Korku ve kaygılarımız

korkular

Korku ve kaygı türleri

Korkular ve kaygılar farklı türlerde olup farklı şiddette algılanırlar. Bu farklılıklar kişiden kişiye değişse de bunları bir kaç grup içinde kümeleyip, ortak payede tanımlamak olanaksız değildir. Kaygı problemleri bir psikoloğun bir iş gününde en sık karşılaştığı problemlerin başında gelir. Tıp literatüründe sorunlu ve günlük yaşamı olumsuz etkileyen hali anksiyete olarak adlandırılır. Bazı korkular ise problemli ve tekrar eder hale geldiklerinde fobi olarak adlandırılırlar.

 

Korku:

Bu yazının konusu olan problemler arasında en hafif yaşanan problem, normal olan korkudur. Herkes mutlaka bir şeyden korkar. Bazıları çok, bazıları az korksa da yaşanılan korkuların büyük bir kısmı geçici, günlük yaşamı fazla etkilemeyen, tekrarlama olasılığı düşük korkulardır.

Bunlardan bazıları kaygı yaratabilir. Bu kaygı kısa bir dönem veya kişinin bir sonraki aynı kaygıyı yaratan durumda verdiği olumlu deneyime kadar sürer ve sonrasında yok olur.

Normal hallerde ise insan hiç birşey yapmasa da kendiliğinden azalır ve zamanla kaybolur.

 

Fobi:

Korku anlamına gelen fobi, özel veya genel bir duruma veya bir nesneye karşı hissedilir. Zamana yayılmıştır ve günlük yaşamı olumsuz etkiler. Güçlü bir korku ve tiskinti duygusu yaşanılır.

Diğer rahatsızlıklarla birlikte görülebildiği gibi, tamamen bağımsız dışarıdan bakan birisi için küçük ve önemsiz bir duruma veya nesneye karşı da hissedilir. Agorafobi (meydan yeri korkusu) veya araknofobi (örümcek korkusu), tanatofobi (ölümden korkmak) gibi yüzlerce örnek verilebilir.

Çaresi vardır.

 

Yaygın Kaygı Bozukluğu:

Kaygı korkular ve duygusal kırılganlık kişiyi uzan zamandır takip etmektedir ve sıklıkla bunlar hakkında olumsuz düşünceler ve saplantılar olur. En belirgin özelliği kişinin eğlenceli birşey yapıp huzur dolu bir ortamlarda bulunsa dahi bu sıkıntıyı yaşamasıdır.

Elbette çaresi vardır.

 

Panik kaygısı:

Panik atakları aniden ve sebepsiz yere gelirler diye bilinir. Aslında kitaplarımda belirttiğim gibi bunların bir nedeni, nasıl işlediği ve bizleri ne kadar etkilediği gayet açıktır. Kalp çarpıntısı, ölüm korkusu, terleme ve üşümeler, depersonalizasyon ve derealizasyon, bayılmalar, karın ağrıları gibi 13 belirtisi vardır.

Yoğun ve korkutucu bir korku hissedilir. En yaygın psikolojik rahatsızlıklar arasında üst sıralarda yer alır. Zamana yayılmıştır ve diğer bazı psikolojik rahatsızlıklarla birlikte görülür.

Elbette çaresi vardır. Gereksiz yere yaşamınızı etkilemesine izin vermeyin.

 

Sosyal fobi:

Sosyal durumlarla ilintili, günlük yaşamı aşırı derecede rahatsız eden yogun kaygı ve korkular yaşatan bir rahatsızlıktır. En sık görülen rahatsızlıkların ilk sıralarında yer alır. Sakınmalar ve panik atakları ile birlikte görülür.

Kişiyi büyük bir yalnızlığa ve sosyal yalıtılmışlığa iter. Depresyon stress gibi birçok farklı rahatsızlıklar günlük yaşamı olumsuz kılar.

Elbette tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır.

 

Takıntı-Zorlantı Bozukluğu (Obsesif-Kompulsif Bozukluk) OKB:

Bazı takıntıları (obsesif) ve zorlantıları (kompulsif) ve onlar etrafındaki ayinleri / düşünceleri nedeni ile yaşanan yoğun korku ve kaygılardır. Kişi ve yakınlarının güncel yaşamını çok olumsuz etkiler. Depresyon, panik atakları gibi bir sürü diğer rahatsızlıklarla birlikte görülür.

Yukarıdaki rahatsızlıklara göre görülme sıklığı daha düşük olsa da yaşanılan acı ve günlük yaşama olan olumsuz etkisi daha yüksektir.

Elbette doğru tedavi ve alıştırmalarla tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır.

 

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB):

Çok yoğun korkuların yaşandığı, intihar olasılığının diğer kaygı problemlerine göre daha yüksek seyrettiği, yaşayan insanlar için korkunç olan bir rahatsızlıktır.

Bir kaza sonrasında, uzun süreli şiddet veya mobbing yaşayan insanlarda vs vs görülebilir. Yoğun korku, o anı veya korkuyu günbegün yaşama gibi belirtiler içerir. Uykusuzluk, aşırı sinir, iştahsızlık halleri gözlenir.

Ne kadar korkunç olursa olsun elbette çaresi olan bir rahatsızlıktır.

 

Gereksiz yere harcanan para ve zaman, aşırı veya bilinçsiz ilaç kullanımına bağlı komplikasyonlar, sosyal ve ekonomik zorluklar gibi birçok sorunun doğru tedavi yöntemleri ile zamanında engellenebileceğini unutmayın. Bilimsel ve sınanmış tedavi türleri dışında öneri yapan dolandırıcılarda uzak durursanız ve önerilen tedavi programını harfiyen izlerseniz kısa sürede bu problemlerinizden kurtulacağınızı veya büyük oranda o korku ve kaygılarınızla başa çıkar hale geleceğinizi biliyorum. Aklın yolu birdir.

Saygılarımla, Hasan Durna uzm psikoterapist.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

 

Reklamlar

Sosyal fobi ve eşlik eden diğer hastalıklar

sosyal fobi ve.jpg

Sosyal fobi bir toplumda en sık görülen psikolojik rahatsızlıklardan birisidir. Sosyal fobi genellikle bir veya (genellikle) birden çok psikiyatrik bozuklukla birlikte görülür. Yapılan araştırmalara göre sosyal fobili kişilere yaşam boyunca başka bir psikiyatrik bozukluk teşhisi konulması sıklığı % 69-92 civarındadır.  En sık görülen diğer bozukluklar: Yaygın fobi (% 60) agorafobi (% 45) panik bozukluğu (% 36) tssb (% 46). Alkol ve uyuşturucu madde kullanımı (% 18) yüksektir. İntihara meyil oranı (% 18) civarındadır. % 40 civarında gözlemlenen depresiv bozukluklar, şizofreni, otizm v.s. sosyal fobinin ne derece karmaşık ve yaygın bir bozuluk olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu rahatsızlıklardaki ortak noktaların, kişinin öz güven eksikliği duygusuna ve geliştirdiği gerçekçi olmayan olumsuz düşünce kalıplarına dayalı olduğu tespit edilmiştir. Yapılan araştırmalar genel sosyal kaygı bozukluğu teşhisi konulan kişilerin özgül sosyal fobi teşhisi konmuş kişilere göre diğer psikiyatrik bozukluk, eşlik eden hastalık riskinin daha yüksek olduğunu vurgulamaktadır. Sosyal fobi ile birlikte görülen diğer bozuklukların kişinin iyileşme sürecini olumsuz etkilediği aşikardır.

Sosyal fobinin kişiyi olumsuz etkileyip birçok psikiyatrik ve sosyal bozukluğa yol açtığı bilinmektedir. Birçok araştırma sosyal fobi teşhisi konulmuş kişilerdeki eğitim düzeyi düşüklüğünü göz önüne koyarken bazı araştırmalar ise tam tersini vurgulamaktadır. Birçok hastanın yaşanılan yoğun kaygı ve utanç dolayısı ile eğitimini yarıda bıraktığı, entellektüel kapasitesinin altında yer alan, ekonomik getirisi daha az ve diğer meslek gruplarına göre daha zorlu meslek seçimlerinde bulunduğu tespit edilmiştir. Batı avrupa ülkelerini kapsayan bir araştırma, sosyal fobi teşhisi konmuş hastalardaki işsizlik ve işsizlik yardımına başvurma yüzdesinin yüksekliği, yukarıdaki tanıyı doğrulamaktadır. Yine gözlemlenen bir başka fenomen ise sosyal fobili hastalarda gözlemlenen alkol bağımlılığı oranının diğer gruplara göre daha yukarılarda seyretmesidir. ”Yumurta mı tavuk tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan?” ikilemi ile özetlenebilecek bir durum olan, sosyal fobi bozukluğu teşhisi konmuş birçok insanın toplumda ekonomik, sosyal psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklara maruz kalması gerçeği, tedavi öncesi ve sonrası sürecinde göz ardı edilmemelidir.

Saygılarımla…

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Sosyal fobiyi tarihte ilk tanımlayan kişi Hipokrat olmuştu.

Hippokrates

“Sosyal fobinin, tahminen ilk insanın ortaya çıkışından beri varolmuş olsa da, ilk olarak yazılı kayıtlara geçirilmesi, milattan önce 400´lü yıllarda Hipokrat (Hippokrates, yu.) ile olmuştur. Doktorluk mesleğinin babası sayılan Hipokrat, sosyal fobiyi ”kişinin sosyal durumlardan kaçınmasına neden olan, bir tür aşırı utangaçlık” olarak algılayıp, bu şekilde teşhis etmiştir. Sonrasında, 1900´lü yılların başlarında, Fransız Pierre Janet, ”phobie des sitüations sociales” (toplumsal alanlarda yaşanılan korku) tanımını psikiyatri literatürüne sokmuştur. Freud, içinde yaşanılan toplumun kişiyi derinden etkilediğine inanırdı ve bu yüzden fobileri ”kaygı histerisi” adını verdiği bir sınıflamaya dahil etmişti. Dolayısı ile sosyal fobi de bu sınıflamaya dahil edilmişti ve Freud´a göre sosyal fobi ”kendi kendine duyulan güvensizlik nevrozu” yaşayan kişilerde görülürdü. Fakat bu tanımlama sosyal fobiyi gerektiğince görünür ve bilinir kılmadı. 1950´li yıllarda Güney Afrikalı Joseph Wolpe´in fobiler alanında yaptığı çalışmalar ve en önemlisi yüzleştirme tekniğinin öncülü olan ”Systematic desensitization-sistematik duygusuzlaştırma” tekniği, fobilerin ve böylelikle sosyal fobinin psikiyatri çevrelerinde yer edinmeye başlamasına yol açmıştır. 1960´lı yıllarda İngiliz Isaac Meyer Marks´ın kaygı ve fobiler üzerine alışmaları ”sosyal fobinin” kendi başına bir fobi türü olarak kabul görmesine doğru atılan önemli bir adımdır. 1980 yılına gelindiğinde Amerikan Psikiyatri Birliğince (APA) hazırlanan DSM-III (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) sınıflandırmasında sosyal fobi, resmi bir tanı olarak yerini alır psikiyatri dünyasında.”

Sosyal Fobi Kim korkar sosyal fobiden! sayfa 2.

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Hasan Durna

Sosyal fobi belirtileri nelerdir?

fobi.jpg

Bu yazı ilk olarak http://www.kimkorkarsosyalfobiden.wordpress.com adlı sitede yayınlanmıştır.

Sosyal fobinin belirtileri fiziksel belirtiler, duygusal belirtiler, bilişsel belirtiler ve davranışsal belirtiler olarak gruplandırılır. Tüm diğer kaygı bozukluklarında olduğu gibi aynı kökenli ve aynı türden belirtiler olduğu gibi sosyal fobiye özgü belirtiler vardır. Aşağıda bir kaç belirtiyi sıralayalım.

Daha önceki ‘panik atak belirtileri’ yazı dizimdeki 13 yazımda ve kitaplarımda bu ve bu gibi belirtilerin niçin, nasıl ve ne kadar süre ile ortaya çıktığını, bunlarla nasıl baş edilebileceğini ayrıntıları ile anlattım. Burada yenilemek istemiyorum. İlgilenenler yazılarımda ve kitaplarımda daha detaylı bilgiye ulaşabilir.

Kısaca sosyal fobi belirtileri:

Baş çene ve göğüs ağrıları

Kalabalıklardan kaçınma

Kendi ve olası durum hakkında olumsuz düşünceler

Korku, utanç, kaygı ve öfke hissetme

Kızarmak

Terlemek

Göz teması kurmaktan kaçınmak

Kalp çarpıntısı

Titremek

Baş dönmesi, bayılacakmış gibi olma hissi

Gözü hiçbir şeyi görmemek, sadece olumsuza odaklanmak

Karın ağrısı ve mide bulantısı

Çişinin geldiğini hissetmek

Ses kısılması ve ses titremesi

Göz seğirmesi

Yukarıda sıralanan belirtiler sosyal fobi ile birlikte görülen belirtilerdir. Yine panik atak yaşama olasılığının yüksek olduğunu belirtir kitaplarımdaki ve yazılarımdaki o bölümleri okumanızı tavsiye ederim.

Agorafobinin ve depresyonun yüksek oranda eşlik eden hastalıklar olduğunu belirtir ve o konular hakkında da bilgi sahibi olmanızı öneririm.

Bu belirtilerle başedebilmek için birçok şey yapılabilir. İnanın bunlarla başa çıkmak sandığınız gibi imkansız değil.

Saygılarımla, Hasan Durna

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Sosyal fobi nedir?

Sebep sonuc.png

 

Bu yazı ilk olarak “www.kimkorkarsosyalfobiden.wordpress.com” sitesinde yayınlanmıştır.

Sosyal fobi kişiye günlük yaşamında rahatsızlık verecek derecede değişimler yaratan bir kaygı bozukluğudur. Kişi karşılaşılan veya karşılaşılacağı varsayılan sosyal durumlar karşısında yüksek korku ve kaygı yaşayıp bu ve buna benzer durumlardan kaçınmak için kaçınma davranışları geliştirir. Sosyal fobi sadece utangaçlık veya özgüven eksikliği değildir. Kişinin günlük yaşamını atıl kılan onu sınırlandıran bir psikolojik rahatsızlıktır. DSM 5 kriterlerine göre tanımlanır https://kimkorkarsosyalfobiden.wordpress.com/2018/02/04/toplumsal-kaygi-bozuklugu-sosyal-fobi/

En sık görülen psikolojik rahatsızlıklar arasında ilk üçe girer. Yaşam boyu görülme olasılığı gayet yüksektir. İki türü vardır, yaygın ve özgün sosyal fobi. Sosyal fobi sadece ilaç kullanılarak tedavi edilebilen bir rahatsızlık değildir. İlacın birçok vakada ikincil veya üçüncül tedavi türü olması gerekir.

Psikoterapinin hele ki BDTnin (bilişsel davranışçı psikoterapi) en etkili veya en az psikofarmaka ilaçları kadar etkili bir yöntem olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Sosyal fobi, ilaç ve psikoterapi teknikleri dışında başka bir metod ile sağlıklı tedavi edilemez.

Başka psikolojik rahatsızlıklara birlikte görülmesi olağan bir durumdur. Panik atak ve agorafobi sosyal fobili insanları rahatsız eden iki büyük problemdir. Depresyon yaşanma oranı çok yüksektir.

Yaşanılan belirtiler bilişsel, davranışsal, duygusal ve fiziki belirtiler olarak dört kümede ayrıştırılabilir. Başka bir yazıda bunlar hakkında ayrıntılı bir yazı yazarım.

Çevresel, biyolojik/nörolojik ve psikolojik/bilişsel faktörlerin birbirlerini nasıl etkilediği, bunun sosyal fobinin ortaya çıkmasına katkısı ve yine bu sonucun kişiyi nasıl etkilediğini açıklayan kuram, sosyal fobiyi anlamamız ve tedavi edebilmemiz için kabul görmüş bir kuramdır.

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Saygılarımla

Hasan Durna

Sosyal fobi tedavisinde kullanılan ilaçlar

thermometer-1539191_960_720

Ülkemizdeki doktor ve hastaların davranışlarını domine eden ilaç kullanımı kültürümüz hakkında daha önce birçok defa yazdım. Yine belirteyim, yerinde kararınca ve uzmanı ile danışılıp tartışılmış psikofarmaka tedavisi olumlu ve zorunludur. Kendi kafana göre ilaç almak veya tedaviyi yarıda bırakmak, bir yakının tavsiyesine uymak, cahilce yapılan paylaşımlara kanıp karar vermek gibi zararlı şeyler tehlikelidir, tavsiye edilmez.

Çoğu sosyal fobili insan aslında ilaç kullanmadan tamamen davranış ve bilişsel temelli destek tedavileri ile sosyal kaygılarını yani sosyal fobi ve buna bağlı yıkıcı ve ürkütücü panik ataklarını kontrol edebilir. Bu kontrolü psikoterapi seansları veya kendi kendine yardım metodları ile de edinebilirsiniz. Elbette bu ağır ve çoklu rahatsızlıklar olmayan vakalarda daha rahat ve kolaydır.

Yine de, “ilaca ihtiyacım var”, veya “konu hakkında bilgi sahibi olmak istiyorum” diyorsanız buyrun yazının devamına…

Yapılan bilimsel araştırmalar sadece ilaç kullanımının ve sadece psikoterapinin aynı derecede etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak vakalardaki çeşitlilik, ilaç kullanmayı zorunlu kılan durumlar gibi nedenlerle çoğunlukla kullanılan metod ilaç ve destek terapilerin karışımı olan bir kurdur. İlaç tedavisinin özü, ilacın içindeki aktif maddenin kaygıyı, panik atakları ve depresyonu engelleyip, yeni geleceği varsayılan ataklara dair duyulan korkuyu azaltmak, kişide fiziki ve ruhsal rahatlama yaratmak, stresi azaltmaktır. Tüm ilaçlar eninde sonunda ilaç tedavisi kesildikten bir süre sonra etkisini yitirir.

Kaygı bozukluklarında ve özellikle sosyal kaygı bozukluğunda kullanılan ilaçlar zamanla gelişip günümüzdeki seviyeye gelmişlerdir. Eskiye oranla tedaviye yanıt verme, yan etkiler gibi birçok konuda iyileştirmeler gözlenmektedir. sosyal kaygı bozukluğu tedavisinde kullanılan ilaçlar kabaca dört gruba ayrılır.

SSRİ (Seçici Serotonin Gerialım İnhibitörleri) günümüzde en çok kullanılan ilaçlarıdır. 80´lerin son yarısında piyasaya sürülmüştür. Popüler olması düşük düzeydeki yan etkileri ve yüksek tedavi kapasitesi dolayısı iledir. Aşırı doz kullanımının bile herhangi bir sorun yaratmaması özellikle intihara eğilimli hastalarda yaşamsal öneme sahiptir. İlacın etkisi, kaygının engellenmesi ve azaltılması olarak gözlenir. İlacın kullanılmaya başlanmasından itibaren iki ila dört hafta arası bir sürede yüksek oranda iyileştirmeler gözlenir. Ortalama bir yıllık ilaç tedavisini izleyen birkaç aylık ataksız bir dönemden sonra azar azar düşen doz miktarı ile ilaç kesilir. Görülme olasılığı olan yan etkiler bulantı, uyku bozuklukları, kilo alma, ağız kuruluğu, yorgunluk hissi, kabızlık ve cinsel iştahsızlık olarak gözlenebilir. SSRİ ilaçları depresyon tedavisinde de kullanılmaktadır. Bağımlılık yaratma riski yoktur. Fluoxetine, Sertralin, Citalopram, Paroxetin, Fluvoksamin gibi örnekler verilebilir.

SNRİ (Seçici Noradrenalin Gerialım İnhibitörleri) 1990´lı yılların ortalarından itibaren kullanılmaya başlanan bir ilaç grubudur. SSRİ´lerden sonraki bir model olarak sayılır. Effexor (bilinen ismi ile Venlafaxin), Cymbalta, İxel bu gruba örnek verilebilir. Ağız kuruluğu, kabızlık, görme bozuklukları, yorgunluk hissi, uykusuzluk, baş ağrısı ve diyare yan etkiler olarak gözlenebilir.

MAOİ (Monoamin Oksidaz İnhibitörleri) Sosyal kaygı bozukluğu ve panik atak tedavisinde kullanılıp başarı ile denenmiş eski dönem bir ilaç grubudur. Öncelikle anti depresan olarak kullanılan bu grup sonraları kullanım alanını kaygı bozukluğunu da kapsar bir şekilde geliştirmiştir. Bu ilaç turu 50´lerde kullanılmaya başlanıp günümüzde az tercih edilen bir gruptur. Tranılsıpromine, Moklobemid ve Fenelzin olarak örneklendirilebilir. Genellikle dirençli ve zor vakalarda tercih edilirler. Yan etkileri arasında aşırı kilo alma, uykusuzluk ve cinsel bozukluklar olağan olanlardır.

BENZODİAZEPİNLER 70´lerde ortaya çıkan bir ilaç türüdür. En tanınmışları Alprazolam (Xanax), Klonazepam (Rivotril) ve Diazepam (Diazem) dir. Hızla etki gösterir. Bağımlılık riski yüksektir. Aşırı yorgunluk yaratır. Bilişsel bozukluklara yol açıp baş dönmesi, cinsel bozukluklar, terleme ve titreme, aşırı uyku, bağımlılık yaratma gibi yan etkilere neden olabilirler. Sosyal kaygı bozukluğu tedavisinde birinci tercih olarak kullanılmazlar.

Sosyal kaygı bozukluğu tedavisinde, kullanılan ana ilaç tedavisinin yanı sıra bazı yan etki önleyici tedavi edici ilaçların kullanılması da olağan bir durumdur. Sosyal fobinin panik ataklar ve diğer kaygı bozuklukları, psikolojik bozukluklar ve diğer bazı somatik bozukluklarla da birlikte görüldüğü unutulmamalıdır. Yine kaygı, stres ve panik ataklarla ilintili olumsuz algılanan fiziki, bilişsel ve ruhsal belirtiler de farmakolojik yollarla tedavi edilebilir.

Belirtildiği gibi benzodiazepinler bağımlılığa ve yan etkilere daha açık potansiyelli nedeni ile ile hamilelerce kullanılmaması ve diğer türden ilaç seçimi daha yerinde uygun bir seçimdir. Bağımlılığa meyilli ve intihar teşebbüs riski yüksek olan hastalarda dikkatli olunmalıdır.

Belirtildiği üzere doktor ile olan dialog, ilacın yapısı, etki süresi, yan etkileri, dozaj ve kesinti zorlukları gibi konularda bilgi sahibi olmanıza neden olur. İlaç alımında doktor tavsiyesinin dışına çıkılmaması önemlidir. Bazı ilaçlar bağımlılık yaratırken bazıları özkıyım (intihar) riskini yükseltebilir. Bazı ilaçların yarılanma süresi diğerlerine göre daha uzundur.

İlaç tedavisi sırasında alkol kullanımı, bazı yiyecek ve içeceklerin alınması önerilmez. Doktordan alınacak kapsamlı bilgi bu konularda dikkatli olmak için yeterli olacaktır. Günlük spor, beslenme alışkanlıkları ve kendi kendine yardım tekniklerinin psikososyal destek ile kombine edilmesi de en az psikoterapi ve tek başına ilaç tedavisi kadar etkili olabilmektedir. Daha ayrıntılı bilgiyi kitaptan ve diğer yazılarımdan edinebilirsiniz.

Saygılarımla…

Hasan Durna, uzman psikoterapist

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html