Psikolojik yıldırma / mobbing uygulayan baskın karekterli kişileri tanıma ve onlarla başa çıkabilme stratejileri.

mobbing

Mobbing aslında türkçede yıldırma taciz etme, bezdirme gibi kelimelerle ifade edilebilen, bir kişi ya da grubun, başka bir kişiye mevcut gücünü ya da pozisyonunu kötüye kullanılarak; süregelen veya kısa süreli şekilde psikolojik şiddet, baskı, taciz, aşağılama, tehdit vb. yolları ile duygusal ve sosyal saldırıda bulunması halidir.
Kişinin saygısız ve zararlı bir davranışın, bir şakanın hedefi olmasıyla başlar her şey. Tacizci ima ve alay ile karşısındakinin toplumsal itibarını düşürmeyi de içeren saldırgan bir ortam oluşturarak onu psikolojik yıkıma ve bıkkınlığa sürüklemektedir. Bu durum bir işyerinde olabileceği gibi bir okulda, bir evde, sokakta veya alışveriş yapılan bir yerde bile olabilir.
Uzun dönemli durumlarda taciz edilen kişi strese mazur kalıp fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklar yaşayabilir. Öfke kontrolü problemleri yaşayıp yalnızlaşmaya, kendine veya başkalarına zarar verme eğilimleri geliştirmeye başlayabilir. Uykusuzluk, utanç, huzursuzluk, benlik duygusu zayıflığı, paronaya, tükenmişlik sendromu, aile içi çatışmalarına neden olabilir. Bıkkınlık nedeni ile bulunduğu iş veya okulu bırakma noktasına gelebilir.
Bu durumun arkasındaki psikolojik ve sosyal temeller nelerdir? Nasıl tespit edilip nasıl başa çıkılabilir? Panik kaygı bozukluğu, sosyal fobi ve diğer psikolojik rahatsızlıkları yaşayan insanlar bu durumdan nasıl etkilenirler? Bu onların zaten hassas olan duygusal dengelerini daha da bozar mı?
Başka bir insanı etkisi altına almak ve bezdirmek isteyenlerin ilk kullandıkları metod; görmemezlikten gelmektir.
Kişi bir şekilde unutulur, duyulmaz veya görülmez. Böylece onun fikirleri ve varlığı yok sayılır, hiçe indirgenir.
Ne yapmalı: Görülen her tuhaf durumu normalleştirmemek, o durumu karşısındakine sözlü olarak belirtmek ilk adımdır. “Niçin konuşurken bana bakmıyorsun, niçin başka bir iş arkadaşım daha yüksek ücret alıyor?” gibi. Sosyal durumlardaki olası senaryoları kurgulayıp olası stratejilerin alıştırmasını yapmak önemlidir. O anda herhangi bir cevap veremiyorsan bile, daha sonra tek başına veya başka birisinin yardımı ile geri gelip o durumu görünür kılınmalısın. Olayların ve o tuhaf şeylerin geçip gitmesine izin verme.
Başka bir metod küçük düşürmektir.
Kişiye gülünüp dalga geçilir, onun yaptığı şakalar ve esprilere gülünmez. Ne söylediğinden ziyade saçma bir ayrıntıya odaklanılıp konu dağıtılır.
Ne yapmalı: Konunun özüne sadık kalan sorular sorarak tacizcinin yaptığı konuyu dağıtma girişimini berteraf edebilirsin. “Ne demek istiyorsun, bu kadar dalga geçilecek ne var?” gibi, “Bana böyle saçma bir şaka yapamazsın, çekil buradan!” gibi kısa cevaplarla bu saçmalığın bitmesi gerektiğini de belirtebilirsin. Komik olan ne gibi bir sorudan sonra tacizciyi konunun özüne dönmeye zorlayabilirsin.
Bir diğer metod bilgi gizleyerek kişiyi olan bitenden ayrı konuma düşürmektir. Birdenbire yapılan toplantılar, kaybolan notlar gibi şeyler kişinin daha az bilgiye ve böylelikle daha kontrolsüz bir konuma düşmesine neden olur.
Ne yapmalı: Aceleye gerek yok, Hiçbir şeyin oldu bittiye gelmesine izin verme. Cevaplayamadığın soruları daha sonra cevaplayacağını söyle. Son anda ve hazırlık imkanı verilmeden yapılan tartışmaların sağlıklı olmadığını belirtip alınak istenen kararın, sen kendi görüşünü oluşturana kadar bekletilmesini iste.
Yine bir başka metod ise kişi ne yaparsan yapsın, o yapılanın asla doğru olmaması, hep bir kusur bulundurması veya, ama şu şekilde yapsak daha iyi olmaz mı, sorusunu içermesidir.
Ne yapmalı: Kendi sesine kulak verip yanlış dahi olsa inandığın şeyi savun. Sadece kişiye değil bu hep süregen senin dediklerini, yaptıklarını küçümseyen duruma dikkat çek ve bu duruma saldır. Kelime ve davranışlarını seçerek konuları ciddi ve vurucu bir ifade ile ele al.
Sonuncu teknik ise tacizcinin bir şekilde konuyu, ama sen de çok abartıyorsun, vah vah yazık, sen hakikatten bir burnunun dikine giden bir insansın gibi suçlayıcı ifadelerle madurun üstüne yıkarak onda utanç ve suçluluk yaratması durumudur.
Ne yapmalı:  Suç suçlu olanındır, senin değil. Elbette utanmak ve suçluluk hissetmek doğaldır ancak bunun bir abartı oluğunu algılayıp gerektiğinde hakkını almak için savaşman gerektiğini kendine bellet. Bu durumda ne yapman gerektiğini, kimlerden destek alabileceğinin hesabını yap.
Unutulmaması gereken şeyler mobbing uygulayanların genellikle kendilerinin de aslında çoğunlukla mobbinge maruz kalmış bireyler oldukları, bu grupta narsist ve önyargılı kişilik özelliklerine sahip olan bireyleyin yoğun olduğudur. Buna maruz kalanların kendisine anlamsız ve tuhaf gelen emirleri yazılı olarak almaları, varsa destek alabilecekleri bir iş sınıf arkadaşlarına anlatıp destek bulmaları, gerektiğinde psikolojik, tıbbi ve yasal desteği alabileceği insanlara nasıl ulaşabileceklerini planlamaları yararlarına olur.
Saygılarımla
Hasan Durna
Reklamlar

Sosyal fobi ve utangaçlık

utangaclik
Gözleriniz bağlı bir şekilde daha önce hiç tanımadığınız bir yere bırakıldığınızı düşünün. İlk yapılacak iş gözlerinizi açıp nerede olduğunuzu anlamaya çalışmak olmalıdır tahminen. Şehir mi, köy mü, ormanlık alan mı, neredesiniz? Herhangi tanıdık bir koku alınıyor, ses duyuluyor, herhangi tanıdık bir şekil gözlenebiliyor mu? Nerede olduğunun anlaşılma hızı, bir anlamda, bildik ve tanıdık bir referans noktası bulunma hızı ile doğru orantılıdır. Bulunulan yer, örnek olarak yıllardır içinde yaşanılan sokak, kişinin kendisini güvende hissedip kolaylıkla ne yapılacağına karar verilmesine yol açar.

Bilinmeyen bir yerde gözlerini açan çoğu kişinin vereceği tepki, ilk aşamada hafif bir ürperti hissetmek olacaktır. Hafif heyecan ile karışık çekingenlik hissi, algılanan başka bir duygudur. Hafif güvensizlik duygusu ve onun ardılı olan kendini güvenceye alma çalışma davranışı ve aynı zamanda olumsuz düşüncelerin baskın olması, birbirini takip eden üç önemli olgudur. Kendini koruma ve güvenceye alma ihtiyacının, insanın daha ilk çağlardan itibaren gözlemlenen doğal belirtisi, yukarıda belirtildiği üzere kaçınma, kollama ve utangaçlık olarak da kendini gösterebilen sakınganlık olarak olagelmiştir.

Utangaçlık kişiden kişiye farklı özellikler gösterip farklı evreler ile açıklanabilir. İçe dönük kişilik sahibi kişilerde utangaçlığın baskın olduğu veya tam tersi, dışa dönük kişiliğe sahip insanların utangaç olmayacağı yerleşik kanılardır. Ancak ne birinci ne de ikinci varsayım doğrudur. İçe dönük yapısı olan bir insan utangaç birisi olmayabilir veya dışa dönük kişilik yapısına sahip birisi çekingen ve utangaç olabilir. Kişinin utangaçlık göstermesi, içinde bulunulan yere, ilişkide bulunulan insanlara, utangaçlığı ortaya çıkaran duruma ve daha birçok farklı nedene bağlı olabilir. Kişinin sosyal iletişim yetisi, problem çözme yetisi ve kendini güvende hissetme yetisi, utangaçlığı etkileyen diğer önemli faktörlerdir. Diğer önemli bir faktör ise kişinin duygu, düşünce ve davranışları arası ilişkiye ve bu ilişkiyi kavrama yetisine bağlıdır.

Eğer utangaçlığı dört farklı aşamaya bölersek, ilk aşamadaki utangaçlığın normalde her insanda görülen, yeni bir durum ile ortaya çıkan veya günlük yaşamda sıkıntı yaratmadan hissedilen, arada sırada karşılaşılan utangaçlık olduğunu görürüz. Bu görülen tamamen normal olan utangaçlık şeklidir. İkinci aşamadaki utangaçlık ise sadece belirli durumlarda ve belirli yerlerde ortaya çıkıp, kişinin yaşamını sadece o anda ve o zaman dilimi içinde kısıtlayan utangaçlık tipidir. Örnek olarak kişinin gayet başarılı bir iş adamı/kadını olup dans edememesi veya dans sırasında başarısız olduğunu düşünmesi gösterilebilir. Bu tip utangaçlık küçük sorunlar yaratsa da yine de normal sınırlar içinde yer alıp, birçok insanda gözlenebilir. Üçüncü tip ise, utangaçlığın kişinin yaşamında sorun oluşturduğu biçimidir. Bu düzeydeki utangaçlık, kişi yaşamını etkileyip kaygıya yol açar. Tahminen toplumun yüzde 10 veya 15´inin bu tip utangaçlık dolayısı ile sorun yaşadığı tahmin edilmektedir. İş yerinde bir haksızlığa uğranıldığı düşünüldüğünde amirinin yanına gidip konuşamamak, topluca yapılacak etkinliklere bir bahane bulup katılmamak gibi örnekler verilebilir. Bu üçüncü tip, kişinin yaşamında engeller yaratıp, yaşam kalitesini düşürür. Sonuncu ve dördüncü tip utangaçlık ise kişinin utangaçlığa yol açan şeyleri yapmamak, o durumlar ile karşılaşmamak için kendisini eve kapatması gibi aşırı davranışlara yol açan bir tiptir. Kişinin günlük yaşamı gözle görünür biçimde engellenip, kişi günlük yaşamı korku ve kaygı ile birlikte yaşar. İşte bu tanımlanan utangaçlık tipi, sosyal fobi bozukluğu tanısı konulan kişilerde görülebilen utangaçlıktır.

Utangaçlığın gelişip insan yaşamını engeller olması sosyal fobiyi çağrıştırsa da daha önce belirtildiği gibi her sosyal fobili kişi utangaç değildir. Utangaçlığı sosyal fobiye yol açan bir kişilik özelliği, nihayetinde sosyal fobi bozukluğunu getiren öğrenilmiş sosyal davranış kalıbı olarak nitelendirme de yanlıştır. Sosyal fobi nedenleri, sonuçları, kişisel ve genel özellikleri ile ayrıntılarıyla irdelenmesi gereken ayrı bir rahatsızlıktır.

Saygılarımla

Hasan Durna

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

PANİK ATAK TEDAVİSİNDE KULLANILAN İLAÇLAR

Ilac

Birçok hasta aslında ilaç kullanmadan tamamen davranış ve bilişsel temelli destek tedavileri ile panik atak kontrol edebilir. Buna ulaşmak psikoterapi seansları ile olabileceği kadar kendi kendine yardım metodları uygulanarak da yaşanabilir. Gerekli durumlarda, özellikle ağır vakalarda, psikiyatrist kontrolünden geçtikten sonra ilaç kullanımı tavsiye edilir.  Kendi kendine veya uzman olmayan kişilerin tavsiyesi ile ilaç almak, uzman doktor teşhisi olmadan doz artırıp azaltmak veya tedaviyi sonlandırmak sakıncalıdır.

 Kısaca ilaç tedavisinin etkinliği, ilacın içindeki aktif maddenin panik atakları engelleyip yeni geleceği varsayılan ataklara dair duyulan korkuyu azaltmaktır. Tüm ilaçlar eninde sonunda ilaç tedavisi kesildikten bir süre sonra etkisini yitirir ve kişi yeniden panik atak kaygısını yaşamaya başlar.

İlaç tedavisi ile kast edilen vücuda alınan bazı kimyasal maddelerin beyinde yolaçtığı değişikliker ve nihayetinde salgılanan ya da engellenen bazı hormonlardır.

Kaygı bozukluklarında ve özellikle panik bozukluğu ve sıklıkla yaşanan panik atak nöbetlerinde kullanılan ilaçlar zamanla gelişip günümüzdeki seviyeye gelmişlerdir. Eskiye oranla tedaviye yanıt verme, yan etkiler gibi birçok konuda iyileştirmeler gözlenmektedir. panik bozukluğu ve panik atak tedavisinde kullanılan ilaçlar kabaca dört gruba ayrılır.

SSRİ (Seçici Serotonin Gerialım İnhibitörleri) günümüzde en çok kullanılan ilaçlarıdır. 80´lerin son yarısında piyasaya sürülmüştür. Popüler olması düşük düzeydeki yan etkileri ve yüksek tedavi kapasitesi dolayısı iledir.

TCA (Tristik Antidepresanlar) 1950´lerden itibaren kullanılmaya başlansa da günümüzde artık pek rağbet görmeyen bir ilaç grubudur.

MAOI (Monoamin Oksidaz Inhibitörleri) Panik bozukluğu ve panik atak tedavisinde kullanılıp başarı ile denenmiş eski dönem bir ilaç grubudur. Öncelikle antidepresan olarak kullanılan bu grup sonraları kullanım alanını kaygı bozukluğunu da kapsar bir şekilde geliştirmiştir.

BENZODİAZEPİNLER 70´lerde ortaya çıkan bir ilaç türüdür. Hızla etki gösterir. Bağımlılık riski yüksektir. Aşırı yorgunluk yaratır.

İlaçlar hastanın durumuna, birlikte uygulanan destek terapilerinin olup olmadığına göre tek başına veya diğer gruptan ilaçlarla birlikte kullanılabilir.

Panik bozukluğu ve panik atak tedavisinde kullanılan ana ilaç tedavisinin yanı sıra bazı yan etki önleyici tedavi edici ilaçların kullanılması da olağan bir durumdur.

Belirtildiği üzere doktor ile olan dialog ilacın yapısı, etki süresi, yan etkileri, dozaj ve kesinti zorlukları gibi konularda bilgi sahibi olmanıza neden olur. İlaç alımında uzman doktor tavsiyesinin dışına çıkılmaması önemlidir. Bazı ilaçlar bağımlılık yaratırken bazıları özkıyım (intihar) riskini yükseltebilir. Bazı ilaçların yarılanma süresi diğerlerine göre daha uzundur.

İlaç tedavisi sırasında alkol kullanımı, bazı yiyecek ve içeceklerin alınması önerilmez. Doktordan alınacak kapsamlı bilgi bu konularda dikkatli olmak için yeterli olacaktır.

Daha önce belirtildiği üzere ilaç tedavisi, bazı koşullarda, sadece psikoterapi tedavisi kadar etkilidir. Günlük spor, beslenme alışkanlıkları ve kendi kendine yardım tekniklerinin psikososyal destek ile kombine edilmesi de en az psikoterapi ve tek başına ilaç tedavisi kadar etkili olabilmektedir.

Bu konuda ayrıntılı bilgi ve daha fazlası için aşağıdaki linklerden kitabımı satın alabilirsiniz.

Saygılarımla..

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html