Bağırsaklarımız gerçekten de ikinci beyin mi?

Bağırsak

Sürekli konuşulan, popüler olduğu kadar hakkında birçok yanlış bilgilerin de olduğu bir konudan bahsedeyim bugün. Bağırsaklarımız ve midemizde yaşayan bakteriler ve onların ruh sağlığımıza etkisi.

Bağırsakların ilginç bir özelliği vücuttaki diğer tüm organlardan farklı olarak kendi başına karar verebilen bir organ olmasıdır.

Enterik sinir sistemi (ESS) bağırsaklar, mide, pankreas vb gibi organların etrafındaki otonom sinir sistemi olup, merkezi sinir sisteminden (MSS) bağımsız olarak çalışır ve kendi kararlarını verir. ESS sempatik ve parasempatik sinir sistemlerini ciddi biçimde etkiler.

En önemli fonksiyonlarından birisi de bağışıklık sistemi üzerindeki hayati rolüdür. İçerisinde 500 milyon nöronu barındıran sistem olan ESS (neredeyse omuriliğimizdeki nöronlar kadar) bilgi toplama, kas kontrolü, ani karar verme gibi birçok fonksiyonu gerçekleştirir.

Bağırsaklarımızda bizlerle birlikte yaşayan milyarlarca bakteri, iyi ve kötü bakteriler olarak gruplandırılırlar. Dışkımızın yarısı bu bakterilerden oluşturur. Tahminen 500 farklı tür yaşamaktadır sindirim sistemimizde ve toplamda 1-2 kilo civarındadır. Yüzde 99´u 30-40 farklı türde bakterilerden oluşur.

Bu bakteriler farklı gıdalarla beslenirler. İçimizdeki bakteri florasını korumak, beslenme kaynaklarımızın farklı türlerden oluşması ile mümkündür.  1800´lü yılların başlarında Amerikalı bir doktorun araştırmaları,William Beumont, karın ve bağırsak sağlığı ile ruh sağlığı arasındaki bağı irdelemektedir. Son yıllarda bu konu sadece diyetisyenlerin ve gastroentrologların değil psikiyatristlerin de ilgi odağı olmaktadır.

Kabaca mutluluk hormonu da diyebileceğimiz serotoninin neredeyse tamamı karın ve bağırsak sisteminde bulunur. Serotonin, sinir hücreleri (nöronlar) arasında elektrik sinyalleri taşımakla görevli bir nörotransmitterdir. Bağırsak hareketlerini, açlık tokluk hissini, büyüme hızını denetler. Depresyon, saldırganlık veya atıllık, cinsel güdü, uyku düzeni ve stres ile yakın ilişkisi olduğu belirlenmiştir.

Bağırsaklarımızdaki bazı bakterilerin salgıladığı nörotransmitter (serotonin, dopamin, adrenalin gibi) nöronlar vasıtasıyla beyne ulaştırılıp duygularımızı, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı da etkilemektedir.

Bağırsak florasındaki düzensizlik, kişinin bağışıklık sisteminde hasara ve böylelikle hastalıklara daha yatkın olmaya götürür. İrritabl bağırsak sendromu, psikoloji ve mide/bağırsak arasındaki ilişkiye dair güzel bir örnektir.

Bağırsaktan kana geçen bazı maddeler, damarlardan beyne ulaşmakta ve stres yaratmakta. Stres ise bağırsağı olumsuz etkileyip o floradaki iyi bakteri sayısını azaltmakta ve nihayetinde beyinde acı, kaygı, korku, gibi duygular yaratmaktadır.

Bilim dünyasında bağırsak florasındaki bazı bakterileri artırıp bazı bakterileri azaltarak depresyon ve DEHB tedavisinde yeni metodlar bulunmaya çalışılan araştırmalar vardır.

Ancak ESS ve bağırsak/mide bakterilerilerinin rolünü gereksiz yere abartıp, psikolojik sorunların sadece doğru yemek yeme alışkanlıkları ile giderileceğine inanmak doğru değildir. İlerideki araştırmaların neyi göstereceği elbette yeni tedavi türlerini de olası kılmakta.

O gün gelene kadar, doğru yeme içmenin ve mide/bağırsak sağlığının üst düzeyde tutulmasının, asıl tedaviyi olumlu etkileyen ve iyileşme sürecini hızlandıran bir koşul olduğu bilinmelidir.

Batı dünyasındaki yaygınlaşan tedavi türlerinden birisi, sağlıklı bir insandan alınan bakteri florasının (yani bağırsaklardan alınan dışkının) hastaya nakli ile olmakta. Bu tedavi yapılmasa da günlük yaşamda kendi başına yapılacak başka şeyler de var.

Sağlıklı bir mide ve bağırsak sistemi için ne yapmalı?

  • Lifli besinler yemeye çalışın. Yetişkin bir insanın günlük ihtiyacı 30-40 gr. civarındadır. Meyve sebze tahıllardan edinilebir.
  • Turşu, kefir, şalgam, boza gibi mayalı yiyecekler midemizdeki yararlı bakterilerin de gıdasıdır.
  • Tabağınız rengarenk olsun. Yani tekdüze yemek yemekten (sadece hamur işi, sadece et, sadece sebze vs) kaçının. Tüm besinlerden azar azar da olsa yemeye çalışın.
  • Düzenli spor yapın. Günlük spor alışkanlıklarının ne kadar önemli olduğu hakkındaki  fikirlerimi başka bir yazının konusu olarak yarınlara saklayayım.
  • Uykunuza dikkat edin. Elbette bu konuda uyku ve ESS arasında yumurta ve tavuk ilişkisi olsa da yardımcı tedbirlerle, iyi işleyen bir uyku düzenine kavuşmaya çalışın.
  • Zararlı şeker, gereksiz antibiyotik kullanımı, hormonlu ve katkı maddeli yiyeceklerden uzak durun.
  • Fazla alkol, kahve, çay, aşırı baharattan uzak durun.
  • Stres vücutta kortizolu arttırıp yararlı bakterileri öldürür. Stresle başa çıkma alıştırmalarını uygulayın.

 

Yukarıda da belirttiğim gibi bu mekanizmanın işleyişini ne abartarak ne de hor görerek sağlıklı sonuca ulaşılabilir.

Saygılarımla…

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

 

 

 

Canım Okur

writing-1209121_960_720

Yoğun ilginizden dolayı teşekkür ederim. Onbinlerce ziyaretçi ve 60 civarında ülke. Gerçekten teşekkürler…

İkinci kitabım Sosyal Fobi Kim korkar sosyal fobiden! ocak ayında okurlarım ile buluştu. Orada sosyal kaygı bozukluğu ve nasıl bununla başa çıkılacağını yazdım. İkinci kitabıma da ilk kitaba olduğu gibi, gösterdiğiniz yoğun ilgi için teşekkür ederim.

Makalelerim hakkındaki görüşlerinizi yazmayı unutmayın, onlar, benim ve sizlerin gelişimi için çok değerliler. Tüm amacım, kolay anlaşılır bir dille konuları aydınlatmak ve bunların sizlere yarar sağlayan bilgiler olmasına özen göstermek. Makalelerde, merak ettiğiniz veya katılıp katılmadığınız konular hakkında yorumlarda bulunarak konunun tüm yönleri ile aydınlatılmasını, daha da çeşitlenip geliştirilmesini sağlayabilirsiniz.

Son dönemdeki makalelerimden bazıları şunlardı:

 

Denetimini yitirme ya da çıldırma korkusu 12. panik atak belirtisi olarak sizlere sunuldu. Gayet yoğun yaşanan ve korkutucu olan bir belirti hakkındaki yazı, en çok merak edilen konulardan birisi oldu.

https://panikataksite.wordpress.com/2017/12/29/denetimini-yitirme-ya-da-cildirma-korkusu-panik-atak-belirtileri-12/

 

Ölüm korkusu 13. panik atak belirtisi olup panik atak belirtileri serimin son yazısı idi.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/01/11/panik-atak-belirtileri-13/

 

Sosyal fobi hakkındaki yazım.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/01/21/sosyal-fobi/

 

Sosyal fobi testi sizlere kendinizi test etme imkanı verdi.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/02/18/sosyal-kaygi-bozuklugu-testi/

 

Sosyal fobi nedir sorusunun cevabı bulabileceğiniz bir yazı.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/03/12/sosyal-fobi-nedir/

 

Sosyal fobi ve utangaçlık birbiri ile karıştırılan, birbiri içine geçmiş iki kavramdır. Ayrılmalarının zamanı geldi artık.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/05/05/sosyal-fobi-ve-utangaclik/

 

Sosyal fobiye eşlik eden hastalıklar adlı makalem konuyu aydınlatmakta.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/05/05/sosyal-fobi-ve-utangaclik/

 

Mobbing iş yerinde, okulda, sokakta veya mahallede rastlanan bir problemdir.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/06/17/psikolojik-yildirma-mobbing-uygulayan-baskin-karekterli-kisileri-tanima-ve-onlarla-basa-cikabilme-stratejileri/

 

Can dostlarımız, hayvanlar. Psikolojimizi olumlu etkilediklerini biliyorsunuz elbette.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/07/02/hayvanlar-ve-insan-psikolojisi/

 

Korku ve kaygılarımız hakkındaki yazım.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/08/09/korku-ve-kaygilarimiz/

 

Ekonomik krizler ve psikoloji hakkındaki fikirlerim.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/08/15/ekonomik-kriz-ve-psikoloji/

 

Hepinize yeniden iyi okumalar dilerim

Hasan Durna, uzman psikoterpist.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Korku ve kaygılarımız

korkular

Korku ve kaygı türleri

Korkular ve kaygılar farklı türlerde olup farklı şiddette algılanırlar. Bu farklılıklar kişiden kişiye değişse de bunları bir kaç grup içinde kümeleyip, ortak payede tanımlamak olanaksız değildir. Kaygı problemleri bir psikoloğun bir iş gününde en sık karşılaştığı problemlerin başında gelir. Tıp literatüründe sorunlu ve günlük yaşamı olumsuz etkileyen hali anksiyete olarak adlandırılır. Bazı korkular ise problemli ve tekrar eder hale geldiklerinde fobi olarak adlandırılırlar.

 

Korku:

Bu yazının konusu olan problemler arasında en hafif yaşanan problem, normal olan korkudur. Herkes mutlaka bir şeyden korkar. Bazıları çok, bazıları az korksa da yaşanılan korkuların büyük bir kısmı geçici, günlük yaşamı fazla etkilemeyen, tekrarlama olasılığı düşük korkulardır.

Bunlardan bazıları kaygı yaratabilir. Bu kaygı kısa bir dönem veya kişinin bir sonraki aynı kaygıyı yaratan durumda verdiği olumlu deneyime kadar sürer ve sonrasında yok olur.

Normal hallerde ise insan hiç birşey yapmasa da kendiliğinden azalır ve zamanla kaybolur.

 

Fobi:

Korku anlamına gelen fobi, özel veya genel bir duruma veya bir nesneye karşı hissedilir. Zamana yayılmıştır ve günlük yaşamı olumsuz etkiler. Güçlü bir korku ve tiskinti duygusu yaşanılır.

Diğer rahatsızlıklarla birlikte görülebildiği gibi, tamamen bağımsız dışarıdan bakan birisi için küçük ve önemsiz bir duruma veya nesneye karşı da hissedilir. Agorafobi (meydan yeri korkusu) veya araknofobi (örümcek korkusu), tanatofobi (ölümden korkmak) gibi yüzlerce örnek verilebilir.

Çaresi vardır.

 

Yaygın Kaygı Bozukluğu:

Kaygı korkular ve duygusal kırılganlık kişiyi uzan zamandır takip etmektedir ve sıklıkla bunlar hakkında olumsuz düşünceler ve saplantılar olur. En belirgin özelliği kişinin eğlenceli birşey yapıp huzur dolu bir ortamlarda bulunsa dahi bu sıkıntıyı yaşamasıdır.

Elbette çaresi vardır.

 

Panik kaygısı:

Panik atakları aniden ve sebepsiz yere gelirler diye bilinir. Aslında kitaplarımda belirttiğim gibi bunların bir nedeni, nasıl işlediği ve bizleri ne kadar etkilediği gayet açıktır. Kalp çarpıntısı, ölüm korkusu, terleme ve üşümeler, depersonalizasyon ve derealizasyon, bayılmalar, karın ağrıları gibi 13 belirtisi vardır.

Yoğun ve korkutucu bir korku hissedilir. En yaygın psikolojik rahatsızlıklar arasında üst sıralarda yer alır. Zamana yayılmıştır ve diğer bazı psikolojik rahatsızlıklarla birlikte görülür.

Elbette çaresi vardır. Gereksiz yere yaşamınızı etkilemesine izin vermeyin.

 

Sosyal fobi:

Sosyal durumlarla ilintili, günlük yaşamı aşırı derecede rahatsız eden yogun kaygı ve korkular yaşatan bir rahatsızlıktır. En sık görülen rahatsızlıkların ilk sıralarında yer alır. Sakınmalar ve panik atakları ile birlikte görülür.

Kişiyi büyük bir yalnızlığa ve sosyal yalıtılmışlığa iter. Depresyon stress gibi birçok farklı rahatsızlıklar günlük yaşamı olumsuz kılar.

Elbette tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır.

 

Takıntı-Zorlantı Bozukluğu (Obsesif-Kompulsif Bozukluk) OKB:

Bazı takıntıları (obsesif) ve zorlantıları (kompulsif) ve onlar etrafındaki ayinleri / düşünceleri nedeni ile yaşanan yoğun korku ve kaygılardır. Kişi ve yakınlarının güncel yaşamını çok olumsuz etkiler. Depresyon, panik atakları gibi bir sürü diğer rahatsızlıklarla birlikte görülür.

Yukarıdaki rahatsızlıklara göre görülme sıklığı daha düşük olsa da yaşanılan acı ve günlük yaşama olan olumsuz etkisi daha yüksektir.

Elbette doğru tedavi ve alıştırmalarla tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır.

 

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB):

Çok yoğun korkuların yaşandığı, intihar olasılığının diğer kaygı problemlerine göre daha yüksek seyrettiği, yaşayan insanlar için korkunç olan bir rahatsızlıktır.

Bir kaza sonrasında, uzun süreli şiddet veya mobbing yaşayan insanlarda vs vs görülebilir. Yoğun korku, o anı veya korkuyu günbegün yaşama gibi belirtiler içerir. Uykusuzluk, aşırı sinir, iştahsızlık halleri gözlenir.

Ne kadar korkunç olursa olsun elbette çaresi olan bir rahatsızlıktır.

 

Gereksiz yere harcanan para ve zaman, aşırı veya bilinçsiz ilaç kullanımına bağlı komplikasyonlar, sosyal ve ekonomik zorluklar gibi birçok sorunun doğru tedavi yöntemleri ile zamanında engellenebileceğini unutmayın. Bilimsel ve sınanmış tedavi türleri dışında öneri yapan dolandırıcılarda uzak durursanız ve önerilen tedavi programını harfiyen izlerseniz kısa sürede bu problemlerinizden kurtulacağınızı veya büyük oranda o korku ve kaygılarınızla başa çıkar hale geleceğinizi biliyorum. Aklın yolu birdir.

Saygılarımla, Hasan Durna uzm psikoterapist.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

 

Sosyal fobi ve eşlik eden diğer hastalıklar

sosyal fobi ve.jpg

Sosyal fobi bir toplumda en sık görülen psikolojik rahatsızlıklardan birisidir. Sosyal fobi genellikle bir veya (genellikle) birden çok psikiyatrik bozuklukla birlikte görülür. Yapılan araştırmalara göre sosyal fobili kişilere yaşam boyunca başka bir psikiyatrik bozukluk teşhisi konulması sıklığı % 69-92 civarındadır.  En sık görülen diğer bozukluklar: Yaygın fobi (% 60) agorafobi (% 45) panik bozukluğu (% 36) tssb (% 46). Alkol ve uyuşturucu madde kullanımı (% 18) yüksektir. İntihara meyil oranı (% 18) civarındadır. % 40 civarında gözlemlenen depresiv bozukluklar, şizofreni, otizm v.s. sosyal fobinin ne derece karmaşık ve yaygın bir bozuluk olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu rahatsızlıklardaki ortak noktaların, kişinin öz güven eksikliği duygusuna ve geliştirdiği gerçekçi olmayan olumsuz düşünce kalıplarına dayalı olduğu tespit edilmiştir. Yapılan araştırmalar genel sosyal kaygı bozukluğu teşhisi konulan kişilerin özgül sosyal fobi teşhisi konmuş kişilere göre diğer psikiyatrik bozukluk, eşlik eden hastalık riskinin daha yüksek olduğunu vurgulamaktadır. Sosyal fobi ile birlikte görülen diğer bozuklukların kişinin iyileşme sürecini olumsuz etkilediği aşikardır.

Sosyal fobinin kişiyi olumsuz etkileyip birçok psikiyatrik ve sosyal bozukluğa yol açtığı bilinmektedir. Birçok araştırma sosyal fobi teşhisi konulmuş kişilerdeki eğitim düzeyi düşüklüğünü göz önüne koyarken bazı araştırmalar ise tam tersini vurgulamaktadır. Birçok hastanın yaşanılan yoğun kaygı ve utanç dolayısı ile eğitimini yarıda bıraktığı, entellektüel kapasitesinin altında yer alan, ekonomik getirisi daha az ve diğer meslek gruplarına göre daha zorlu meslek seçimlerinde bulunduğu tespit edilmiştir. Batı avrupa ülkelerini kapsayan bir araştırma, sosyal fobi teşhisi konmuş hastalardaki işsizlik ve işsizlik yardımına başvurma yüzdesinin yüksekliği, yukarıdaki tanıyı doğrulamaktadır. Yine gözlemlenen bir başka fenomen ise sosyal fobili hastalarda gözlemlenen alkol bağımlılığı oranının diğer gruplara göre daha yukarılarda seyretmesidir. ”Yumurta mı tavuk tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan?” ikilemi ile özetlenebilecek bir durum olan, sosyal fobi bozukluğu teşhisi konmuş birçok insanın toplumda ekonomik, sosyal psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklara maruz kalması gerçeği, tedavi öncesi ve sonrası sürecinde göz ardı edilmemelidir.

Saygılarımla…

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Sosyal fobi ve utangaçlık

utangaclik
Gözleriniz bağlı bir şekilde daha önce hiç tanımadığınız bir yere bırakıldığınızı düşünün. İlk yapılacak iş gözlerinizi açıp nerede olduğunuzu anlamaya çalışmak olmalıdır tahminen. Şehir mi, köy mü, ormanlık alan mı, neredesiniz? Herhangi tanıdık bir koku alınıyor, ses duyuluyor, herhangi tanıdık bir şekil gözlenebiliyor mu? Nerede olduğunun anlaşılma hızı, bir anlamda, bildik ve tanıdık bir referans noktası bulunma hızı ile doğru orantılıdır. Bulunulan yer, örnek olarak yıllardır içinde yaşanılan sokak, kişinin kendisini güvende hissedip kolaylıkla ne yapılacağına karar verilmesine yol açar.

Bilinmeyen bir yerde gözlerini açan çoğu kişinin vereceği tepki, ilk aşamada hafif bir ürperti hissetmek olacaktır. Hafif heyecan ile karışık çekingenlik hissi, algılanan başka bir duygudur. Hafif güvensizlik duygusu ve onun ardılı olan kendini güvenceye alma çalışma davranışı ve aynı zamanda olumsuz düşüncelerin baskın olması, birbirini takip eden üç önemli olgudur. Kendini koruma ve güvenceye alma ihtiyacının, insanın daha ilk çağlardan itibaren gözlemlenen doğal belirtisi, yukarıda belirtildiği üzere kaçınma, kollama ve utangaçlık olarak da kendini gösterebilen sakınganlık olarak olagelmiştir.

Utangaçlık kişiden kişiye farklı özellikler gösterip farklı evreler ile açıklanabilir. İçe dönük kişilik sahibi kişilerde utangaçlığın baskın olduğu veya tam tersi, dışa dönük kişiliğe sahip insanların utangaç olmayacağı yerleşik kanılardır. Ancak ne birinci ne de ikinci varsayım doğrudur. İçe dönük yapısı olan bir insan utangaç birisi olmayabilir veya dışa dönük kişilik yapısına sahip birisi çekingen ve utangaç olabilir. Kişinin utangaçlık göstermesi, içinde bulunulan yere, ilişkide bulunulan insanlara, utangaçlığı ortaya çıkaran duruma ve daha birçok farklı nedene bağlı olabilir. Kişinin sosyal iletişim yetisi, problem çözme yetisi ve kendini güvende hissetme yetisi, utangaçlığı etkileyen diğer önemli faktörlerdir. Diğer önemli bir faktör ise kişinin duygu, düşünce ve davranışları arası ilişkiye ve bu ilişkiyi kavrama yetisine bağlıdır.

Eğer utangaçlığı dört farklı aşamaya bölersek, ilk aşamadaki utangaçlığın normalde her insanda görülen, yeni bir durum ile ortaya çıkan veya günlük yaşamda sıkıntı yaratmadan hissedilen, arada sırada karşılaşılan utangaçlık olduğunu görürüz. Bu görülen tamamen normal olan utangaçlık şeklidir. İkinci aşamadaki utangaçlık ise sadece belirli durumlarda ve belirli yerlerde ortaya çıkıp, kişinin yaşamını sadece o anda ve o zaman dilimi içinde kısıtlayan utangaçlık tipidir. Örnek olarak kişinin gayet başarılı bir iş adamı/kadını olup dans edememesi veya dans sırasında başarısız olduğunu düşünmesi gösterilebilir. Bu tip utangaçlık küçük sorunlar yaratsa da yine de normal sınırlar içinde yer alıp, birçok insanda gözlenebilir. Üçüncü tip ise, utangaçlığın kişinin yaşamında sorun oluşturduğu biçimidir. Bu düzeydeki utangaçlık, kişi yaşamını etkileyip kaygıya yol açar. Tahminen toplumun yüzde 10 veya 15´inin bu tip utangaçlık dolayısı ile sorun yaşadığı tahmin edilmektedir. İş yerinde bir haksızlığa uğranıldığı düşünüldüğünde amirinin yanına gidip konuşamamak, topluca yapılacak etkinliklere bir bahane bulup katılmamak gibi örnekler verilebilir. Bu üçüncü tip, kişinin yaşamında engeller yaratıp, yaşam kalitesini düşürür. Sonuncu ve dördüncü tip utangaçlık ise kişinin utangaçlığa yol açan şeyleri yapmamak, o durumlar ile karşılaşmamak için kendisini eve kapatması gibi aşırı davranışlara yol açan bir tiptir. Kişinin günlük yaşamı gözle görünür biçimde engellenip, kişi günlük yaşamı korku ve kaygı ile birlikte yaşar. İşte bu tanımlanan utangaçlık tipi, sosyal fobi bozukluğu tanısı konulan kişilerde görülebilen utangaçlıktır.

Utangaçlığın gelişip insan yaşamını engeller olması sosyal fobiyi çağrıştırsa da daha önce belirtildiği gibi her sosyal fobili kişi utangaç değildir. Utangaçlığı sosyal fobiye yol açan bir kişilik özelliği, nihayetinde sosyal fobi bozukluğunu getiren öğrenilmiş sosyal davranış kalıbı olarak nitelendirme de yanlıştır. Sosyal fobi nedenleri, sonuçları, kişisel ve genel özellikleri ile ayrıntılarıyla irdelenmesi gereken ayrı bir rahatsızlıktır.

Saygılarımla

Hasan Durna

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

Sosyal fobiyi tarihte ilk tanımlayan kişi Hipokrat olmuştu.

Hippokrates

“Sosyal fobinin, tahminen ilk insanın ortaya çıkışından beri varolmuş olsa da, ilk olarak yazılı kayıtlara geçirilmesi, milattan önce 400´lü yıllarda Hipokrat (Hippokrates, yu.) ile olmuştur. Doktorluk mesleğinin babası sayılan Hipokrat, sosyal fobiyi ”kişinin sosyal durumlardan kaçınmasına neden olan, bir tür aşırı utangaçlık” olarak algılayıp, bu şekilde teşhis etmiştir. Sonrasında, 1900´lü yılların başlarında, Fransız Pierre Janet, ”phobie des sitüations sociales” (toplumsal alanlarda yaşanılan korku) tanımını psikiyatri literatürüne sokmuştur. Freud, içinde yaşanılan toplumun kişiyi derinden etkilediğine inanırdı ve bu yüzden fobileri ”kaygı histerisi” adını verdiği bir sınıflamaya dahil etmişti. Dolayısı ile sosyal fobi de bu sınıflamaya dahil edilmişti ve Freud´a göre sosyal fobi ”kendi kendine duyulan güvensizlik nevrozu” yaşayan kişilerde görülürdü. Fakat bu tanımlama sosyal fobiyi gerektiğince görünür ve bilinir kılmadı. 1950´li yıllarda Güney Afrikalı Joseph Wolpe´in fobiler alanında yaptığı çalışmalar ve en önemlisi yüzleştirme tekniğinin öncülü olan ”Systematic desensitization-sistematik duygusuzlaştırma” tekniği, fobilerin ve böylelikle sosyal fobinin psikiyatri çevrelerinde yer edinmeye başlamasına yol açmıştır. 1960´lı yıllarda İngiliz Isaac Meyer Marks´ın kaygı ve fobiler üzerine alışmaları ”sosyal fobinin” kendi başına bir fobi türü olarak kabul görmesine doğru atılan önemli bir adımdır. 1980 yılına gelindiğinde Amerikan Psikiyatri Birliğince (APA) hazırlanan DSM-III (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) sınıflandırmasında sosyal fobi, resmi bir tanı olarak yerini alır psikiyatri dünyasında.”

Sosyal Fobi Kim korkar sosyal fobiden! sayfa 2.

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Hasan Durna

Sosyal fobi belirtileri nelerdir?

fobi.jpg

Bu yazı ilk olarak http://www.kimkorkarsosyalfobiden.wordpress.com adlı sitede yayınlanmıştır.

Sosyal fobinin belirtileri fiziksel belirtiler, duygusal belirtiler, bilişsel belirtiler ve davranışsal belirtiler olarak gruplandırılır. Tüm diğer kaygı bozukluklarında olduğu gibi aynı kökenli ve aynı türden belirtiler olduğu gibi sosyal fobiye özgü belirtiler vardır. Aşağıda bir kaç belirtiyi sıralayalım.

Daha önceki ‘panik atak belirtileri’ yazı dizimdeki 13 yazımda ve kitaplarımda bu ve bu gibi belirtilerin niçin, nasıl ve ne kadar süre ile ortaya çıktığını, bunlarla nasıl baş edilebileceğini ayrıntıları ile anlattım. Burada yenilemek istemiyorum. İlgilenenler yazılarımda ve kitaplarımda daha detaylı bilgiye ulaşabilir.

Kısaca sosyal fobi belirtileri:

Baş çene ve göğüs ağrıları

Kalabalıklardan kaçınma

Kendi ve olası durum hakkında olumsuz düşünceler

Korku, utanç, kaygı ve öfke hissetme

Kızarmak

Terlemek

Göz teması kurmaktan kaçınmak

Kalp çarpıntısı

Titremek

Baş dönmesi, bayılacakmış gibi olma hissi

Gözü hiçbir şeyi görmemek, sadece olumsuza odaklanmak

Karın ağrısı ve mide bulantısı

Çişinin geldiğini hissetmek

Ses kısılması ve ses titremesi

Göz seğirmesi

Yukarıda sıralanan belirtiler sosyal fobi ile birlikte görülen belirtilerdir. Yine panik atak yaşama olasılığının yüksek olduğunu belirtir kitaplarımdaki ve yazılarımdaki o bölümleri okumanızı tavsiye ederim.

Agorafobinin ve depresyonun yüksek oranda eşlik eden hastalıklar olduğunu belirtir ve o konular hakkında da bilgi sahibi olmanızı öneririm.

Bu belirtilerle başedebilmek için birçok şey yapılabilir. İnanın bunlarla başa çıkmak sandığınız gibi imkansız değil.

Saygılarımla, Hasan Durna

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html