Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

adhd-treatment-1

 

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, çoculukta ortaya çıkan ve erişkin dönemde de devam eden bir bozukluktur. Dikkat eksikliği, hiperaktiv davranışlar ve tepkisel davranışlar en belirgin problemlerdir. Erkeklerde görülme sıklığı daha yüksektir. Toplumda görülme sıklığı yüzde 3 ila 5 civarındadır. Yetişkinlik döneminde, çocuklukta görülen belirtiler azalır ve bazı hallerde yok olur.

Gelişimşel koordinasyon bozukluğu ve dikkat eksikliği bozukluğu gibi eski bozuklukları da kapsar. Depresyon, tourett, OKB, otizm, disleksi gibi diğer tanılarla birlikte görülebilirler. Profesyonel yardım almayan bireylerde yüksek stres, düşük özgüven, alkol ve madde bağımlılığına meyil, suça eğilim vs gibi ekonomik ve sosyal riskler tespit edilmiştir.

DEHB tanısı ayrıntılı ve uzun bir teşhis süreci sonunda konmalıdır. Sorunlar tek bir alanda değil, kişinin farklı yaşam alanlarında da gözlenilebilmelidir. Tanı koymanın ilk amacı elbette kişinin daha anlaşılır ve kontrol edilebir bir yaşam kurması için kendi tepki ve  davranışlarını idrak etmesidir. Daha düzenli ve planlı bir yaşam kurabilmesidir. Dikkat eksikliğinin baskın olduğu, hiperaktivitenin baskın olduğu, iksinin birlikte olduğu gibi veya yukarıda bahsedildiği gibi, gelişimsel koordinasyon bozukluğu ve dikkat eksikliği bozuklukları ile birlikte farklı kombinasyonlara tanılanabilir.

Dikkat eksikliği; öğrenme güçlükleri, unutkanlık, dikkatini toplayamama, çabuk sıkılma, çabuk vazgeçme, plan yapamama, kalem defter anahtarlarını vs kaybetme gibi günlük yaşamı etkileyen zorluklar olarak gözlenir.

Hiperaktivite; yerinde duramama, konuşurken veya bir iş yaparken daldan dala atlayıp yaptığını yarım bırakma, sırasını bekleyememe, çabuk sıkılma, başkalarının işine karışma gibi belirtilerle gözlenir.

Erken teşhis ve kombine tedaviler önemlidir. İlaç tedavisi, bireysel ve ailevi psikolojik destek terapi tedavileri, okul, işyeri yani günlük hayatta yapılacak uyum sağlamaya yönelik düzenlemeler, bireyin kullanabileceği destekleyici medikal aletler kullanılmalıdır.

Yapılacak uygulamalar bireyin yaşına ve çevresine uygun nitelikte olmalıdır. Plan ve öğrenim zorluklarını giderici programlar sunulmalıdır. Riskli davranış ve alışkanlıklar gözlendiğinde sorun büyümeden tedavi edilmelidir.

Beslenme düzenine dikkat edilmeli, alınan gıdaların içeriğine bakılmalıdır. Olumlu davranışlar ödüllendirilirken olumsuz davranışlar doğru yöntemlerle söndürülmelidirler. Planlama yapma, günlük şema hazırlama, stresi azaltma, olumsuz duygu ve düşüncelerinin farkına varma, öfke kontrolü ve güdü kontrol çalışmaları yapılmalıdır.

Uyku düzeni sağlama, sosyalleşme, kendisini riskli davranışlara zorlayacak şeylerden uzak durma ve onları kontrol edebilir hale gelebilmek hedeflenmelidir.

Bu alanda, bu yazımda kısaca değindiğim konular dışında elbette bir sürü, ayrıntıları ile ele alınacak, anlatılacak şeyler var. Cok kısa geçtiğim bu konular da başka bir kitabın, başka yazıların konusu olsun.

Sağlıcakla kalın..

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

Depresyondan kurtulup alzheimer ile başa çıkabilmek, kaygı ve korkularınızı kontrol altına almak ister misiniz?

BlogGraphic-HeartAttack-670x499

Beyin, insanın en karmaşık organlarından birisi, belki de birincisidir. Vücudun çoğu hayati fonksiyonlarına hükmedip duygu, hafıza depolama gibi birçok önemli işlevi vardır. Milyonlarca yıllık evrimin ortaya çıkardığı en mükemmel işlerden biridir.

Fiziksel olarak taş devri insanı, Homo sapiens, ile aramızda aslında çok büyük fark yok. Onlardaki en önemli üstünlük, yaşama alışkanlıkları sonucunda edindikleri güçlü fizikleri ve daha hassas duyu organlarıdır.

Onlar bu hassas duyu organları ve zamanla geliştirdikleri korku, kaygı, stres ve hafif depresyon sayesinde de hayatta kalmışlardır. Bizler, üzerine gelen aslandan korkup kaçan, o aslan gelmeden önce ondan nasıl kurtulurum kaygısıyla yaşayan insanların torunlarıyız. Belki denk getirip tek başına bir aslan öldürebilen atalarımız da vardı ancak günümüz insanının ataları, o korkak çekingen ve öncelikli olarak güvenliğini düşünen ve hayatta kalan insanlardır. Depresyon, kaygı, panik atak ve stres sadece korkutucu, zararlı ve kötü şeyler değidir. Bunlar bir zamanlar bizlerin yaşamını kurtaran özelliklerimizdi. şiddetli korku

Araştırmalara göre haftada 3 gün en az 30´ar dakikalık orta veya yüksek yoğunluklu fiziksel aktivite yapan bireylerin daha mutlu, daha az stresli, daha fazla özgüven sahibi ve olası depresyon ataklarına karşı daha dirençli oldukları tespit edilmiştir. Bir deneyde haftada üç gün hızlı yürüyüş yapan yaşlılar, yapmayan yaşlılara göre inanılmaz farklılıklar göstermiştir. Fiziksel aktif grupta, belirli bir yaştan sonra doğal olarak kabul edilen yıllık % 1 beyin küçülmesi yerine % 2 beyin büyümesi gözlenmiştir. Yani fiziksel aktivite onların beyinlerini gençleştirmiş, hafıza kapasitelerini arttırmış, demens ve alzheimer riskini azaltmış, özgüven ve planlama yetilerini arttırmıştır.

Taş devri insanı elbette yaşamak için sürekli hareket etmek, avlanmak, toplamak, konup göçmek için çaba gösterip enerji harcamak zorundaydı. Tahminen günümüz modern insanından en az iki kat daha hareketliydiler ve bize göre en az iki kat daha fazla efor sarfediyorlardı. Daha 100 yıl öncesinin köy yaşamı bile bu oranlara yakın düzeyde hareketli ve enerjik insanları yaratmıştı.

Günümüzdeki genel yaşayış biçiminde çok az hareket eden insanlarının yaşam sürdüğü ortamın yemeğin kapıya sipariş edildiği bir ortam olduğu, yediği yemeğin büyük ihtimalle genetik değişime uğramış yada bir sürü kimyasallar/ilaçlar ile doğallığını kaybetmiş ürünlerden yapıldığını unutmayalım. Şu yazımda doğa ve psikoloji doğadaki olumsuz değişime dikkat çekmiştim.

Elbette az hareket eden, doğal ve sağlıklı beslenmeyen insanlar daha içe kapanık, stresli ve sinirli olmakta. Savunma mekanizmaları zayıflamakta ve böylelikle daha kolay hasta olmaktalar. Daha kolay mide ve bağırsak hastalıklarına yakalanmaktalar. Şu yazımda bağırsak florasındaki değişimlere dikkat çekmiştim. mide bağırsak ve beyin ilişkisi

Bunları daha da kötü yapan şey ise uyku düzeninin bozulması ve uyku problemleri yaşamaktır. Ciddi psikolojik rahatsızlıkları olan bir insan için yapılacak ilk ve en önemli tedavi, onun uyku düzenini normalleştirmek olmalıdır. Şurada uyku düzensizliği ve panik atak uykunun fiziksel ve ruhsal sağlık için ne kadar önemli olduğunu yazmıştım.  Günlük 7 – 8 saatlik uyku kişiyi sadece daha dinç ve güçlü kılar.

Günümüz modern insanının diğer bir problemi ise yanlızlıktır. Steve Jobs´un Iphone 4 tanıtımının üzerinden sadece 9 yıl geçti. Bu süre içerisinde bireylerin, özellikle çocuk ve ergenlerin ekran karşısında (akıllı telefon ekranı da dahil) geçirdikleri zaman, sosyal medya kullanımı süresi her geçen yıl ve ay, neredeyse her geçen dakikada yeni rekorlar kırmakta. Akıllı telefonlar onlarca sosyal medya arkadaşlıkları vs ne yazık ki bizleri daha mutsuz yaparak daha bağımlı kılıyor. Arkadaşla, eş dostla birlikte yapılan sosyal bir etkileşim sonucu ortaya çıkan haz alma ve bunun sonucunda vücuda dağılan endorfinden istemsizce vazgeçtik galiba. Sosyal medyada alınan ‘like’ lar beyinde aynı haz alma duygusunu yaratıyor artık. Para puldan ziyade belki de bu yüzden bir sürü internet fenomeni, youtuber canları pahasına riskli işlere kalkışıyorlar ve belki de bu yüzden tuvalette bulunan kitap ve ansiklopediler yok oldu artık…

Sadece spor yapmak, düzenli uyku çekmek, sağlıklı beslenmek, sosyal ilişkiler kurmak kişiyi elbette depresyon ve demensten veya diğer psikyatrik hastalıklardan tam olarak kurtarmaz.

Eğer psikolojik rahatsızlığı olan bir kişiysen psikolog, psikiyatrist desteği almaktan korkma. Doktorunun yazdığı psikofarmaka ilaçlarını sakın kendi başına azaltıp arttırma. Hiç bir şey yapamıyorsan hızlı yürüyüş yap, internete bağlanma süreni kısıtla, ne olursa olsun uyumaya çalış ve yediklerine ve içtiklerine dikkat et.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Saygılarımla

Hasan Durna, uzm psikoterapist

Doğadaki mucize, yaban mersini (Vaccinium myrtillus)

genclik-iksiri-ve-hafiza-koruyucu-meyve-yaban-mersini_1078743_720_400

Vaccinium myrtillus, avrupa ve asyanın bir bölümünde yabani olarak yetişen, ülkemizde Yaban mersini, Ayı üzümü, Çoban üzümü, Likapa, Mosi/Morsivit gibi isimlerle bilinen bir yemiş türüdür. Türkiye´nin sadece kuzey bölgelerinde, doğada yabani olarak yetişen alt türlerine rastlanılır. Dünyada bilberry olarak bilinip (blueberry ile karıştırmayın) bazı ülkelerde kültür bitkisi olarak yetiştirilmektedir. Genellikle ormanlık alanlarda yetişir.

Taze olarak tüketilebilen bu yemiş, kurutulup ezilerek toz halinde, reçel marmelat vb yapılarak, şarap ve çeşitli alkollü içecek yapılarak, baharat olarak gıda sanayisinde, ilaç sanayisinde, tekstil boyama işlerinde, kozmetik sanayisinde kullanılmaktadır.

Elbette en önemli kulanım alanı gıda ve ilaç sektörleridir.

Avrupada yaz günlerinin vazgeçilmez yemişi olan bu bitki, ailecek çıkılan bir piknikte hafif bir yürüşüş sonunda tüm ailenin hem doğada spor yapmasını hem de mosmor eller ve yüzlerle eğlenceli bir vakit geçirmesini sağlar.

Yapılan bilimsel araştırmalarla bu bitkinin kalp ve damar hastalıkları, şeker hastalığı, bunama ve hafıza yitikliği, mide rahatsızlıkları, göz sağlığı gibi konularda etkili olduğu kanıtlanmıştır. İsveç´te uzun yıllardır devam eden, kış uykusuna yatan yabani ayıların fiziksel sağlığı ve beslenme alışkanlıkları hakkındaki uluslararası araştırma her yıl bizleri şaşırtan ve geleceğe daha da umutlu bakmamızı sağlayan yeni sonuçlar açıklamakta.

Biyomimetik (hastalıkların nedenlerini doğadaki örnekleri ile anlamaya / çözmeye çalışma) araştırmalar, yaz ve güz aylarında, bilinenin aksine çoğunlukla bitkisel diyet uygulayan (özellikle yaban mersini) yabani ayıların aşırı kilo alıp vermeleri, aylarca yemeden içmeden hareketsizce yatmaları gibi bir insanı kolaylıkla ölüme götürebilecek sorunlarla nasıl başa çıktıkları üzerine kafa yormakta.

Bir çok araştırmacı şu aralar beslenme diyetine yoğunlaşmış durumda. Böbrek uzmanları, kalp ve damar uzmanları, beyin ve hafıza depolama üzerine çalışan uzmanlar, denge ve iskelet araştırmaları…

Neymiş şu yemişin faydaları öyleyse?

  • Antitoksidan içeriği en yüksek bitkiler arasındadır.
  • Kabızlık ve bir çok mide rahatsızlıklarına iyi gelir.
  • Kan şekerini düşürür. Kalori oranı düşüktür.
  • Kemik dokusu üzerinde olumlu etkileri vardır.
  • Antiinflamotorik ve anti oksidativ stres özelliği ile kalp ve damar hastalıklarını önlerken yaşlanmayı yavaşlatabilir. Kan pıhtılaşmasını önler.
  • Glokom, karatak gibi göz hastalıklarını yavaşlatıcı, önleyici özellikleri vardır.
  • Hafıza kaybını önler. Bir çok demens araştırmacısı her yıl ayılardan alınan yeni kan örnekleri üzerinde deneyler yapmakta.
  • Artroza ve bazı böbrek yetmezliği hastalıklarına karşı etkilidir.
  • Kas eksilmesine karşı etkilidir. Hatta Fransız aratırmacıların yaptığı bir araştırmada ayıların kanından yapılan bir serum ile hastalarda yeni kas telleri oluşmaya başlamıştır.

Daha başka faydaları da olduğu idda edilen bu besinin elbette her türlüsü yararlı değil veya aynı oranda yararlı değildir. Yazdığım gibi, vaccinium myrtillus bitkisinin yabani olanı ve ortalama günlük 40 – 50 gram civarında tüketileni yukarıda sıralanan faydaları bilimsel olarak göstermekte.

Bu bitkiden yapılacak ilaçlar için hala erken. Ancak şu ana kadarki araştırmalar gayet umutlu sonuçlar vermekte.

Saygılarımla

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

Sosyal fobi nedir?

Sebep sonuc.png

 

Bu yazı ilk olarak “www.kimkorkarsosyalfobiden.wordpress.com” sitesinde yayınlanmıştır.

Sosyal fobi kişiye günlük yaşamında rahatsızlık verecek derecede değişimler yaratan bir kaygı bozukluğudur. Kişi karşılaşılan veya karşılaşılacağı varsayılan sosyal durumlar karşısında yüksek korku ve kaygı yaşayıp bu ve buna benzer durumlardan kaçınmak için kaçınma davranışları geliştirir. Sosyal fobi sadece utangaçlık veya özgüven eksikliği değildir. Kişinin günlük yaşamını atıl kılan onu sınırlandıran bir psikolojik rahatsızlıktır. DSM 5 kriterlerine göre tanımlanır https://kimkorkarsosyalfobiden.wordpress.com/2018/02/04/toplumsal-kaygi-bozuklugu-sosyal-fobi/

En sık görülen psikolojik rahatsızlıklar arasında ilk üçe girer. Yaşam boyu görülme olasılığı gayet yüksektir. İki türü vardır, yaygın ve özgün sosyal fobi. Sosyal fobi sadece ilaç kullanılarak tedavi edilebilen bir rahatsızlık değildir. İlacın birçok vakada ikincil veya üçüncül tedavi türü olması gerekir.

Psikoterapinin hele ki BDTnin (bilişsel davranışçı psikoterapi) en etkili veya en az psikofarmaka ilaçları kadar etkili bir yöntem olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Sosyal fobi, ilaç ve psikoterapi teknikleri dışında başka bir metod ile sağlıklı tedavi edilemez.

Başka psikolojik rahatsızlıklara birlikte görülmesi olağan bir durumdur. Panik atak ve agorafobi sosyal fobili insanları rahatsız eden iki büyük problemdir. Depresyon yaşanma oranı çok yüksektir.

Yaşanılan belirtiler bilişsel, davranışsal, duygusal ve fiziki belirtiler olarak dört kümede ayrıştırılabilir. Başka bir yazıda bunlar hakkında ayrıntılı bir yazı yazarım.

Çevresel, biyolojik/nörolojik ve psikolojik/bilişsel faktörlerin birbirlerini nasıl etkilediği, bunun sosyal fobinin ortaya çıkmasına katkısı ve yine bu sonucun kişiyi nasıl etkilediğini açıklayan kuram, sosyal fobiyi anlamamız ve tedavi edebilmemiz için kabul görmüş bir kuramdır.

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Saygılarımla

Hasan Durna

Sosyal fobi tedavisinde kullanılan ilaçlar

thermometer-1539191_960_720

Ülkemizdeki doktor ve hastaların davranışlarını domine eden ilaç kullanımı kültürümüz hakkında daha önce birçok defa yazdım. Yine belirteyim, yerinde kararınca ve uzmanı ile danışılıp tartışılmış psikofarmaka tedavisi olumlu ve zorunludur. Kendi kafana göre ilaç almak veya tedaviyi yarıda bırakmak, bir yakının tavsiyesine uymak, cahilce yapılan paylaşımlara kanıp karar vermek gibi zararlı şeyler tehlikelidir, tavsiye edilmez.

Çoğu sosyal fobili insan aslında ilaç kullanmadan tamamen davranış ve bilişsel temelli destek tedavileri ile sosyal kaygılarını yani sosyal fobi ve buna bağlı yıkıcı ve ürkütücü panik ataklarını kontrol edebilir. Bu kontrolü psikoterapi seansları veya kendi kendine yardım metodları ile de edinebilirsiniz. Elbette bu ağır ve çoklu rahatsızlıklar olmayan vakalarda daha rahat ve kolaydır.

Yine de, “ilaca ihtiyacım var”, veya “konu hakkında bilgi sahibi olmak istiyorum” diyorsanız buyrun yazının devamına…

Yapılan bilimsel araştırmalar sadece ilaç kullanımının ve sadece psikoterapinin aynı derecede etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak vakalardaki çeşitlilik, ilaç kullanmayı zorunlu kılan durumlar gibi nedenlerle çoğunlukla kullanılan metod ilaç ve destek terapilerin karışımı olan bir kurdur. İlaç tedavisinin özü, ilacın içindeki aktif maddenin kaygıyı, panik atakları ve depresyonu engelleyip, yeni geleceği varsayılan ataklara dair duyulan korkuyu azaltmak, kişide fiziki ve ruhsal rahatlama yaratmak, stresi azaltmaktır. Tüm ilaçlar eninde sonunda ilaç tedavisi kesildikten bir süre sonra etkisini yitirir.

Kaygı bozukluklarında ve özellikle sosyal kaygı bozukluğunda kullanılan ilaçlar zamanla gelişip günümüzdeki seviyeye gelmişlerdir. Eskiye oranla tedaviye yanıt verme, yan etkiler gibi birçok konuda iyileştirmeler gözlenmektedir. sosyal kaygı bozukluğu tedavisinde kullanılan ilaçlar kabaca dört gruba ayrılır.

SSRİ (Seçici Serotonin Gerialım İnhibitörleri) günümüzde en çok kullanılan ilaçlarıdır. 80´lerin son yarısında piyasaya sürülmüştür. Popüler olması düşük düzeydeki yan etkileri ve yüksek tedavi kapasitesi dolayısı iledir. Aşırı doz kullanımının bile herhangi bir sorun yaratmaması özellikle intihara eğilimli hastalarda yaşamsal öneme sahiptir. İlacın etkisi, kaygının engellenmesi ve azaltılması olarak gözlenir. İlacın kullanılmaya başlanmasından itibaren iki ila dört hafta arası bir sürede yüksek oranda iyileştirmeler gözlenir. Ortalama bir yıllık ilaç tedavisini izleyen birkaç aylık ataksız bir dönemden sonra azar azar düşen doz miktarı ile ilaç kesilir. Görülme olasılığı olan yan etkiler bulantı, uyku bozuklukları, kilo alma, ağız kuruluğu, yorgunluk hissi, kabızlık ve cinsel iştahsızlık olarak gözlenebilir. SSRİ ilaçları depresyon tedavisinde de kullanılmaktadır. Bağımlılık yaratma riski yoktur. Fluoxetine, Sertralin, Citalopram, Paroxetin, Fluvoksamin gibi örnekler verilebilir.

SNRİ (Seçici Noradrenalin Gerialım İnhibitörleri) 1990´lı yılların ortalarından itibaren kullanılmaya başlanan bir ilaç grubudur. SSRİ´lerden sonraki bir model olarak sayılır. Effexor (bilinen ismi ile Venlafaxin), Cymbalta, İxel bu gruba örnek verilebilir. Ağız kuruluğu, kabızlık, görme bozuklukları, yorgunluk hissi, uykusuzluk, baş ağrısı ve diyare yan etkiler olarak gözlenebilir.

MAOİ (Monoamin Oksidaz İnhibitörleri) Sosyal kaygı bozukluğu ve panik atak tedavisinde kullanılıp başarı ile denenmiş eski dönem bir ilaç grubudur. Öncelikle anti depresan olarak kullanılan bu grup sonraları kullanım alanını kaygı bozukluğunu da kapsar bir şekilde geliştirmiştir. Bu ilaç turu 50´lerde kullanılmaya başlanıp günümüzde az tercih edilen bir gruptur. Tranılsıpromine, Moklobemid ve Fenelzin olarak örneklendirilebilir. Genellikle dirençli ve zor vakalarda tercih edilirler. Yan etkileri arasında aşırı kilo alma, uykusuzluk ve cinsel bozukluklar olağan olanlardır.

BENZODİAZEPİNLER 70´lerde ortaya çıkan bir ilaç türüdür. En tanınmışları Alprazolam (Xanax), Klonazepam (Rivotril) ve Diazepam (Diazem) dir. Hızla etki gösterir. Bağımlılık riski yüksektir. Aşırı yorgunluk yaratır. Bilişsel bozukluklara yol açıp baş dönmesi, cinsel bozukluklar, terleme ve titreme, aşırı uyku, bağımlılık yaratma gibi yan etkilere neden olabilirler. Sosyal kaygı bozukluğu tedavisinde birinci tercih olarak kullanılmazlar.

Sosyal kaygı bozukluğu tedavisinde, kullanılan ana ilaç tedavisinin yanı sıra bazı yan etki önleyici tedavi edici ilaçların kullanılması da olağan bir durumdur. Sosyal fobinin panik ataklar ve diğer kaygı bozuklukları, psikolojik bozukluklar ve diğer bazı somatik bozukluklarla da birlikte görüldüğü unutulmamalıdır. Yine kaygı, stres ve panik ataklarla ilintili olumsuz algılanan fiziki, bilişsel ve ruhsal belirtiler de farmakolojik yollarla tedavi edilebilir.

Belirtildiği gibi benzodiazepinler bağımlılığa ve yan etkilere daha açık potansiyelli nedeni ile ile hamilelerce kullanılmaması ve diğer türden ilaç seçimi daha yerinde uygun bir seçimdir. Bağımlılığa meyilli ve intihar teşebbüs riski yüksek olan hastalarda dikkatli olunmalıdır.

Belirtildiği üzere doktor ile olan dialog, ilacın yapısı, etki süresi, yan etkileri, dozaj ve kesinti zorlukları gibi konularda bilgi sahibi olmanıza neden olur. İlaç alımında doktor tavsiyesinin dışına çıkılmaması önemlidir. Bazı ilaçlar bağımlılık yaratırken bazıları özkıyım (intihar) riskini yükseltebilir. Bazı ilaçların yarılanma süresi diğerlerine göre daha uzundur.

İlaç tedavisi sırasında alkol kullanımı, bazı yiyecek ve içeceklerin alınması önerilmez. Doktordan alınacak kapsamlı bilgi bu konularda dikkatli olmak için yeterli olacaktır. Günlük spor, beslenme alışkanlıkları ve kendi kendine yardım tekniklerinin psikososyal destek ile kombine edilmesi de en az psikoterapi ve tek başına ilaç tedavisi kadar etkili olabilmektedir. Daha ayrıntılı bilgiyi kitaptan ve diğer yazılarımdan edinebilirsiniz.

Saygılarımla…

Hasan Durna, uzman psikoterapist

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

PANİK ATAK TEDAVİSİNDE KULLANILAN İLAÇLAR

Ilac

Birçok hasta aslında ilaç kullanmadan tamamen davranış ve bilişsel temelli destek tedavileri ile panik atak kontrol edebilir. Buna ulaşmak psikoterapi seansları ile olabileceği kadar kendi kendine yardım metodları uygulanarak da yaşanabilir. Gerekli durumlarda, özellikle ağır vakalarda, psikiyatrist kontrolünden geçtikten sonra ilaç kullanımı tavsiye edilir.  Kendi kendine veya uzman olmayan kişilerin tavsiyesi ile ilaç almak, uzman doktor teşhisi olmadan doz artırıp azaltmak veya tedaviyi sonlandırmak sakıncalıdır.

 Kısaca ilaç tedavisinin etkinliği, ilacın içindeki aktif maddenin panik atakları engelleyip yeni geleceği varsayılan ataklara dair duyulan korkuyu azaltmaktır. Tüm ilaçlar eninde sonunda ilaç tedavisi kesildikten bir süre sonra etkisini yitirir ve kişi yeniden panik atak kaygısını yaşamaya başlar.

İlaç tedavisi ile kast edilen vücuda alınan bazı kimyasal maddelerin beyinde yolaçtığı değişikliker ve nihayetinde salgılanan ya da engellenen bazı hormonlardır.

Kaygı bozukluklarında ve özellikle panik bozukluğu ve sıklıkla yaşanan panik atak nöbetlerinde kullanılan ilaçlar zamanla gelişip günümüzdeki seviyeye gelmişlerdir. Eskiye oranla tedaviye yanıt verme, yan etkiler gibi birçok konuda iyileştirmeler gözlenmektedir. panik bozukluğu ve panik atak tedavisinde kullanılan ilaçlar kabaca dört gruba ayrılır.

SSRİ (Seçici Serotonin Gerialım İnhibitörleri) günümüzde en çok kullanılan ilaçlarıdır. 80´lerin son yarısında piyasaya sürülmüştür. Popüler olması düşük düzeydeki yan etkileri ve yüksek tedavi kapasitesi dolayısı iledir.

TCA (Tristik Antidepresanlar) 1950´lerden itibaren kullanılmaya başlansa da günümüzde artık pek rağbet görmeyen bir ilaç grubudur.

MAOI (Monoamin Oksidaz Inhibitörleri) Panik bozukluğu ve panik atak tedavisinde kullanılıp başarı ile denenmiş eski dönem bir ilaç grubudur. Öncelikle antidepresan olarak kullanılan bu grup sonraları kullanım alanını kaygı bozukluğunu da kapsar bir şekilde geliştirmiştir.

BENZODİAZEPİNLER 70´lerde ortaya çıkan bir ilaç türüdür. Hızla etki gösterir. Bağımlılık riski yüksektir. Aşırı yorgunluk yaratır.

İlaçlar hastanın durumuna, birlikte uygulanan destek terapilerinin olup olmadığına göre tek başına veya diğer gruptan ilaçlarla birlikte kullanılabilir.

Panik bozukluğu ve panik atak tedavisinde kullanılan ana ilaç tedavisinin yanı sıra bazı yan etki önleyici tedavi edici ilaçların kullanılması da olağan bir durumdur.

Belirtildiği üzere doktor ile olan dialog ilacın yapısı, etki süresi, yan etkileri, dozaj ve kesinti zorlukları gibi konularda bilgi sahibi olmanıza neden olur. İlaç alımında uzman doktor tavsiyesinin dışına çıkılmaması önemlidir. Bazı ilaçlar bağımlılık yaratırken bazıları özkıyım (intihar) riskini yükseltebilir. Bazı ilaçların yarılanma süresi diğerlerine göre daha uzundur.

İlaç tedavisi sırasında alkol kullanımı, bazı yiyecek ve içeceklerin alınması önerilmez. Doktordan alınacak kapsamlı bilgi bu konularda dikkatli olmak için yeterli olacaktır.

Daha önce belirtildiği üzere ilaç tedavisi, bazı koşullarda, sadece psikoterapi tedavisi kadar etkilidir. Günlük spor, beslenme alışkanlıkları ve kendi kendine yardım tekniklerinin psikososyal destek ile kombine edilmesi de en az psikoterapi ve tek başına ilaç tedavisi kadar etkili olabilmektedir.

Bu konuda ayrıntılı bilgi ve daha fazlası için aşağıdaki linklerden kitabımı satın alabilirsiniz.

Saygılarımla..

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html