıllı telefonlar onlarca sosyal medya arkadaşlıkları vs ne yazık ki bizleri daha mutsuz yaparak daha bağımlı kılıyor. Arkadaşla, eş dostla birlikte yapılan sosyal bir etkileşim sonucu ortaya çıkan haz alma ve bunun sonucunda vücuda dağılan endorfinden istemsizce vazgeçtik galiba. Sosyal medyada alınan ‘like’ lar beyinde aynı haz alma duygusunu yaratıyor artık. Para puldan ziyade belki de bu yüzden bir sürü internet fenomeni, youtuber canları pahasına riskli işlere kalkışıyorlar ve belki de bu yüzden tuvalette bulunan kitap ve ansiklopediler yok oldu artık…

Sadece spor yapmak, düzenli uyku çekmek, sağlıklı beslenmek, sosyal ilişkiler kurmak kişiyi elbette depresyon ve demensten veya diğer psikyatrik hastalıklardan tam olarak kurtarmaz.

Eğer psikolojik rahatsızlığı olan bir kişiysen psikolog, psikiyatrist desteği almaktan korkma. Doktorunun yazdığı psikofarmaka ilaçlarını sakın kendi başına azaltıp arttırma. Hiç bir şey yapamıyorsan hızlı yürüyüş yap, internete bağlanma süreni kısıtla, ne olursa olsun uyumaya çalış ve yediklerine ve içtiklerine dikkat et.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Saygılarımla

Hasan Durna, uzm psikoterapist

Uyuşturucu madde kullanımı psikoz bozukluğuna neden olmakta.

drugs-1276787_960_720

 

Psikiyatri dünyasındaki en ağır vakalar psikozlardır. Düşünce ve duyunun ağır oranda bozulduğu zihin durumudur. Böyle bir epizotta gerçek dünya ile olan bağ kopar, halüsinasyonlar ve paranoya yaşanır. Şizofreni, bipolar bozukluk, ağır depresyon vakaları yanında madde kullanımına bağlı olarak da ortaya çıkar. Psikozların halüsinasyon, paranoya, bıkkınlık, isteksizlik, unutkanlık, kognisyon zorlukları, özkıyım isteği gibi bir sürü tesiri varken kişinin geri kalan yaşamında, eğer bağımlılık geçmişi yoksa, madde bağımlılığı, davranış bozuklukları, sosyal bozukluklar, artan suça eğilim riski, ümitsizlik, fakirlik hatta kalp ve kan dolaşımı hastalıkları gibi somatik rahatsızlıklara yakalanmasına da yol açar.

Bu konu hakkında ileride daha ayrıntılı bir yazı yazarım. Bugün bahsetmek istediğim konu, uyuşturucu madde kullanımının psikozları nasıl etkilediğidir.

Bilinmesi gereken ilk nokta madde kullananların önemli bir bölümünün psikoz yaşayacağıdır. Özellikle kokain, amfetaminler, esrar ve ağır alkol kullanımı psikoz için daha yüksek risk oluşturmaktadır. Maddenin ne kadar sürede kullanıldığı, kişinin genetik yatkınlık, önceki psikiyatrik geçmişi, maddenin psikoz gelişiminin hızını etkiler. Özellikle 16-25 yaş aralığı şizofreni gelişimi açısından çok riskli bir dönemdir.

Maddeye bağlı olarak ortaya çıkan psikozlar madde kullanımı anında ortaya çıkabileceği gibi, kullanım sonrası ilk 48 saat içinde de ortaya çıkabilirler. Bazan ilk kullanım bazansa uzun süreli kullanım psikoza yol açar. Altında psikiyatrik nedenler bulunmayan psikozlar geçici psikozlar olarak kalabilir. Olumlu koşullarla kişi son madde kullanım tarihinden 6 ay sonra sağlığına kavuşabilir.

Uyuturucu maddenin beyni nasıl etkilediği talamus, sinapsler ve dopamin arasındaki ilişkiye hiç girmeyeyim. Uzun ve sadece meraklısının okuyup anlayacağı bir konu. Kısaca madde kullanımına bağlı psikozun kullanılan maddenin beyinde yarattığı geçici veya kalıcı hasar olduğunu söyleyip geçeyim.

Diğer psikozlar, alkolhalüsünasyonları, alkolparanoyanalı ile karıştırılabilirler. Antipsikotik ilaçlar, psikoterapi, psikososyal destek çalışmaları ile tedavi edilir.

Yaşanılan durum kişi ve yakınları için yıkıcı, yorucu ve pahalı bir süreçtir. Aile ve yakın çevrede yaşanan ayrılıklar, yalnızlık, özkıyım/intihar, fakirlik, suça eğilim, bağımlılık gibi bir çok sorunu da beraberinde getirir.

Ne yapmalı?

Yapılacak öyle çok şey var ki… Uzun zahmetli tedaviler, koruyucu çalışmalar, rehabilite çalışmaları… Hepsinden kurtulmak istiyorsanız şu basit, uygulanabilir bir kaç önerimi dinleyin.

  • Uyuşturucu kullanmayın!
  • Gereksiz sıklıkta ve yoğunlukta alkol almayın!
  • Daha ağır madde bağımlılığına yol açabilecek alışkanlıklardan kaçının.
  • Yukarıdaki şıkları yaşayabilecek yakınınız/arkadaşınız varsa sevgi ve saygıyla uyarın, yardım edin.
  • Bu riskleri taşıyan ortamlardan uzak durun.
  • En kısa sürede profesyonel yardım almak can, zaman,sağlık ve paranızı kurtarır.

Geçmiş olsun…

Hasan Durna, uzman psikoterapist

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

 

 

Bir narsisti nasıl tanıyabilirsin?

Narcissus

 

Bir narsist;

  1. Başkalarının onu kıskandığını sanar. Aslında durum tam tersidir ve kıskançlıkları nedeni ile başkalarına zarar vermeye uzanan saplatılara sahiptirler.
  2. Zenginlik, güç ulaşılamaz başarılar, doyumsuz aşk sevdalısıdırlar. Çevresindeki insanların olanaklarını bu fantazileri için kullanıp tüketirler.
  3. Yakınındakileri yetersizlikle suçlayıp aşağılar. Sadece en akıllı, en güzel, güçlü vs onlar için geçerlidir.
  4. İnanılmaz kinci, sınırsız kızgın, konuşulamaz bencil ve çok kolay kırılan insanlardır.
  5. Karşısındakini ezmekten, hele ki bir yönetici konumunda ise bunu göstere göstere yapmaktan zevk alır.
  6. Her zaman mutlaka bir ‘ama’ vardır. Oyunun kuralları, alışılagelmiş kurallar onlar için hiç bir şey ifade etmez. Kendi kafalarına göre takılıp yeni kurallar icat ederler.
  7. Ben ben ben… Her şeyin merkezinde olup kendini öne çıkarmaktan hoşlanırlar.
  8. Empati duymaktan yoksundur. İlişkileri genellikle yıkımla sonuçlanır.
  9. Kendini herkesten önemli ve üstün görür. Yakınındakiler onun bu davranışlarından dolayı rahatsız olurlar.
  10. Hiç kimsenin dayanamayacağı bir burnu büyüklük, rahatsız edici bir züppelikleri vardır.
  11. İnsanları birbirinden ayırmakta uzmanlaşmışlardır.
  12. ‘Bana uymuyorsan benim düşmanımsın’ düşüncesi ile hareket edip kırıcı, yıkıcı ve nihayetinde zorlayıcı davranışlarda bulunurlar.
  13. Dış görünüşlerine çok önem verirler. Bir narsist bir aynada kendine bakmadan onun önünden geçemez.

Ne yapmalı?

  1. Onda empati hissi uyandırıp anlamaya veya anlaşılmaya çalışmakla zamanını boşa harcama, başaramayacaksın.
  2. Sana karşı saygısızca davrandıklarında tüm dikkatini verip onlara cevap verme. Onların istedikleri bu zaten, bir şekilde seni harekete geçirip kendilerini olayların merkezine koymak.
  3. İşi abartıp seni rahatsız etmeye başlarlarsa konuşmayı kısa kesip, yaptıklarının yanlış olduğunu belirtip, yanlarından ayrıl.
  4. Uzun ve gereksiz tartışmalara sakın girme. Kazanamazsın.
  5. Olayı kişiselleştirme.
  6. Arandaki mesafeyi koru. Sınırlarını geçmesine izin verme.
  7. Kendi hislerine güvenmeyi unutma.
  8. Göz kontağı kurup kısa ve öz konuş.

 

Hasan Durna, psikoterapist

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

CANIM OKUR

writing-1209121_960_720

 

Yazılarıma gösterdiğiniz yoğun ilginizden dolayı teşekkür ederim…

Makalelerim hakkındaki görüşlerinizi yazmayı unutmayın, onlar, benim ve sizlerin gelişimi için çok değerliler. Tüm amacım, kolay anlaşılır bir dille konuları aydınlatmak ve bunların sizlere yarar sağlayan bilgiler olmasına özen göstermek. Makalelerde, merak ettiğiniz veya katılıp katılmadığınız konular hakkında yorumlarda bulunarak konunun tüm yönleri ile aydınlatılmasını, daha da çeşitlenip geliştirilmesini sağlayabilirsiniz.

Son dönemdeki makalelerimden bazıları şunlardı:

 

Bağırsak florası ve midemizde yaşayan bakteriler ve onların ruh sağlığımıza etkisi…

https://panikataksite.wordpress.com/2018/10/16/bagirsaklarimiz-gercekten-de-ikinci-beyin-mi/

 

Çevre kirliliği…

https://panikataksite.wordpress.com/2018/10/28/doga-elden-gidiyor-a-dostlar-biz-de-onunla-birlikte/

 

Çocuklardaki öfke patlamalarını nasıl kontrol edebilirsiniz?

https://panikataksite.wordpress.com/2018/11/07/ofkeli-cocuklar-ofkeli-ana-babalar/

 

Dizde yaşanan artroz…

https://panikataksite.wordpress.com/2018/12/02/diz-kireclenmesi-artroz/

 

Panik atak ve kalp krizini birbirlerinden nasıl ayırabilirsiniz?

https://panikataksite.wordpress.com/2019/02/02/panik-atak-veya-kalp-krizi/

 

Otizm spektrum bozuklukları…

https://panikataksite.wordpress.com/2019/02/18/otizm-spektrum-bozuklugu/

 

Hepinize yeniden iyi okumalar dilerim

Hasan Durna, uzman psikoterpist.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Öfkeli çocuklar, öfkeli ana babalar…

 

arg

Canhıraş çığlıklar, kontrol edilemeyen öfke patlamalarının yoğun yaşandığı dönem, çocukların gelişiminde doğal bir evredir. Genellikle çocuğun duygularını nasıl kontrol edeceğini bilemediği dönemlere denk gelir. Konuşamayan bir bebeğin açlığını nasıl ifade ettiğini düşünün. Bazansa çocuğun anne babasından ayrılıp kendi benliğini bulmaya başladığı, özgürleşmeye çalıştığı dönemleri kapsar.

Dört yaşındaki bir çocuğa istemediği bir yemeği yedirmeye, istemediği bir kıyafeti giydirmeye çalışan her anne veya babanın beni gayet iyi anladığından eminim.

Daha ileriki yaşlarda ise, konuşma yetisine sahip bir çocuğun, bazı durumlarda anne babası ile kim daha güçlü kavgası vermeye başladığını, çevresindeki sosyal etkileşimlerden edindiği deneyimleri aile içinde test etmeye çalıştığını görmekteyiz.

Hiç bir sağlıklı anne veya baba çocuğu ile gereksiz yere çatışmaya girmek ve onlarla ufak nedenlerle tartışmak istemez. Ailenin kavramının özü, kendini güvende hissedip mutlu olunan bir yer olmasıdır.

Ama tartışma, öfke patlamaları, bağırtı ve çağırtı, bazansa kavga düzeyindeki çatışmalar normal bir türk ailesinde gözlenen durumlardır. Ergen ana babalarında bu durum daha da belirgindir.

Öyleyse psikolojimizi bozan, ruh ve somatik sağlığımızı tehdit eden, stress ve uyku bozukluklarına yol açan, utanç ve öfke patlamalarına neden olan bu duruma karşı ne yapmalı?

  • Her konuda kavga etmene gerek yok. Bırak, çocuğun yaşına uygun durumlarda, kendi kararını kendi versin.  Tartışmaya yol açan her on durumdan ancak biri tartışmaya değer aslında.
  • Her şeyi kişiliğine yapılmış bir saldırı olarak algılama.
  • Çevredekilerden utanmaktansa çocuğun için o anda neyin doğru olduğuna karar ver ve onu uygula.
  • Karnı tok ve iyi uyumuş az stresli çocuklar daha az mızmızlanır.
  • Her çocuk farklıdır. Çocuğunu ve onun davranışlarını tanıyor musun?
  • Kendi duygu ve davranışlarının farkında mısın? Bir yetişkin olarak kendi sorumluluklarının farkında mısın?

Kızgın ve öfkeli bir çocuğu sakinleştirmek.

  • Herşeye rağmen tartışma büyümüşse, büyük tartışma/kavga çıkmışsa, çocuğunun güvende olmasını sağlamak senin görevin.
  • Kızgın ve öfkeli bir çocuğa dokunma. Onu sakinleştirmek amacı ile de olsa kucaklamaya çalışma.
  • Vücut dilinin tehdit eden, korkutucu ve otoriter olmamasına özen göster.
  • Sakin ve yumuşak bir ses tonu ile konuş. Sesini yükseltme.
  • Varsa çocuğun kardeşlerini odadan çıkart.
  • Sandalyeye, kanapeye veya yere oturarak çocuğunla aynı boy hizasına gelmeye çalış. Yukarıya bakarak seninle tartışan kızgın çocuklar daha zor sakinleşir.
  • Kısa cümleler kurup objektif ol. Kişisel eleştiri yapma, olan olayı, yanlış olan şeyi eleştir.
  • Çocuğunun duygularını onaylamaya çalış.
  • 10 dakikadan fazla tartışma. Konuyu değiştir. Gerekirse bir süre sonra tartışmaya geri dönersin ancak uzun, gereksiz ve olumsuz tartışma genelde hiçbir şeyi çözmez
  • Çocuğunun tartışmadan bir şekilde onuru kırılıp, özgüveni zedelenmeden çıkmasını sağla. Mesele senin tartışmayı kazanıp kazanmaman değil, çocuğunun olup bitenden birşeyler öğrenip öğrenmemesidir.
  • Her tartışmadan sonra, kavganın tozu dumanı çekilince, olup bitenin sonuçlarından konuş. Destekleyici, yol gösterici, bilgilendirici ve kararlı ol.
  • Kendi duygularından ve çocuğunun duygularından haberdar ol, onun duygularını onayla.
  • Varsa kardeşlerini olup bitenden haberdar et, ancak asla tartıştığın çocuğunu suçlayıcı aşağılayıcı veya utandırıcı ifadeler kullanma.

Saygılarımla

Hasan Durna, uzman psikoterapist

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html