Şekerin kanserli hücreleri besleyip insan ömrünü kısaltığını biliyor muydunuz?

şeker içecek

 

Çok şeker yemenin, çok şekerli ve gazlı içecek içmenin obeziteye (aşırı kilo alma), kalp damar hastalıkları, diş çürümesi gibi bilimum rahatsızlıklara yol açtığını biliyorsunuzdur. Bir kaç hafta önce yayınlanan bir araştırma, sonucunu daha önce tahmin etsek de kanıtlayamadığımız yeni bir zararını daha ortaya çıkardı.

Sciences haberine göre Weill Cornell Medicin (New York yerleşimli ünlü bir tıp fakültesi) araştırmacıları dünyada ilk kez bağırsak kanser tümörlerinin şeker ile beslenip büyüdüğünü ispat ettiler. Fareler üzerinde yapılan deneyde, şekerle beslenen farelerdeki tümörlerin, hücre çekirdeği çevresinde yeterince kalın bir yağ tabakası oluşturabildikleri ve bu ortamda rahatlıkla beslenip büyüdükleri gözlendi.

Anlayanlar için çok büyük bir haber bu. Koruyucu sağlık tedbirleri, rehabilitasyon hizmetleri gibi bir çok tedavi aşamasında diyetisyen arkadaşlarımızın tedavi sürecinde yer almasının zaruri olduğunu onaylayan bir haber bu. Doğru beslenme, diğer zorunlu tedavilerle birlikte, yaşam kurtarır, sağaltım süresini kısaltır.

Şeker ve depresyon arasındaki olumsuz ilişki psikiyatri dünyasında zaten bilindik bir konu. Aşırı şeker kullanımının kaygı, stres, panik, fobi ve takıntıları nasıl olumsuz etkilediği yazılıp çizildi. Şuradaki Bağırsak florasını ve ruh sağlığı temalı yazımda bakteriler ve ruh sağlığı ilişkisini ayrıntılı irdelemiştim. Merak edenler oradan daha ayrıntılı okuyabilirler.

Çocuklar ve ve özellikle dikkat eksikliği gibi rahatsızlıkları olan çocuklara yerli yersiz şeker vermek, onları şekerle susturmak cinayete eşdeğerdir benim gözümde. Yapmayın. Bu konuda daha uzun bir yazı yazarım ilerde.

Düzenli olarak her gün şekerli içecek tüketenler, hiç tüketmeyenlere oranla daha fazla yağ toplarlar. Ve bu toplanan yağ kötü yağ, yani atılması çok daha zor olan zararlı yağdır. Bu yağ, kalp ve damar hastalıklarına, diyabete ve böylelikle yüksek kalp krizi riski gibi sebeplerle erken ölümlere yol açan yağdır. Dikkatinizi çekerim, bu yağlanmayı dışarıdan görmek zorunda değilsiniz. Yani incecik, sırım gibi, bir insanın bazı obezite insanlar göre daha tehlikeli bir kan şekeri oranına sahip olması demek bu.

Türkiye dünyada en çok şekerli içecek tüketilen ilk 10 ülke arasında. En az spor yapan, günlük yemek bütçesi en düşük ülkeler arasında yer alması, gıda sektöründe yoğun kullanılan katkı maddeleri gibi faktörlerle birleşince sağlıksız beslendiğimiz, aldığımız kaloriyi hemen kötü yağa çevirip sağlığımızı riske ettiğimiz aşikar. Daha açıkcası, kendi mezarımızı kendimiz kazıyoruz.

Yukarıdaki resme aldanıp sadece yabancı markaların ürünlerini tehlikeli saymayın. Fakir veya gelişmekte olan ülkelerin üreticileri para kazanma hırsıyla daha vahşi daha tehlikeli olurlar. Türk meşubat ve içeceklerinde durum daha vahim. İnanılmaz oranda şeker ve katkı maddesi var içlerinde.

Çözüm ne?

  • Beslenme alışkanlıklarınızı değiştirin. Bu konuda bilgi sahibi olun.
  • Daha çok sebze ve meyve, daha çok çerez yeyin.
  • Aşırı karbonhidrat, tuz ve hayvansal yağ kullanmaktan vaz geçin.
  • Kolay değil elbet ancak şeker kullanımını hayatınızda minimum seviyeye indirin.
  • Spor yapın, onu yapamıyorsanız dans edin. Sevdiğiniz bir şeyler yapın. Hareketli olun.
  • Bir diyetisyene başvurup sağlıklı beslenme konusunda bilgi alın.
  • Devletin ve belediyelerin şekerli içecek üretimine extra vergilendirme getirmesi, reklamlara sınırlama koyması, satış yaşı sınırlaması koyması, katkı maddeleri kullanımını düzenleyip kontrol etmesi, şeker oranlarını kontrol etmesi gibi kanuni ve adli uygulamalar hayat kurtaracaktır.

Saygılarımla

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Reklamlar

Bir narsisti nasıl tanıyabilirsin?

Narcissus

 

Bir narsist;

  1. Başkalarının onu kıskandığını sanar. Aslında durum tam tersidir ve kıskançlıkları nedeni ile başkalarına zarar vermeye uzanan saplatılara sahiptirler.
  2. Zenginlik, güç ulaşılamaz başarılar, doyumsuz aşk sevdalısıdırlar. Çevresindeki insanların olanaklarını bu fantazileri için kullanıp tüketirler.
  3. Yakınındakileri yetersizlikle suçlayıp aşağılar. Sadece en akıllı, en güzel, güçlü vs onlar için geçerlidir.
  4. İnanılmaz kinci, sınırsız kızgın, konuşulamaz bencil ve çok kolay kırılan insanlardır.
  5. Karşısındakini ezmekten, hele ki bir yönetici konumunda ise bunu göstere göstere yapmaktan zevk alır.
  6. Her zaman mutlaka bir ‘ama’ vardır. Oyunun kuralları, alışılagelmiş kurallar onlar için hiç bir şey ifade etmez. Kendi kafalarına göre takılıp yeni kurallar icat ederler.
  7. Ben ben ben… Her şeyin merkezinde olup kendini öne çıkarmaktan hoşlanırlar.
  8. Empati duymaktan yoksundur. İlişkileri genellikle yıkımla sonuçlanır.
  9. Kendini herkesten önemli ve üstün görür. Yakınındakiler onun bu davranışlarından dolayı rahatsız olurlar.
  10. Hiç kimsenin dayanamayacağı bir burnu büyüklük, rahatsız edici bir züppelikleri vardır.
  11. İnsanları birbirinden ayırmakta uzmanlaşmışlardır.
  12. ‘Bana uymuyorsan benim düşmanımsın’ düşüncesi ile hareket edip kırıcı, yıkıcı ve nihayetinde zorlayıcı davranışlarda bulunurlar.
  13. Dış görünüşlerine çok önem verirler. Bir narsist bir aynada kendine bakmadan onun önünden geçemez.

Ne yapmalı?

  1. Onda empati hissi uyandırıp anlamaya veya anlaşılmaya çalışmakla zamanını boşa harcama, başaramayacaksın.
  2. Sana karşı saygısızca davrandıklarında tüm dikkatini verip onlara cevap verme. Onların istedikleri bu zaten, bir şekilde seni harekete geçirip kendilerini olayların merkezine koymak.
  3. İşi abartıp seni rahatsız etmeye başlarlarsa konuşmayı kısa kesip, yaptıklarının yanlış olduğunu belirtip, yanlarından ayrıl.
  4. Uzun ve gereksiz tartışmalara sakın girme. Kazanamazsın.
  5. Olayı kişiselleştirme.
  6. Arandaki mesafeyi koru. Sınırlarını geçmesine izin verme.
  7. Kendi hislerine güvenmeyi unutma.
  8. Göz kontağı kurup kısa ve öz konuş.

 

Hasan Durna, psikoterapist

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

Doğadaki mucize, yaban mersini (Vaccinium myrtillus)

genclik-iksiri-ve-hafiza-koruyucu-meyve-yaban-mersini_1078743_720_400

Vaccinium myrtillus, avrupa ve asyanın bir bölümünde yabani olarak yetişen, ülkemizde Yaban mersini, Ayı üzümü, Çoban üzümü, Likapa, Mosi/Morsivit gibi isimlerle bilinen bir yemiş türüdür. Türkiye´nin sadece kuzey bölgelerinde, doğada yabani olarak yetişen alt türlerine rastlanılır. Dünyada bilberry olarak bilinip (blueberry ile karıştırmayın) bazı ülkelerde kültür bitkisi olarak yetiştirilmektedir. Genellikle ormanlık alanlarda yetişir.

Taze olarak tüketilebilen bu yemiş, kurutulup ezilerek toz halinde, reçel marmelat vb yapılarak, şarap ve çeşitli alkollü içecek yapılarak, baharat olarak gıda sanayisinde, ilaç sanayisinde, tekstil boyama işlerinde, kozmetik sanayisinde kullanılmaktadır.

Elbette en önemli kulanım alanı gıda ve ilaç sektörleridir.

Avrupada yaz günlerinin vazgeçilmez yemişi olan bu bitki, ailecek çıkılan bir piknikte hafif bir yürüşüş sonunda tüm ailenin hem doğada spor yapmasını hem de mosmor eller ve yüzlerle eğlenceli bir vakit geçirmesini sağlar.

Yapılan bilimsel araştırmalarla bu bitkinin kalp ve damar hastalıkları, şeker hastalığı, bunama ve hafıza yitikliği, mide rahatsızlıkları, göz sağlığı gibi konularda etkili olduğu kanıtlanmıştır. İsveç´te uzun yıllardır devam eden, kış uykusuna yatan yabani ayıların fiziksel sağlığı ve beslenme alışkanlıkları hakkındaki uluslararası araştırma her yıl bizleri şaşırtan ve geleceğe daha da umutlu bakmamızı sağlayan yeni sonuçlar açıklamakta.

Biyomimetik (hastalıkların nedenlerini doğadaki örnekleri ile anlamaya / çözmeye çalışma) araştırmalar, yaz ve güz aylarında, bilinenin aksine çoğunlukla bitkisel diyet uygulayan (özellikle yaban mersini) yabani ayıların aşırı kilo alıp vermeleri, aylarca yemeden içmeden hareketsizce yatmaları gibi bir insanı kolaylıkla ölüme götürebilecek sorunlarla nasıl başa çıktıkları üzerine kafa yormakta.

Bir çok araştırmacı şu aralar beslenme diyetine yoğunlaşmış durumda. Böbrek uzmanları, kalp ve damar uzmanları, beyin ve hafıza depolama üzerine çalışan uzmanlar, denge ve iskelet araştırmaları…

Neymiş şu yemişin faydaları öyleyse?

  • Antitoksidan içeriği en yüksek bitkiler arasındadır.
  • Kabızlık ve bir çok mide rahatsızlıklarına iyi gelir.
  • Kan şekerini düşürür. Kalori oranı düşüktür.
  • Kemik dokusu üzerinde olumlu etkileri vardır.
  • Antiinflamotorik ve anti oksidativ stres özelliği ile kalp ve damar hastalıklarını önlerken yaşlanmayı yavaşlatabilir. Kan pıhtılaşmasını önler.
  • Glokom, karatak gibi göz hastalıklarını yavaşlatıcı, önleyici özellikleri vardır.
  • Hafıza kaybını önler. Bir çok demens araştırmacısı her yıl ayılardan alınan yeni kan örnekleri üzerinde deneyler yapmakta.
  • Artroza ve bazı böbrek yetmezliği hastalıklarına karşı etkilidir.
  • Kas eksilmesine karşı etkilidir. Hatta Fransız aratırmacıların yaptığı bir araştırmada ayıların kanından yapılan bir serum ile hastalarda yeni kas telleri oluşmaya başlamıştır.

Daha başka faydaları da olduğu idda edilen bu besinin elbette her türlüsü yararlı değil veya aynı oranda yararlı değildir. Yazdığım gibi, vaccinium myrtillus bitkisinin yabani olanı ve ortalama günlük 40 – 50 gram civarında tüketileni yukarıda sıralanan faydaları bilimsel olarak göstermekte.

Bu bitkiden yapılacak ilaçlar için hala erken. Ancak şu ana kadarki araştırmalar gayet umutlu sonuçlar vermekte.

Saygılarımla

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

CANIM OKUR

writing-1209121_960_720

 

Yazılarıma gösterdiğiniz yoğun ilginizden dolayı teşekkür ederim…

Makalelerim hakkındaki görüşlerinizi yazmayı unutmayın, onlar, benim ve sizlerin gelişimi için çok değerliler. Tüm amacım, kolay anlaşılır bir dille konuları aydınlatmak ve bunların sizlere yarar sağlayan bilgiler olmasına özen göstermek. Makalelerde, merak ettiğiniz veya katılıp katılmadığınız konular hakkında yorumlarda bulunarak konunun tüm yönleri ile aydınlatılmasını, daha da çeşitlenip geliştirilmesini sağlayabilirsiniz.

Son dönemdeki makalelerimden bazıları şunlardı:

 

Bağırsak florası ve midemizde yaşayan bakteriler ve onların ruh sağlığımıza etkisi…

https://panikataksite.wordpress.com/2018/10/16/bagirsaklarimiz-gercekten-de-ikinci-beyin-mi/

 

Çevre kirliliği…

https://panikataksite.wordpress.com/2018/10/28/doga-elden-gidiyor-a-dostlar-biz-de-onunla-birlikte/

 

Çocuklardaki öfke patlamalarını nasıl kontrol edebilirsiniz?

https://panikataksite.wordpress.com/2018/11/07/ofkeli-cocuklar-ofkeli-ana-babalar/

 

Dizde yaşanan artroz…

https://panikataksite.wordpress.com/2018/12/02/diz-kireclenmesi-artroz/

 

Panik atak ve kalp krizini birbirlerinden nasıl ayırabilirsiniz?

https://panikataksite.wordpress.com/2019/02/02/panik-atak-veya-kalp-krizi/

 

Otizm spektrum bozuklukları…

https://panikataksite.wordpress.com/2019/02/18/otizm-spektrum-bozuklugu/

 

Hepinize yeniden iyi okumalar dilerim

Hasan Durna, uzman psikoterpist.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Otizm spektrum bozuklukları

Autism_Awareness_Ribbon

Otizm Spektrum Bozuklukları yani dilimize kısaca otizm olarak yerleşen bu olgu aslında bir nöropsikiyatrik rahatsızlıklar kümesidir. İçinde otizm ve asperger bozukluğunu barındırır. Erken yaşlarda başlayıp (bebeklikte de teşhis edilebilir) yaşam boyu süren, sosyal etkiletişim, iletişim ve hayal kurma becerilerindeki eksiklikle kolayca tanımlanabilirler. Süreklilik gösteren bedensel hareketler / ritüeller, dili anlama ve kullanmadaki zorluklar, planlama / organize etme zorluları, çevredeki değişimleri anlayamama / kabullenememe ve sınırlı ilgi alanı gibi temel problem alanlarında benzerlikler gösterirler.

Otizm kelimesi ilk defa İsviçreli Eugen Bleuler tararından kullanıldı. Yunancadaki autos (kendi) kelimesinden türetilen kelime, Avustralya asıllı Amerikalı doktor Leo Kanner tarafından 1943 yılında psikiyatrik tanı olarak kullanılmaya başlandı. Onunla aynı dönemde çalışmalar yapan yine Avustralyalı bir başka doktor, Hans Asperger de aynı konuda çalışmalar yapıp (300 bilimsel makale yazmış) aynı gruptaki bir bulguya ulaşmıştı, Asperger sendromu. O zamanlardaki adı ise otistik psikopati idi. Hans Asperger, Kanner kadar şanslı olmadığı için, ikinci dünya savaşı ve almanca bilimsel yayınların sınırlı sayıda insana ulaşması gibi nedenlerle, 1980 yıllarına kadar gösterilmesi gereken ilgiyi göremedi.

Bu spektrum içinde yüksek zekalı veya düşük zekalı bireylere rastlanmaktadır. Yani sorun zeka geriliği değildir. Empati yoksunluğu ve sosyal iletişimden kaçınmak kolaylıkla gözlenen belirtilerdir. Bilişsel zorluklar, duyguları tanıyamama, mimiksiz bir yüz, sarılmaktan veya bazı giysilerden rahatsız olma, ışığa ve sese duyarlılık, eşlik eden bir sürü fiziki ve psikolojik rahatsızlıklar, dildeki karmaşalar (şakaları anlayamama gibi), motorik gecikmeler veya eksiklikler, göz teması vs vs gibi bir çok belirti gözlenebilir.

Kızlarda asperger görülme sıklığı erkeklere göre daha yüksekken otizmde ise tam tersi geçerlidir. Otizm ve saranın birlikte görülme sıklığı diğer gruplara göre gayet yüksektir. DEHB tanısı ve tikler, kendini yaralama ve hijen problemi, mobbinge bağlı sosyal cinsel ve psikolojik problemler, uzun dönemde kötü ekonomi ve besin kaynakları / spor yapma alışkanlıklarına bağlı fiziki hastalıklar gibi problemler de ortaya çıkar.

Teşhis koymak sadece uzman ve deneyimli psikiyatrist ve psikoloğun ortak yaptığı tetkikler sonrasında olur. Sorular sorulur, anne baba çağırılır, kamera ile çekim yapılır vs vs.

Nedenleri ne peki? Tam olarak bilmiyoruz ne yazık ki. Araştırmalar hala devam etmekte. Son dönemlerde bir araştırmada bağıksaklardaki bakteri florası ve beynin erken dönem  gelişimi arasındaki ilişkinin, bireylerde otizm yaratıp yaratmadığı incelenmekte. Kimileri psikososyal nedenler, kimileri bağlanma kuramı ile açıklamaya çalışsa da hala kimse kesin cevap verememekte.

Ne yapmalı? Erken teşhis, psikolojik ve sosyal destek, okul desteği, bazı koşullarda ilaç desteği, sorunu anlayan ve destek çıkan yakınların sevgi dolu yaklaşımı.

2002 yılında Nobel ödülünü ekonomi dalında kazanan Vernon L. Smith´in, Leonel Messi´nin, Dan Aykroyd´un, Anthony Hopkis´in, Andy Warhol´un aspergerli, prof Temple Grandin´in otizmli olduğunu, daha yazmakla bitmeyecek bir listede olan birçok başarılı iş kadını ve adamlarının, sporcuların, dahilerin, sanatçıların otizmli veya aspergerli olduklarını, avrupada sadece otizmlileri işe alan şirketler olduğunu biliyor muydunuz?

Şu yazımda ise konu hakkında küçük bir deney videosu göstermiştim.

https://panikataksite.wordpress.com/2018/08/30/otizm-hakkinda-bilmedikleriniz/

Sağlıcakla kalın

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

KİREÇLENME (ARTROZ)

artroz

 

Birçok insanın günlük yaşamını olumsuz etkileyen artroz nedir?

Eklem çevrelerindeki yumuşak dokunun, yani kıkırdağın, zamanla aşınıp yıpranması ve ağrılara neden olması ile bilinen, kireçlenme olarak adlandırılan bir hastalıktır.

Artroz sıklıkla diz, kalça ve beldeki eklem yerlerinde görülür. Yaşla alakası pek olmasa da gençlerde görülme yüzdesi daha düşüktür.

Artrozun birincil nedeni kıkırdak dokusundaki eskime ve buna bağlı olarak kemiklerin birbirine sürtünmesiyle oluşan ağrı ve hasarlardır.

Dizdeki fiziki mekanizma, uyluk ve kaval kemiklerinin çapraz ve yan bağlar adı verilen kaslarla tutulması ile düzenlenmiştir. Aşırı kilo, hareketsizlik. aşırı spor, spor sakatlanmaları, dizi zorlayan iş koşulları, bilinçsiz ayakkabı kullanımı gibi nedenler kıkırdak aşınmalarına neden olur.

Yazının konusu diz artrozu ancak dirsek, kalça, bel, boyun ve ellerde de artroz hastalığının oluştuğunu unutmatalım.

Ağrılardan dolayı günlük hareketlerden kaçınmak kişinin yaşamını atıl ve zevksiz kıldığı kadar bu hastalıktan dolayı görülen belirtilerin daha da ağırlaşmasına neden olur.

Bir doktor veya fizyoterapist belirtilere bakarak teşhis koyar. Birincil tedavi fizyoterapi ve ilerleyen ağır aşamalarda ise ameliyattır.

Ne yapmalı?

Öncelikle bir fizyoterapistle görüşün. Onlar size en uygun fizik tedavi alıştırmalarını ve bunların nasıl ne kadar süreyle ve ne kadar sıklıkla yapılacağını izah edeceklerdir. Kişiye uygun, onun fizyolojik yapısına katkı sağlayacak alıştırmalar, işin özüdür. Fiziki alıştırmalar en etkili ve kolay tedavi yöntemidir. Doğru çalışmalarla diz, bel be sırttaki kas yapısı güçlendirilmekte ve böylece kıkırdak üzerine binen yük hafifletilmektedir. Sık sık ve gerekli süre dahilinde yapılan alıştırmaların en etkili sonucu verdiği bilinmektedir.

Fizyoterapistle görüşmem diyorsanız ne olursa olsun bir fiziksel aktivite yapın ancak bazı aktiviteler yarardan çok zarar verir dikkat. Atlamalı zıplamalı, uçmalı kaçmalı şeylerle zaten zedelenmiş kıkırdak yapısını daha da zorlamayın. Yüzmek, bisiklet sürmek, sandalyeye oturup kalkmak gibi şeyler deneyin.

‘Kaynımda da var aynısı’ diyenleri dinlemeyin lütfen. Boşu boşuna sağlığınızdan, malınızdan ve gururunuzdan olursunuz. Kaplıcalar yardımcı oluyor deyip sıcak su ile yapacağınız tedaviyi bir fizyoterapisten öneri alarak yapın.

Doğru ayakkabıyı giydiğinizden emin olun. Bazan yumuşatıcı tabanlıklar, ayak düzleşmesi sağlayan destek ürünleri yardımcı olur. Çok yüksek topuklu veya topuksuz ayakkabılar sorunu daha da büyütebilir.

Kilo verin. Verdiğiniz her kilo diz eklemlerinin ömrünü uzatır, ağrılarınızı hafifletir.

Yeyip içtiklerinize dikkat edin. Bol bol sebze meyve ve kuru yemiş yeyip, su için. Aşırı alkol sigara ve kahveden uzak durun.

Bir uzman doktor veya fizyoterapist ile görüşün. Onlar bu hastalık hakkında tanı koyup tedavi seçenekleri sunan tek yetkililerdir. Konunun uzmanı olmasam da konu hakkındaki verdiğim bilgiler, umarım sizlere bu problem ile başa çıkmak için karar verebilmenizde yardımcı olur.

Saygılarımla Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html