Uyuşturucu madde kullanımı psikoz bozukluğuna neden olmakta.

drugs-1276787_960_720

 

Psikiyatri dünyasındaki en ağır vakalar psikozlardır. Düşünce ve duyunun ağır oranda bozulduğu zihin durumudur. Böyle bir epizotta gerçek dünya ile olan bağ kopar, halüsinasyonlar ve paranoya yaşanır. Şizofreni, bipolar bozukluk, ağır depresyon vakaları yanında madde kullanımına bağlı olarak da ortaya çıkar. Psikozların halüsinasyon, paranoya, bıkkınlık, isteksizlik, unutkanlık, kognisyon zorlukları, özkıyım isteği gibi bir sürü tesiri varken kişinin geri kalan yaşamında, eğer bağımlılık geçmişi yoksa, madde bağımlılığı, davranış bozuklukları, sosyal bozukluklar, artan suça eğilim riski, ümitsizlik, fakirlik hatta kalp ve kan dolaşımı hastalıkları gibi somatik rahatsızlıklara yakalanmasına da yol açar.

Bu konu hakkında ileride daha ayrıntılı bir yazı yazarım. Bugün bahsetmek istediğim konu, uyuşturucu madde kullanımının psikozları nasıl etkilediğidir.

Bilinmesi gereken ilk nokta madde kullananların önemli bir bölümünün psikoz yaşayacağıdır. Özellikle kokain, amfetaminler, esrar ve ağır alkol kullanımı psikoz için daha yüksek risk oluşturmaktadır. Maddenin ne kadar sürede kullanıldığı, kişinin genetik yatkınlık, önceki psikiyatrik geçmişi, maddenin psikoz gelişiminin hızını etkiler. Özellikle 16-25 yaş aralığı şizofreni gelişimi açısından çok riskli bir dönemdir.

Maddeye bağlı olarak ortaya çıkan psikozlar madde kullanımı anında ortaya çıkabileceği gibi, kullanım sonrası ilk 48 saat içinde de ortaya çıkabilirler. Bazan ilk kullanım bazansa uzun süreli kullanım psikoza yol açar. Altında psikiyatrik nedenler bulunmayan psikozlar geçici psikozlar olarak kalabilir. Olumlu koşullarla kişi son madde kullanım tarihinden 6 ay sonra sağlığına kavuşabilir.

Uyuturucu maddenin beyni nasıl etkilediği talamus, sinapsler ve dopamin arasındaki ilişkiye hiç girmeyeyim. Uzun ve sadece meraklısının okuyup anlayacağı bir konu. Kısaca madde kullanımına bağlı psikozun kullanılan maddenin beyinde yarattığı geçici veya kalıcı hasar olduğunu söyleyip geçeyim.

Diğer psikozlar, alkolhalüsünasyonları, alkolparanoyanalı ile karıştırılabilirler. Antipsikotik ilaçlar, psikoterapi, psikososyal destek çalışmaları ile tedavi edilir.

Yaşanılan durum kişi ve yakınları için yıkıcı, yorucu ve pahalı bir süreçtir. Aile ve yakın çevrede yaşanan ayrılıklar, yalnızlık, özkıyım/intihar, fakirlik, suça eğilim, bağımlılık gibi bir çok sorunu da beraberinde getirir.

Ne yapmalı?

Yapılacak öyle çok şey var ki… Uzun zahmetli tedaviler, koruyucu çalışmalar, rehabilite çalışmaları… Hepsinden kurtulmak istiyorsanız şu basit, uygulanabilir bir kaç önerimi dinleyin.

  • Uyuşturucu kullanmayın!
  • Gereksiz sıklıkta ve yoğunlukta alkol almayın!
  • Daha ağır madde bağımlılığına yol açabilecek alışkanlıklardan kaçının.
  • Yukarıdaki şıkları yaşayabilecek yakınınız/arkadaşınız varsa sevgi ve saygıyla uyarın, yardım edin.
  • Bu riskleri taşıyan ortamlardan uzak durun.
  • En kısa sürede profesyonel yardım almak can, zaman,sağlık ve paranızı kurtarır.

Geçmiş olsun…

Hasan Durna, uzman psikoterapist

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

 

 

Sosyal fobi tedavisinde kullanılan ilaçlar

thermometer-1539191_960_720

Ülkemizdeki doktor ve hastaların davranışlarını domine eden ilaç kullanımı kültürümüz hakkında daha önce birçok defa yazdım. Yine belirteyim, yerinde kararınca ve uzmanı ile danışılıp tartışılmış psikofarmaka tedavisi olumlu ve zorunludur. Kendi kafana göre ilaç almak veya tedaviyi yarıda bırakmak, bir yakının tavsiyesine uymak, cahilce yapılan paylaşımlara kanıp karar vermek gibi zararlı şeyler tehlikelidir, tavsiye edilmez.

Çoğu sosyal fobili insan aslında ilaç kullanmadan tamamen davranış ve bilişsel temelli destek tedavileri ile sosyal kaygılarını yani sosyal fobi ve buna bağlı yıkıcı ve ürkütücü panik ataklarını kontrol edebilir. Bu kontrolü psikoterapi seansları veya kendi kendine yardım metodları ile de edinebilirsiniz. Elbette bu ağır ve çoklu rahatsızlıklar olmayan vakalarda daha rahat ve kolaydır.

Yine de, “ilaca ihtiyacım var”, veya “konu hakkında bilgi sahibi olmak istiyorum” diyorsanız buyrun yazının devamına…

Yapılan bilimsel araştırmalar sadece ilaç kullanımının ve sadece psikoterapinin aynı derecede etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak vakalardaki çeşitlilik, ilaç kullanmayı zorunlu kılan durumlar gibi nedenlerle çoğunlukla kullanılan metod ilaç ve destek terapilerin karışımı olan bir kurdur. İlaç tedavisinin özü, ilacın içindeki aktif maddenin kaygıyı, panik atakları ve depresyonu engelleyip, yeni geleceği varsayılan ataklara dair duyulan korkuyu azaltmak, kişide fiziki ve ruhsal rahatlama yaratmak, stresi azaltmaktır. Tüm ilaçlar eninde sonunda ilaç tedavisi kesildikten bir süre sonra etkisini yitirir.

Kaygı bozukluklarında ve özellikle sosyal kaygı bozukluğunda kullanılan ilaçlar zamanla gelişip günümüzdeki seviyeye gelmişlerdir. Eskiye oranla tedaviye yanıt verme, yan etkiler gibi birçok konuda iyileştirmeler gözlenmektedir. sosyal kaygı bozukluğu tedavisinde kullanılan ilaçlar kabaca dört gruba ayrılır.

SSRİ (Seçici Serotonin Gerialım İnhibitörleri) günümüzde en çok kullanılan ilaçlarıdır. 80´lerin son yarısında piyasaya sürülmüştür. Popüler olması düşük düzeydeki yan etkileri ve yüksek tedavi kapasitesi dolayısı iledir. Aşırı doz kullanımının bile herhangi bir sorun yaratmaması özellikle intihara eğilimli hastalarda yaşamsal öneme sahiptir. İlacın etkisi, kaygının engellenmesi ve azaltılması olarak gözlenir. İlacın kullanılmaya başlanmasından itibaren iki ila dört hafta arası bir sürede yüksek oranda iyileştirmeler gözlenir. Ortalama bir yıllık ilaç tedavisini izleyen birkaç aylık ataksız bir dönemden sonra azar azar düşen doz miktarı ile ilaç kesilir. Görülme olasılığı olan yan etkiler bulantı, uyku bozuklukları, kilo alma, ağız kuruluğu, yorgunluk hissi, kabızlık ve cinsel iştahsızlık olarak gözlenebilir. SSRİ ilaçları depresyon tedavisinde de kullanılmaktadır. Bağımlılık yaratma riski yoktur. Fluoxetine, Sertralin, Citalopram, Paroxetin, Fluvoksamin gibi örnekler verilebilir.

SNRİ (Seçici Noradrenalin Gerialım İnhibitörleri) 1990´lı yılların ortalarından itibaren kullanılmaya başlanan bir ilaç grubudur. SSRİ´lerden sonraki bir model olarak sayılır. Effexor (bilinen ismi ile Venlafaxin), Cymbalta, İxel bu gruba örnek verilebilir. Ağız kuruluğu, kabızlık, görme bozuklukları, yorgunluk hissi, uykusuzluk, baş ağrısı ve diyare yan etkiler olarak gözlenebilir.

MAOİ (Monoamin Oksidaz İnhibitörleri) Sosyal kaygı bozukluğu ve panik atak tedavisinde kullanılıp başarı ile denenmiş eski dönem bir ilaç grubudur. Öncelikle anti depresan olarak kullanılan bu grup sonraları kullanım alanını kaygı bozukluğunu da kapsar bir şekilde geliştirmiştir. Bu ilaç turu 50´lerde kullanılmaya başlanıp günümüzde az tercih edilen bir gruptur. Tranılsıpromine, Moklobemid ve Fenelzin olarak örneklendirilebilir. Genellikle dirençli ve zor vakalarda tercih edilirler. Yan etkileri arasında aşırı kilo alma, uykusuzluk ve cinsel bozukluklar olağan olanlardır.

BENZODİAZEPİNLER 70´lerde ortaya çıkan bir ilaç türüdür. En tanınmışları Alprazolam (Xanax), Klonazepam (Rivotril) ve Diazepam (Diazem) dir. Hızla etki gösterir. Bağımlılık riski yüksektir. Aşırı yorgunluk yaratır. Bilişsel bozukluklara yol açıp baş dönmesi, cinsel bozukluklar, terleme ve titreme, aşırı uyku, bağımlılık yaratma gibi yan etkilere neden olabilirler. Sosyal kaygı bozukluğu tedavisinde birinci tercih olarak kullanılmazlar.

Sosyal kaygı bozukluğu tedavisinde, kullanılan ana ilaç tedavisinin yanı sıra bazı yan etki önleyici tedavi edici ilaçların kullanılması da olağan bir durumdur. Sosyal fobinin panik ataklar ve diğer kaygı bozuklukları, psikolojik bozukluklar ve diğer bazı somatik bozukluklarla da birlikte görüldüğü unutulmamalıdır. Yine kaygı, stres ve panik ataklarla ilintili olumsuz algılanan fiziki, bilişsel ve ruhsal belirtiler de farmakolojik yollarla tedavi edilebilir.

Belirtildiği gibi benzodiazepinler bağımlılığa ve yan etkilere daha açık potansiyelli nedeni ile ile hamilelerce kullanılmaması ve diğer türden ilaç seçimi daha yerinde uygun bir seçimdir. Bağımlılığa meyilli ve intihar teşebbüs riski yüksek olan hastalarda dikkatli olunmalıdır.

Belirtildiği üzere doktor ile olan dialog, ilacın yapısı, etki süresi, yan etkileri, dozaj ve kesinti zorlukları gibi konularda bilgi sahibi olmanıza neden olur. İlaç alımında doktor tavsiyesinin dışına çıkılmaması önemlidir. Bazı ilaçlar bağımlılık yaratırken bazıları özkıyım (intihar) riskini yükseltebilir. Bazı ilaçların yarılanma süresi diğerlerine göre daha uzundur.

İlaç tedavisi sırasında alkol kullanımı, bazı yiyecek ve içeceklerin alınması önerilmez. Doktordan alınacak kapsamlı bilgi bu konularda dikkatli olmak için yeterli olacaktır. Günlük spor, beslenme alışkanlıkları ve kendi kendine yardım tekniklerinin psikososyal destek ile kombine edilmesi de en az psikoterapi ve tek başına ilaç tedavisi kadar etkili olabilmektedir. Daha ayrıntılı bilgiyi kitaptan ve diğer yazılarımdan edinebilirsiniz.

Saygılarımla…

Hasan Durna, uzman psikoterapist

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

PANİK BOZUKLUĞU, PANİK ATAKLARI VE HASTALIK HASTALIĞI (HİPOKONDRİ)

Hypochondria-300x201

Panik bozukluğu süreli kaygılar bunlara eşlik eden panik ataklar, fiziksel ve bilişsel belirtiler ve onlara dair duyulan olumsuz beklentiler nedeni ile günlük yaşamını normal koşullarda idame ettirememe olarak karşımıza çıkar. Kadim Yunancadaki orjinal hali ile ” göğüs kafesinin altındaki” demek olan hastalık hastalığı (daha doğru, tıbbi bir tanımlama ile hipokondriya hastalığı) ise bir hastalığı olduğuna inanma, bir hastalığa tutulacağına inanma ve bu kaygı ile günlük yaşamını normal koşullarda idame ettirememe olarak karşımıza çıkar.

İki durumda ortak olarak gözlenen şey, bazı belirtilerin hastalanmaya yorulması, hastalanmaya karşı duyulan yoğun korku ve kaygı ve böylelikle artan doktor ve hastahane ziyaretleridir.

Panik bozukluğu çeken bireyler için sevindirici olan hastalık kaygısının hipokondriklerdeki kadar saplantı haline gelmemiş olmasıdır. Kitabımda ve daha önceki yazılarımda belirttiğim bir husus, dünya sağlık örgütü verilerine göre, ayak üstü doktor ziyareti ve ilaç kullanım oranı açısından üst sıralarda yeraldığımız ve ne yazık ki sağlıklı yaşam sıralamasında ise altlarda bulunmamızdır.

Sonuçsuz doktor ziyareti bir işe yaramıyor tam tersine kişide engellenemez utanç, kaygı, ekonomik kayıp gibi olumsuzluklar yaratıyor, toplumsal açıdan gereksiz kaynak sarfiyatı, artan sıralar, çoğalan iş hacmi gibi karmaşaya neden oluyorsa ne yapmalı?

Panik bozukluğu (ve buna bağlı olarak panik atak) ve hastalık hastalığının bıilinen en kolay, toplum ve biray açısında en ucuz, en hızlı ve en kalıcı sağaltım sağlayan yöntemin Bilişsel Davranışçı Psikoterapi olduğu bir çok bilimsel araştırma ile kanıtlanmıştır.

Sağlığı için makul düzeyde endişelenmek, daha sağlıklı bir yaşam için çabalamak elbette iyidir. Yorucu ve kötü olanı, bunu günlük yaşamı etkiler düzeyde yaşamaktır. Bunu zamanla bir güvenlik arama davranışı ve nihayetinde bir kaçınma davranışı haline getirmektir.

Panik bozukluğu ve hastalık hastası olanların ortak korkusu, bedensel belirtilere karşı yaşanan yoğun korkudur. ”Kalp krizi geçiriyorum. Bu sefer kesin ciddi bir şey olmalı. Ne olursa olsun o doktoru göreceğim, valla o benim halimden anlıyor…” gibi sanılar zamanla kaçınma, kanıksama ve boşverme davranış ve düşüncelerine götürür. Hastalık yaratma riski taşıyan bölge ve durumlardan kaçınmaya, bunu hatırlatacak aktiviteteleri yapmamaya götürür. Her iki tipteki hastalar durumun mantıksız ve gerçek olmadığını bilmektedirler.

O yüzden bilişsel değişim, yeni alışkanlıklar edinme alıştımaları, yakınların kaçınma davranışlarından ziyade olumlu alışkanlıkları desteklemesi çok önemlidir. Unutmayın, iki hastalık türü de psikoterapi ile tedavi edilebilir.

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.evrenselkitap.com/detay.asp?u=245583

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

Saygılarımla…

Hasan Durna

PANİK ATAK ANINDA BEYİNDE NELER OLUP BİTER?

amigdala2

Katıldığım toplantılarda, terapi görüşmelerimde, yazdığım makale ve forumlarda hep tekrar ettiğim cümle şudur. “Panik atak sana beyninin oynadığı korkutucu bir oyundur.” Eee, bu nasıl bir oyun ki bir sürü insan bu yoğun korku ile toplamda milyarlarca liralık sağlık harcamaları yapmak zorunda kalıyorlar? Açıklayayım efendim.

Çevrende gördüğün her üç insandan biri, hayatı boyunca, en az bir sefer panik atak nöbeti geçirmiştir. Yani, panik atak bizlere o kadar da yabancı olmayan bir olgudur. Panik atak, daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi, sebepsizce ve ansızın ortaya çıkan yoğun korku ve devamındaki kaygının yarattığı ağır fiziksel tepkiler silsilesidir.

Panik atağın nedenleri arasında doğuştan gelen nedenler, öğrenilmiş nedenler ve yaşanılan olaylara bağlı nedenler gibi farklı nedenler sayılabilir ancak unutma, panik atak her zaman ilk olarak beyinde başlar. Tam olarak belirtmek gerekirse beynin Amigdala denen, limbik sinir sisteminin bir parçası olup duygularımızın kontrol odası olarak adlandırabileceğimiz ve hafıza oluşumunda yaşamsal öneme sahip bir bölgesinde başlar. Bademe benzediği için yunanca badem=amigdalos kelimesinden gelir. Özellikle korku ve kızgınlık ile bağlantılıdır.

Yapılan bir deneyde, kızgın sinirli veya asık suratlı insanların resimlerini gören kişilerin Amigdala bölgesinde yoğun beyin hareketliliği tespit edilmiştir. Amigdalanın özellikle savunma mekanizmaları ( kaç veya saldır da dahil) ile yakından ilintili olan beyin bölümü “boz madde” ve hormonal yönetim ve otomatik sinir sisteminin önemli bir parçası olan “hipotalamus” ile ilişkisi belirtilmelidir.

Panik anında nörotransmitterler (serotonin, noradrenalin gibi) beyinde hızlı bir hareketliliğe neden olur. Adranalin hormonu kana karışır ve böylelikle o bilinen fiziki ve duygusal belirtiler (kalp çarpıntıları, nefes darlığı, baş dönmesi vs) ortaya çıkar. Kaçmak veya saldırmak seçenekleri vardır sadece. Kaslar ve tüm organlar ölümcül bir savaş hali veya savaş yerinden kaçabilmek için güçlü ve hazır veya tam tersi ölü taklidi yapıp tehlikeyi savuşturmak için kilitlenmiş durumdadır.

Elbette bu belirtileri fark etmen ve bu yüzden endişelenip kaygıya kapılman bu belirtilere yoğunlaşıp kontrol etmeye çabalaman durumu daha da kötüleştirir. Soluk alıp vermedeki düzensizlikler (genellikle hiperventilasyon), baş dönmesi, boğulacakmış gibi olma, bayılma gibi durumlar ve kandaki düzensizlikler ve onun olumsuz etkilerine yol açar.

Kandaki adrenalin seviyesini normale çekmenin en kolay yolu sakinleşip duygularını kontrol altına alman ve bu durumun geçmesini beklemendir. Çabalamak, karşı koymaya çalışmak durumu sadece daha kötü yapar ve atağın süresini uzatır. Atağın süresini ve etkisini azaltmak ve zamanla kontrol altina almak onu kontrol etmeye çabalamaktan vazgeçmekle doğru orantılıdır. Derin bir suya düşen yüzme bilmeyen birisinin yapacağı en akıllıca iş, sakinleşip sırt üstü uzanarak başını suyu üstünde tutmasıdır, yoksa kolayca boğulur, değil mi?

Korku, beyinde temel bölgelerce kontrol edilen bir duygudur. Bu yüzden korku ve kaygı anında hızlı ve istemsizce primitif tepkiler verilir. Korku üzerine çalışmalar yapan insanlar da yanıbaşında patlayan bombadan veya ani ve beklenmedik şeylerden korkarlar. Önemli olan o ilk şok anını atlatıp sonrasında korku ve kaygının esiri olmamaktır. Unutma panik ataktan dolayı hiç kimse ölmedi, ölmeyecek.

Bunu engellemek ve kontrol altına almak için yapılacak birçok şey vardır..

Saygılarımla…

Hasan Durna

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

PANİK ATAK VE MERAK EDİLENLER 3… PANİK ATAK VE UNUTKANLIK

detective-1424831_960_720

PANİK ATAK VE UNUTKANLIK

Unutkanlık ve hafıza kapasitesi, biyolojik sebeplere ( yaşlılık demens, neurolojik bozukluklar…) bağlı oldugu kadar çevre koşullarına (alkol sigara gibi bazı maddelerin kullanımı, iletişimi bozan koşullar…) veya psikolojik koşullara (motivasyon, dikkat, ilgi düzeyi…) da bağlıdır.

Günlük yaşamında yüksek düzeyde stres yaşayan insanlarda unutkanlık görülmesi olağan bir durumdur. Panik kaygısı ile yaşayan, sıklıkla panik atak nöbetleri geçiren insanların yüksek düzeyde günlük strese maruz kalmaları genel bir durumdur.

Stres anında beynimizin hafıza depolama merkezi olan Hipokampus´un şeker kullanma (vücudun önemli bir enerji kaynağı) yetisi engellenir. Bu enerjiye ulaşamayan hipokampus böylelikle algıladığımız bilgiyi depolayamaz hale gelir. Bu da bizlerin depolayamadığımız bilgileri unutmamıza yol açar.

Yani az stresli bir yaşam uzun vadede daha büyük hafıza kapasitesi, daha az unutkanlık ve dolayısı ile daha yüksek kendine güven, topluluk içinde kendini gösterme isteğine neden olur.

Bir konuya kendini motive etmek, ona ilgi ve alaka göstermek o konunun durumun daha kolay kavranılması, beğenilmesi ve daha kolay şekilde hafızaya kaydedilmesine neden olur.

Günlük spor veya fiziksel egzersizler yapmak, iyi uyku uyumak, yiyecek ve içeceklerde çeşitlilik yaratip fazla aşırıya kaçmamak gibi küçük ama önemli adımlar unutkanlığı engellediği gibi stressiz bir gün ile yaşam kalitesini de yükseltir.

Saygılarımla..

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

PANİK ATAK TEDAVİSİNDE KULLANILAN İLAÇLAR

Ilac

Birçok hasta aslında ilaç kullanmadan tamamen davranış ve bilişsel temelli destek tedavileri ile panik atak kontrol edebilir. Buna ulaşmak psikoterapi seansları ile olabileceği kadar kendi kendine yardım metodları uygulanarak da yaşanabilir. Gerekli durumlarda, özellikle ağır vakalarda, psikiyatrist kontrolünden geçtikten sonra ilaç kullanımı tavsiye edilir.  Kendi kendine veya uzman olmayan kişilerin tavsiyesi ile ilaç almak, uzman doktor teşhisi olmadan doz artırıp azaltmak veya tedaviyi sonlandırmak sakıncalıdır.

 Kısaca ilaç tedavisinin etkinliği, ilacın içindeki aktif maddenin panik atakları engelleyip yeni geleceği varsayılan ataklara dair duyulan korkuyu azaltmaktır. Tüm ilaçlar eninde sonunda ilaç tedavisi kesildikten bir süre sonra etkisini yitirir ve kişi yeniden panik atak kaygısını yaşamaya başlar.

İlaç tedavisi ile kast edilen vücuda alınan bazı kimyasal maddelerin beyinde yolaçtığı değişikliker ve nihayetinde salgılanan ya da engellenen bazı hormonlardır.

Kaygı bozukluklarında ve özellikle panik bozukluğu ve sıklıkla yaşanan panik atak nöbetlerinde kullanılan ilaçlar zamanla gelişip günümüzdeki seviyeye gelmişlerdir. Eskiye oranla tedaviye yanıt verme, yan etkiler gibi birçok konuda iyileştirmeler gözlenmektedir. panik bozukluğu ve panik atak tedavisinde kullanılan ilaçlar kabaca dört gruba ayrılır.

SSRİ (Seçici Serotonin Gerialım İnhibitörleri) günümüzde en çok kullanılan ilaçlarıdır. 80´lerin son yarısında piyasaya sürülmüştür. Popüler olması düşük düzeydeki yan etkileri ve yüksek tedavi kapasitesi dolayısı iledir.

TCA (Tristik Antidepresanlar) 1950´lerden itibaren kullanılmaya başlansa da günümüzde artık pek rağbet görmeyen bir ilaç grubudur.

MAOI (Monoamin Oksidaz Inhibitörleri) Panik bozukluğu ve panik atak tedavisinde kullanılıp başarı ile denenmiş eski dönem bir ilaç grubudur. Öncelikle antidepresan olarak kullanılan bu grup sonraları kullanım alanını kaygı bozukluğunu da kapsar bir şekilde geliştirmiştir.

BENZODİAZEPİNLER 70´lerde ortaya çıkan bir ilaç türüdür. Hızla etki gösterir. Bağımlılık riski yüksektir. Aşırı yorgunluk yaratır.

İlaçlar hastanın durumuna, birlikte uygulanan destek terapilerinin olup olmadığına göre tek başına veya diğer gruptan ilaçlarla birlikte kullanılabilir.

Panik bozukluğu ve panik atak tedavisinde kullanılan ana ilaç tedavisinin yanı sıra bazı yan etki önleyici tedavi edici ilaçların kullanılması da olağan bir durumdur.

Belirtildiği üzere doktor ile olan dialog ilacın yapısı, etki süresi, yan etkileri, dozaj ve kesinti zorlukları gibi konularda bilgi sahibi olmanıza neden olur. İlaç alımında uzman doktor tavsiyesinin dışına çıkılmaması önemlidir. Bazı ilaçlar bağımlılık yaratırken bazıları özkıyım (intihar) riskini yükseltebilir. Bazı ilaçların yarılanma süresi diğerlerine göre daha uzundur.

İlaç tedavisi sırasında alkol kullanımı, bazı yiyecek ve içeceklerin alınması önerilmez. Doktordan alınacak kapsamlı bilgi bu konularda dikkatli olmak için yeterli olacaktır.

Daha önce belirtildiği üzere ilaç tedavisi, bazı koşullarda, sadece psikoterapi tedavisi kadar etkilidir. Günlük spor, beslenme alışkanlıkları ve kendi kendine yardım tekniklerinin psikososyal destek ile kombine edilmesi de en az psikoterapi ve tek başına ilaç tedavisi kadar etkili olabilmektedir.

Bu konuda ayrıntılı bilgi ve daha fazlası için aşağıdaki linklerden kitabımı satın alabilirsiniz.

Saygılarımla..

http://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html

 

 

 

PANİK ATAK VE YAPILMASI GEREKENLER

question-mark-1019922_960_720

NE YAPMALI?

  • Korku ve kaygılarınızdan kaçınmaktan vazgeçin.
  • Kaygı ve korkularınızı sürekli güncel tutmayın. Unutmayın onlar güncel kaldıkça büyüyüp güçlenirler.
  • Her şeye inanmayın. Ortalıkta çok fazla yanlış ve yalan bilgi var.
  • Konu hakkında bilimsel veya ciddi olmayan bilgi toplamaktan vazgeçin. Bu türden yalanlar beyninizi kemirirler.
  • Yatağa kuruntu ve korku ile girmekten kaçının. Yoksa uyku problemleri ile de cebelleşmek zorunda kalırsınız.
  • Düzeysiz, gayri ciddi, açıkcası sahtekarlık yapan “profesyonelleri” dinlemekten vazgeçin. Ortalık ne yazık ki pek çok yalancı ve para kazanma derdinde olan gayri ciddi ve tehlikeli insan kaynıyor.
  • Arkadaş, eş dost vasıtası ile ilaç alıp vermek, başlayıp bırakmaktan itina ile kaçının.
  • Kendinize inanmaktan vaz geçmeyin.
  • Sürekli kendine bedeninize, fiziki belirtilerinize yoğunlaşıp başkalarına bu konuda tavsiyeler-sorular sormak birçok durumda sadece kaygı ve korku yaratır. Onlar da büyüyüp, güçlenip daha da fazla fiziksel, duygusal ve bilişsel tepkiye neden olurlar.
  • Hayatınızda önünüze hedefler koyup, hayatınızı anlamlandırın. Yaşamınızdaki küçük günlük meşgalelerinizde, onlarda zevk almaya calışıp mutluluğu hedefleyin.
  • Küçük, pozitif, sevindirici yaşam detaylarını gözden kaçırmamaya çalışın.
  • Kendine değer vermek, bunu kendinize ve başkalarına göstermek size çok şey katar.
  • Yakınınızdaki insanları sevmek veya onlara inanmak için çaba harcamak onların da sizi sevmesi ve size inanması için ilk ve önemli bir adımdır.
  • Geleceğe dair umut duymaktan asla vazgeçmeyin.
  • Kendiniz olmayı deneyin.
  • Anı yaşamak hayatı algılamak, yaşama kendinize ve böylelikle tüm değer verdiğiniz şeylere saygı göstermek demektir.

Saygılarımla

/Uzm. Psikoterapist Hasan Durna

Bunlar ve daha fazlası için kitabıma göz atmayı unutmayın:

https://www.kitapyurdu.com/yazar/hasan-durna/192235.html

http://www.kitapavrupa.com/yazar/hasan-durna/192235.html